|
SON DAKİKA
Tatvan'da Kaza:1 Ölü,1 Yaralı
Memurlar Bitlis'te Hayatı Durdurdu!
Bitlis'te 35 Korucu Silah Bıraktı!
Korucular İçin Geniş Çaplı Operasyon
Yalancı Bahar
Mehmet Şah Marhan sahmarhan@hotmail.com
Koca bir yaz nasıl da geride kaldı, hemen de bitiverdi. Tıpkı bir insanın gençliği gibi… En güzel, en tatlı rüya gibi… Bir gülün en güzel, en albenili halinde iken ansızın solması gibi…
Günler çaktırmadan ve adeta çoğu zaman kendini unutturarak, gizli gizli, sessizce nasıl da kısalıverdi. Günlerin kısalması, aslında sinsice değil; ama usul usul hüzün ekme çabasında. Baksanıza doğanın bütün renkleri artık sarı tonlu ve hüzün doludur. Dağ, taş; yer, gök hüznünün izlerini taşıyor. O yaz sıcaklığında imdadımıza yetişen meltem, şu günlerde yerini deli ve huysuz rüzgâra bırakmış. Yaz sonrası yağmurun ilk yağışı ise; yazın rehavetine kapılanlar, yalancı baharın gizli hüznünden bihaber olanlar için tatlı bir dürtü ve dokunuştur. Yağan yağmurun, çatlamış toprakla buluşması, yağmur damlaların toprağa tane tane dokunması, toprağın mis gibi kokmasını sağlasa da, hüzün saklıdır. Yağmur sonrası gök kuşağı, sevgililer için büyülü bir davetiye ve romantizmin kıvılcımı olsa da; bu rüya da az sonra hiç çaktırmadan kayıp olup gidecek… Ne de olsa yalancı bahar değil mi? Evet, artık sonbahar aylarındayız. Ayrılıkların, vedaların son durağındayız. Hüzün dolu her yüz, her bakış… Bu günlerde her yerde farklı bir telaş, bir kaygı var. Baksanıza gökyüzüne, kuşlar bile geldikleri yere, gökyüzünde adeta ahenkle motifler çizerek, geri dönüyorlar; geldikleri yere… Ama geldiklerinde hiç gitmeyecek gibi durmayı, bizleri nasıl da inandırmışlardı. Kara kışın habercisi, karakargalar yerlerini aldılar bile… Dağ başlarını, dağ eteklerini mesken tutan göçerler de, yaylalardan dönme hazırlığında, hatta telaşında. Başka diyarları mesken tutma hazırlığı, çadırlarını taşıma sıkıntısı ve çaresizliği bakışlarından nasıl da anlaşılıyor. Artık günler iyice kısalmaya, güneş ışınlarını iyice esirgemeye başladı. Eskisi gibi okşamıyor, ısıtmıyor… Kış hazırlıklarını ihmal edenlerin, erteleyenlerin son çabaları ve çırpınışları telaş doludur. Yaşlıların, güneşin son demlerinde güneşleme istekleri ve durumları, kendilerinin de son demlerinin farkında olmalarından mıdır acaba? Arada bir güneşin bulutların arasında tamamıyla kayp olup gitmesi, güneşin tekrar çıkmasını, göz kırpmasını bir kedinin masumiyetiyle sabırla beklemek hayata bağlanmanın umudu ve ifadesi midir? Yalnızlığın orta yerinde kimsesizliğin ıstırabını yaşarken yaşlılar, her akşam batan güneş umutlarını alıp götürürken beraberinde, incecik dallarından tane tane kopan yapraklar çaresiz bakan gözlerinde damla damla gözyaşıyla ritim tutarcasına, kayıp olup gidiyor. İyice deliren rüzgâr sapsarı olan ağaç yapraklarını rüzgârın etkisiyle her biri farklı bir yerlere savrulması, yaşlıların bakışları arasında kopup uçuşmaları kim bilir nasıl bir ‘’his’’ ve ‘’iz’’ bırakıyor. Yaşlılar başka baharların hevesinde olsalar da, gençlik mümkünü olmayan bir hayaldir. Geri dönüşü olmayan bir realitedir. Zaten sonbahar ölümden önceki, son durak değil mi? Her şey ölüme çağırıyor hayatı. En çokta koca çınarları. Meğerse her şey, göz açıp kapatıncaya kadarmış. Artık güneş ışınları hiçbir şekilde uğramıyorsa, rüzgârın akışına kapılacak yaprak da dallarda kalmamışsa, hüzün ve umutsuzluk kim bilir nasılda kemiriyor insanları ve özellikle de ömürlerinin son baharında olan koca çınarları… Dondurucu soğuklar da artık iyice hissedilmeye başlandı. Güneş ışınları, üşüyenler için artık nafile… Baksanıza kediler nasıl da sıcak yerler bulma arayışında. Masum masum sıcaklık dilemeleri nasıl da çaresizliğin resmi oluyor. Doğa beyaz kefenini giyme hazırlığında. Dağlarda beyaz örtü belirlenmeye başlandı, bile. Baksanıza dışarıda lapa lapa kar yağıyor. Artık deli deli esme rüzgâr, anladık elveda zamanıdır. Elveda yalancı bahar, elveda sana… Bu makale 1878 kez okundu Yükleniyor...
Yorumlar yüklenirken lütfen bekleyiniz...
|