|
SON DAKİKA
Tatvan'da Kaza:1 Ölü,1 Yaralı
Memurlar Bitlis'te Hayatı Durdurdu!
Bitlis'te 35 Korucu Silah Bıraktı!
Korucular İçin Geniş Çaplı Operasyon
SİZ ÇOK SAYIN LİBERAL-İSLAMCILAR...
Hişyar Barzan Şerefhanoğlu hisyarbarzan@hotmail.com
SİZ ÇOK SAYIN LİBERAL-İSLAMCILAR...
DÜNYANIN DÖNDÜĞÜNÜN NE ZAMAN FARKINA VARACAKSINIZ? Can sıkıntısından amaçsız bir şekilde facebook sayfamı kurcalarken Hilal Kaplan’ın bir duvar yazısını okudum. Hilal Kaplan Başbakan’ın “teröre karşı polis” hamlesini haklı çıkarmak için facebook profilinde şu paylaşımını yayınlamıştı:” Ramazan'ın ilk günü üç cana kıydılar. Barış, kardeşlik, çözüm, özgürlük... Bu kelimelerin anlamı giderek aşınıyor. İstenilen de bu sanırım.” 3 gencin hayatını kaybetmesine neden olan saldırı 1 gün öncesinde olsa bu kadar önemli ve duygusal olmayacak, bu denli önemli olmayacakmış gibi bir izlenim veren bu yazıyı yazan Hilal Kaplan, daha nice 3 canların gideceğini konuşmak, soruna temelinden çözüm bulmak varken, duygulara hitap etmek adına neden hezeyana kapıldı? Aslolan şu ki, bugünlerde aynı potada eridiklerine şahit olduğumuz ve artık İslamcı ya da Liberal diye sınıflandırmak yerine Liberal-İslamcı diye sınıflandırılan bu grubun içinde bulunduğu hezeyanı anlamak zor. Dünyanın döndüğünü yeni keşfetmişler gibi; toplumsal duyarlılıklardan, hassasiyetlerden ve acılardan yararlanarak, kendilerini adadıkları yeni düşünce sistematiğine ve değiştirme gücüne kanıtlama çabasında olan Liberal-İslamcılar arasında duygulara hitap etme yarışı, yeni bir akım olmuş durumda. Bu hitap yarışında hezeyana kapılan Hilal Kaplan gibi siz Liberal-İslamcı yazarlar bırakın kaza yapmayı, duvara toslamayı; artık sıkça akla, mantığa aykırı önermelerde de bulunuyorsunuz. Dilerseniz konuyu Kürt sorunu özelinde ele alalım ve siz İslamcı-Liberallere sizleri anlatalım… Başbakan'ın, Hükümetin ve Başbakan'ın halesinden büyülenmiş sizlerin, Kürt Sorunu'nu ele alış tarzınız çok bayağı ve sıradan. Ayrıca bugün içinde bulunduğunuz tutumun da, çok karşı çıktığınız, kendilerine Cumhuriyet çocuğu diyerek ülke üzerinde her türlü hakka sahip olan sözüm ona elit kesimin tutumlarına benzeştiğinin farkında değil misiniz? Kurbağa misalini biliyorsunuzdur. Kaynamış suya atıldığında çırpınır. Ama soğuk suya konulup, ısıtıldığında; hatta ve hatta kaynadığında dahi içinde bulundukları durumun farkına varmazlar. 28 Şubat öncesi toplumun bir kesimi olarak İslamcılar ve Liberaller kaynar suya atılmışlardı ve çırpınıyorlardı. Haklı taleplerini de ellerinden geldiğince haykırarak dile getiriyorlardı. 2002'den bu yana geçen 9 yılda ise ferah sandığınız o tencerenin içindesiniz. Cumhuriyetçi elitler gibi kendinizi hem daimi iktidar, hem de mutlak kudret sahibi görmeye başladığınızdan beri sorunların kaynağına inip; onları doğru-dürüst analiz etme yeteneğinden mahrum kaldınız. Kürt Sorunu’nu Başbakan kabul edene kadar alelade, tali bir sorunmuş gibi hareket ettiniz. Başbakan 2005 yılında Diyarbakır’da Kürt Sorunu ve Realitesini seçim öncesi spekülasyon yaratır, oy toparlarım mantığıyla beyan ettiğinde her biriniz ve çalıştığınız medya grupları birden bire Kürt halkının yaşadığı acıları araştırır oldunuz. Ceylan’ın bedeni parçalandı… Ceylan’ın her bir parçasında kendinizi gördünüz… Ama bu coğrafyada Ceylanların her bir ailede acısının on yıllardır birebir yaşandığının, liderinizin tutumlarına bakarak ileride de yaşanacağının farkına varamadınız, varamayacaksınız… 25 yıl aradan sonra Halepçe’yi öğrendiniz, hüzünlendiz… Biraz geriye gidip Diyarbakır 5 No’lu Cezaevi hikayelerinin gerçek olduğunu fark ettiniz, hıçkırarak okudunuz… Feodal yapının onlarca yıl ayakta tutulmasının bir devlet politikası olduğunu öğrenince, toplumsal duyarlılığınız arttı, birden bire araştırmaya başladınız. Ama..! Ama Cumhuriyet dönemi isyanlarının haklı gerekçelerinin 1924 anayasası ile gasp edilen hakların iadesi için olduğunu bir türlü cesaret edip söyleyemediniz!!! Kurtarılan ülkede söz sahibi olması gereken Kürtlerin; Hamal Haso, Irgat Memo, Katil Hüso’dan öteye gitmelerine izin verilmediği, Bu ülkede Kürt olup, Cumhurbaşkanı olmak için ön şartın Ankara’nın göbeğine “Kürdüm Diyenin Yüzüne Tükürün” pankartını astırmaktan geçtiği, Halen zihin dünyanızın bir yerlerinde duruyor oysa. Bu ve örneklerini sıralamak, çoğaltmak mümkün. Ama geldiğimiz noktada Kürt Sorunu’nu bir televizyon açarak çözebileceğini düşünen sizler, Kürt Sorunu’nun televizyonun icadıyla başladığını mı düşünüyorsunuz? Bir zamanlar İslamcılar için “Bidon Kafalı” tabirini kullananlar gibi, sizlerin de Kürtlere “Ekran Beyinliler, Dalga Boyu Zekalılar” gibi demekte olduğunuzun farkında değil misiniz? Gerektiği (!) düşünüldüğü için kurulmuş televizyonun, yine gerektiğinde(!) kapatılabileceğinin farkında değil mi Kürtler? Bir ülkenin Başbakanı’nın, ülkesinin en önemli yapısal, idari ve siyasi sorunu olan Kürt Sorunu’nu televizyon kurarak çözmeye çalışması nedense siz İslamcı-Liberal yazarlar tarafından kaleme alınmadı. Başbakan açısından sorun şudur:”Fark ettim ki Kürt Sorunu var, kurdum televizyonu, dokundum kumandasına sorun bitti.” Başbakan çözdüğünü sandığı Kürt Sorunu’nu bu şekilde çözemeyeceğini anladığında, acaba kaç İslamcı-Liberal aptal kutusu televizyonun düğmesinin tamamen kapatılmasına karşı çıkabilecek? Son günlerde artan PKK saldırı ve pusularını eleştiren, yerden yere vuran, insanlıkla bağdaşmadığını haykıran, mübarek Ramazan Ayı’nın yüzü-suyu hürmetine ilk günde saldırı yapılır mı diye sorgulayan siz İslamcı-Liberaller acaba PKK ülke dışına çıktığı süre içinde kılını kıpırdatmayan Başbakan’ı sorumsuzluğu nedeniyle eleştirmiyordunuz. Daha da trajik olanı, Cumhuriyet döneminin bütün günahlarını bir bir bugünlerde haklı olarak yargılayan, eleştiren sizler 6-7 yıl öncesine neden eleştiri oklarınızı yöneltemiyorsunuz? Zira o zaman su soğuktu ve suyun ısınacağını, kaynayacağını kestiremediniz. Hilal Hanım, artık Erdoğan Baharı bitiyor. Hilal Hanım gazeteden, televizyon kanallarından, yetinmeyerek sosyal medya ağlarından öyle manipülatif çağrılar yapacağınıza, yüzünüzü Başbakana dönüp “Örtmenim ben de buradayım” dercesine parmak sallar yazılar yazacağınıza; Başbakana bu işi çözmenin ilk şartının, bu savaşın ne mağlubu ne de galibi olduğunu salık verseniz daha mantıklı bir girişim olmaz mı? Bu makale 2816 kez okundu Yükleniyor...
Yorumlar yüklenirken lütfen bekleyiniz...
|