|
SON DAKİKA
Tatvan'da Kaza:1 Ölü,1 Yaralı
Memurlar Bitlis'te Hayatı Durdurdu!
Bitlis'te 35 Korucu Silah Bıraktı!
Korucular İçin Geniş Çaplı Operasyon
Kürt Sorunu Türk Sorunu Olmaktan Çıkıyor mu?
Bedirhan Epözdemir epozdemir1@gmail.com
Çok önemli ve bir o kadar da acılı günler yaşıyoruz.
12 Haziran seçimlerinden sonra oluşmaya başlayan nispi diyalog ve yumuşama ortamı, gelişen olaylarla yerini belirsizliğe ve kargaşaya bıraktı. Barışın ve hoşgörünün nefes boruları bir kez daha savaş bezirgânları tarafından tıkatılmaya çalışılıyor. Öyle görünüyor ki savaş şahinleri barışa şans tanımak istemiyorlar. Öyle görünüyor ki kana, gözyaşlarına doymayanlar, Kürt ve Türk halklarını birbirlerine kırdırtmak için tüm savaş zırhlarını kuşanmışlar. Militarist ve şovenist dalga yükseldikçe, savaş şahinleri daha bir pervasızlaşıyor. Aydınından, siyasetçisine, iktidarından, muhalefetine her kesimde savaşın dili egemen. Onun için barıştan yana, savaşa karşı olan herkesin, her kesimin art niyetsiz, elini taşın altına koyması ve sağduyunun galip gelmesi için çaba sarf etmesi ertelenmeyecek bir görevdir. Elimizi çabuk tutmazsak yarın çok geç olabilir. Bu nedenle; Barışı soyut bir kavram olmaktan kurtarmak zorundayız. Barışı dar anlamlı değerlendirmelerden, çeşitli kişi ve kurumların ambargolarından, içine yerleştirdikleri demir kafesten çıkarıp, azat etmeliyiz. ![]() Barış, bir yaşam biçimidir. Barışı sloganların esaretinden, ideolojinin katı kurallarından kurtarmak için, barış kültürünü geliştirmenin, olayları ve olguları değerlendirmede barış dilinin egemen kılınmasına özen göstermeliyiz. Bu nedenle, sekter tutum ve davranışlardan hızla arınmanın, barış mücadelesinin geniş kitleleri kucaklamakla eş değer olduğunu unutmamalıyız. İşte sevginin, hoşgörünün, çok sesliliğin ve çok renkliliğin önemi burada ortaya çıkmaktadır. Empatiyi elden bırakırsak, barış mücadelesinde gerekli mesafeyi kat edemeyiz. Unutulmamalı ki barış mücadelesinin başarıya ulaşması ve kalıcı olması için uğruna uğraş verdiğimiz sorunların asgari düzeyde çözülmesi gerekir. İstemlerimizi diklenmeden, dik durarak seslendirmeliyiz. Uzlaşı dili, her kes için önemlidir. Günümüz koşullarında Türkiye de barış mücadelesi, Kürt halkının ulusal –demokratik istemlerinin çözümüne endekslenmiştir. Bu elbette ki mevcut diğer demokratik sorunları göz ardı ettiğimiz anlamına gelmez, gelmemeli. Tam aksine barış mücadelesi, kargaşa ve gerilimde çıkarları olmayan her kesi kucaklamalıdır. Onun için ısrarla belirtiyor ve altını çiziyorum; Barışı belli bir düşünce, görüşü ve ideolojinin tekellinde görmek, en başta barışa gem vurmaktır. Bu nedenle barış, komple bir olaydır ve projeler sorunudur. Sorun, tüm yakıcılığı ve acilliğiyle her kesin birinci gündem maddesi olmalıdır. Umutsuzluğa kapılmadan, her türlü zorluğu göğüsleyip, provokasyonları boşa çıkarmak sorumluluk duyan bütün kesimlerin gerçek görevi olmalıdır. Zaman-zaman linç girişimlerinin olduğu, çatışma ve şiddetin körüklendiği, milliyetçi ve şovenist dalganın alabildiğine pompalandığı, var olan kısmı demokratik hak ve özgürlüklerin bile rafa kaldırılması için sinyallerin verildiği, tehdit ve şantajlarla gerilimin tırmalandırıldığı, tehlike çanlarının çalındığı günümüzde herkesin sağduyulu hareket etmesi, herkesin şapkasını önüne koyup bir kez daha soğukkanlı düşünüp, duyarlı olması gerekir. Bu tarihsel görevde Kürt ve Türk barışseverlerin omuzlarında büyük sorumluluklar vardır. Hissi ve duygusal tavırlardan arınıp, herkesin hiçbir komplekse kapılmadan yükümlülüklerini yerine getirmesi gerekir. Bu yükümlülükler için zamanında gerekli adımlar atılmazsa, bunun vebalinde kurtulmak mümkün olmayacaktır. Kürt tarafı, öncelikle kendi kendisiyle barışık olmak zorundadır. Unutulmamalıdır ki kendi evinin iç sorunlarını çözemeyenler, komşularıyla barışık bir yaşam şansını yakalayamazlar. Barış mücadelesi sloganlarla yürütülecek bir mücadele değildir. Bu mücadele yaşamsal bir mücadeledir.Bu nedenle belli bir kesim ve belli bir kişiye endekslenemez. Suni pompalamalarla başlatılıp, paydos ettirilemez. Barış mücadelesi sürekliliği gerekli kılar. Bu mücadelenin içeriği doldurulmadıkça, hoşgörü ve sevgi ile yoğrulmadıkça başarı elde etmek olanaksızdır. Barışın tabiatında emir-komuta zinciri yoktur. Bu nedenle, barışı isteyenlerin, herkesten daha çok sabırlı, hoşgörülü ve kararlı olmaları gerekir. Türk tarafına, bu arada özellikle Türk ilerici – demokratik ve barışsever güçlerine de büyük görevler düşmektedir. Olayları ve sorunları soğukkanlı izlemek, temel hak ve özgürlüklerin önündeki engellerin kalkması ve geliştirilmesi için çaba sarf etmek, demokratik-hukuk devletinin olmazsa olmazlarıdır. Sorunları sağduyu ile algılayıp, çözmek çağdaş devlet olmanın bir gereğidir. Vatandaşını şefkatle kucaklamayan, soğukkanlılığını yitirip, çocukları kurşunlayanlar çağımızı yakalama şansları olamaz. Türk ilerici-demokratik ve barışsever güçlerinin tartışmasız bu kutsal barış mücadelesinde büyük görevleri vardır. En başta onların kirli uygulamaların takipçisi olmaları ve etme görevleri vardır. Onlar, bu görev ve sorumluluklarının bilinci ile hareket etmelidirler. Bizim tarihsel olarak, yüklenmemiz gereken görevler ile kendi asıl görevlerini birbirlerine karıştırmamalıdırlar. Özellikle belirtmek gerekir ki eğer gerçekten bu çevreler barışa katkı sunmak istiyorlarsa, eğer gerçekten barış türkülerinin bu güzelim ülkenin dört bir yanında yankılanmasını istiyorlarsa, öncellikle şovenizmin kırılması için kendi halkı ve çevreleri içinde çalışmalıdırlar. Kürt kadınları coplanırken, Türk ve Kürt analarının gözyaşları sel olup akarken, Kürt çocukları kurşunlanırken asıl görevleri ihmal ederek, başka görevlere soyunmak bir handikaptır. Bu çevreler için temel görev, linç girişimlerinin önünde barikatlar kurmak, savaşa ve şovenizme karşı halk kitlelerini bilinçli kılıp, Kürt halkının haklı istemlerine karşı kamu oylarını duyarlı kılmaktır. Unutulmasın ki savaş tacirleri halklarımızı birbirine kırdırtmak için gece-gündüz demeden kirli bir uğraş veriyorlar. Onların bu kirli amaçlarını kursaklarında bırakmak için, kaybedecek zamanımız olmamalı. Çocuklarımız ölmemeli, anaların gözyaşları dinmeli. Hep beraber Ülke sathında, Metropollerde barış zincirleri oluşturmalıyız. Bu zincirler Diyarbekir’e, Silopi’ye uzanmalı. Savaşa, kana, gözyaşlarına dur demeliyiz. Silahların kayıtsız-şartsız susması, operasyonların durması için hiçbir özveriden kaçınmamalıyız. Bugüne dek barış için çok şey söylendi. Öyle görünüyor ki daha da çok şey söylenecek. Ama önemli olan söylem ile eylemi buluşturmak. Artık türküler kulaklarımızı çınlatmalı, her yerde barış halayları tutulmalı. Bütün kapıları siyaset açar. Öyleyse esenliğe çıkmak için siyasete şans tanıyalım. Barışa giden yol ince- uzun, çoğu kez de engebeli ve dönemeçli bir yoldur. Ama unutulmasın en onurlu yoldur. Selam olsun bu onurlu yolda ödünsüz yürüyenlere. Bu makale 2111 kez okundu Yükleniyor...
Yorumlar yüklenirken lütfen bekleyiniz...
|