|
SON DAKİKA
Tatvan'da Kaza:1 Ölü,1 Yaralı
Memurlar Bitlis'te Hayatı Durdurdu!
Bitlis'te 35 Korucu Silah Bıraktı!
Korucular İçin Geniş Çaplı Operasyon
Sizene Benim Seviyemden ( SBS )
Mehmet Şah Marhan sahmarhan@hotmail.com
Biliyorum, beni anlayamazsınız. Çünkü sadece ‘‘Bırindar bı bırina xwe zane.’’ (Yaralı yarasını bilir.) Ama yine de anlatayım. Ben bir köy okulunun, kız öğrencisiyim. Bugün ilk defa şehre Seviye Belirleme Sınavına (SBS) girmek için geldim. Şehir bana yabancı, ben şehre yabancı. Kaldırımlarda ürkek ürkek yürüyorum, yürüyoruz naylon ayakkabılarımızla. Babamın/babamızın peşinden değil, öğretmenimin/öğretmenimizin peşinden. Hepimizin tedirginliği ve ürkekliği güvercinlerin en tedirgin ve en masum halini andırıyor. Beni iyi takip edin çocuklar. Sağa sola izinsiz gitmeyin, kayıp olursunuz diye, telkinde bulunuyor; gururla ve sıklıkla öğretmenimiz. Çocuklar, köyün minibüsü köy köy dolaştı… Biliyorum, yol yorgunusunuz ve geç kaldık. Sakin olun, rahat olun. Belki ben de size yeterince faydalı olamadım. Okullar açıldıktan, baya zaman geçtikten sonra atandım. Biliyorum geçen senelerde de hep böyle olmuş. Kalacak okul lojmanı ve kiralanacak ev de olmayınca, sabahları geç gelmek zorunda kaldım; akşamları da okuldan erken çıktım. Şehre gidip gelirken, her gün bu sıkıntıları yaşadım. Şartlar iyi olsaydı; belki bu kadar eksiklikleriniz olmazdı. Ama yine de sınava katılıyor olmanız, benim için çok önemli. Öğretmenimiz dert yanıp dururken, nihayet sınava girecek okula varmıştık. Çekine çekine okul binasına zoraki attığım adımlarla içeri giriyorum. Bütün sınıfları kapı kapı dolaşarak, nihayet sınava gireceğim sınıfı bulduğuma bir an için de olsa seviniyorum. Sınav kaygısı, bütün ruhumu esir almış; ağlamamak için kendimi zor tutuyorum. Herkes, harıl harıl soruları çözerken; ben başımı masaya koyup ağlıyorum sessiz sessiz. Çünkü soruları çözemiyorum. Oysa okulda, en başarılı öğrenci bendim. Sınav bitmek bilmiyor; sanki zamanı durdurmuşlar. Bir an önce, sınavın bitmesini istiyorum. Ve kendi kendime; neden dershanelere gidenlerle gidemeyenler aynı sınavda. Neden imkânlar farklıyken, sınavlar aynı. Neden her şey kendi koşulunda değerlendirilmiyor. Neden dershanesiz bir sistem oluşturulmuyor. Bu kimin adaleti? Neden bütün bunlar bize reva görülüyor. Buna benzer soruları kendi kendime sorup, anlamaya çalışıyorum. Ama nafile… Ve nihayet sınav bitiyor. Bütün öğrenciler dershane ve dershane öğretmenlerinden söz edip duruyorlar. Bense, gözü yaşlı öğretmenimi beklerken, kulak misafiri oluyorum; bu konuşulanlara. Herkes sınavdan çıkıp giderken; ben kalakaldım, okul bahçesinde uzun süre. Öğretmenimin bana doğru geldiğini görünce, gözyaşlarımı silip, seviniyorum. Ve çarşı merkezinde yürürken, gözüm dershane tabelalarına takılıp duruyor. Bu nasıl adalet? ‘‘Eğitimde fırsat eşitliği’’ neden yok? Diye tekrar düşünmeye başlıyorum. ‘‘Eğitim şart’’ diye söyleyenler; neden eğitim şartları köy öğrencileriyle şehir öğrencileri için farklı? Farklıysa, neden onlarla aynı sınava giriyoruz. Ya dershaneye gidemeyen ve her gün gözleri dershane tabelalarına takılan, fakir şehirli öğrenciler… Bu nasıl bir eşitlik ilkesi? Öğretmenimizin peşinden bilmediğim, bilmediğimiz bir meçhule doğru giderken, düşünüp dalmışım. Biliyorum, öğretmenim de böyle düşünüyor. Çünkü çoğu zaman bunları anlatıp üzülmüştü, bizim için. Şehirli öğrencilerle aynı imkânlara sahip değilsiniz diye uzun uzun anlatırdı ahlar çekerek. Evet, beyler; benim eğitim şartlarım neden bilinmezlikten geliniyor? Haydi, okula kampanyalarını başlatanlar, ‘‘eğitim şart’’ diyenler; neden eğitim şartlarını iyileştirmeden, sorunun kaynağını çözmeden değişiklikleri ‘‘yenilikmiş’’ gibi sunuyorlar? Eğitim şartlarımı düşünmeyenler ve ‘‘beni bilgilendirmeyi beceremeyenler’’neden bilgi seviyemi ölçüyorlar? Bütün bunları bir ‘‘üvey evlat’’ ruh haliyle düşünüyorum. Bir ‘‘üvey evlat’’, ruh hali benliğimi sarıyor. Dışlanmış, sevilmemiş, ötekileştirilmiş ve çok şeyden mahrum bırakılmış bir hal… Ve bu günlerde siyasilerin meydanlarda attığı nutuklar; bir bilseniz nasıl ağrıma gidiyor, nasıl ruhumu hepten tarumar ediyor. Bu sınavı bana reva görenlere şimdi soruyorum; Allah aşkına Sizene Benim Seviyemden! Başka işiniz yok mu? Keko, ‘‘Bırindar bı bırina xwe zane.’’ Dedim ya, beni anlayamazsınız. Çünkü beni anlamak; yaşadıklarımı yaşamaktır. Beni anlamak; ‘‘eğitimde fırsat eşitliğini’’ sağlamaktır. Beni anlamak; bu adaletsizliğe çözüm bulmaktır. Nutuk atmak değildir. Bu makale 428 kez okundu Yükleniyor...
|