|
SON DAKİKA
Tatvan'da Kaza:1 Ölü,1 Yaralı
Memurlar Bitlis'te Hayatı Durdurdu!
Bitlis'te 35 Korucu Silah Bıraktı!
Korucular İçin Geniş Çaplı Operasyon
Kazılar ve Etkileri
Av. Mezher Yürek mezheryurek@hotmail.com
Saygıdeğer okurlar,
Doğrusu bu yazımı daha önce kaleme almıştım. Ancak, 09 Ağustos 2011 tarihli “Ölüm tarlasını andıran Bitlis’te iki yeni toplu mezar daha bulundu” haberi üzerine bu yazıyı tekrar ele almam gerektiğini düşündüm. Çünkü, toplu mezarlar gerçeği ile yüzleşmek gerekir. Mutki kazıları ile başlamıştık. “Mutki ilçesindeki kazılar ve toplu mezarlar, bir dönem bu bölgedeki şiddetin, yok edilmenin, faili meçhullerin, kendini devletin sahibi gören ve sorumluluğunda olan görevleri yerine getirilmesi dışında işlerle yetkisini aşanların, halen dahi demokratikleşmeye yabancı olan, herkesi terörist gören ve zorla kaybedilmesini meşru gören, kısacası en temel insan hakkı olan yaşam hakkını dolayı veya dolaysız olarak devlet adına ihlal eden, insan hakları ve temel özgürlüklerin ağır ve açık ihlaline örneklerden sadece biri… Bunları bu coğrafyada yaşayan, göz göre hukuksuzluklara uğrayan sindirilmiş bir halk yığını, yine “bu coğrafyada yaşananlar beni ilgilendirmez” diyen binlerce yığının ve ne yazık ki aydın geçinenlerin halende bu konuda duyarsızlıklarına karşı söylemek isterim ki halende hukuka aykırılıklar devam etmektedir ki bu konularda kanaat önderi ve aydın geçinenler halen şahsi ve siyasi kaygılarından ötürü susmaktadırlar.… Demokrasiyi istiyorsak ve gerçekten “Yurtta Sulh Cihanda Sulh”e inanıyorsak, artık yurtta barışın zamanı gelmedi mi? diye sormak lazım. Hakikatleri araştırmayan ve geçmişiyle yüzleşemeyen, halen özür dilemeyi ve affetmeyi bilmeyen bir toplum olmaya doğru gidersek gelecek nesillerimize miras olarak; toplu mezarlar, faili meçhuller, kaybedilmeler, zorla göçler, çatışmalar bırakacağız, aslında böyle bir hakkımız da yok…İnsana ve toplumsal geleceğimize değer veriyorsak. Bilindiği üzere, kayıp yakınlarının başvurusu üzerine Bitlis İHD tarafından yapılan müracaat üzerine 05.01.2011 tarihinde, Güroymak ilçesinden PKK’ye katılmak üzere Mutki ilçesine gelen ve bu sıralarda ortadan kaybolan 9 kişinin ve 3 örgüt elemanının askerler tarafından öldürüldüğü ve Mutki-Kavakbaşı karayolunun 1. kilometresinde jandarma karakolu yakınında bulunan ve çöplük olarak kullanılan bölgeye toplu olarak gömüldüğünden bahisle yapılan kazı çalışmasında Baromuz ve İHD temsilcileri de gözlemci olarak katılmıştı. Bu kazı çalışmasında 12 kişiye ait insan kemiği toplanmış ve Adli Tıp kurumuna incelenmek üzerine gönderilmişti. Yine Mutki ilçesi Jandarma Komutanlığı sahasında, C. Savcısının izni olmadan askerlerin kazı yaptığı haberini okuduk ki Mutki C. Savcılığı arama kararı ile buradaki kazıya müdahil olmuştur. Bu olayların ardından Mutki ilçesindeki kazılar ve toplu mezarla ilgili olarak Jandarma Genel Komutanlığının Bilgi Notunu ibretle okuduk, buna karşı gerekli sivil tepki baromuzca da basın açıklamasına konu oldu. Yine Bitlis’te ve bazı ilçelerinde, yüzden fazla toplu mezarlardan söz edilmektedir. Gerçi bu coğrafyanın mayın tarlası gibi her tarafında toplu mezarlar konusu haber edilmektedir. Mesela İHD Bingöl Şubesince belirtilen bilgilere göre 156’sı resmi makamlarca kabul edilmiş , 81'i ise kuvvetli delillere rağmen henüz resmi makamlarca onaylanmamış 237 toplu mezar var denmektedir. Yine İnsan Hakları Derneği Diyarbakır Şubesince bu konuda hazırlan rapora göre, Siirt, Bitlis, Diyarbakır, Van, Batman, Hakkari, Bingöl, Şırnak, Mardin, Elazığ, Ağrı, Tunceli, Iğdır ve Gaziantep’te toplam 88 toplu mezarda 1298 kişinin cesedinin bulunduğu belirtilmektedir. Velhasıl bu bölge mayın tarlası gibi toplu mezarlarla dolu, hatta bu konuda en son, Türk Tabipler Birliği’nin Güneydoğu Anadolu'daki toplu mezar iddiaları ve açılan toplu mezarlar için oluşturduğu inceleme heyetinin bölgedeki çalışması ile ilgili açıklamasında, 1.469 kişiye ait kemiklerin bulunduğu 114 toplu mezarın tespit edildiğini; açılan 26 toplu mezarda 171 kişinin kemiklerine rastlandığına ilişkin açıklamaları da bu hususları teyit etmektedir. Anladığımız kadarı ile Mutki’deki kazılarla ilgili C. Savcılığı talebi üzerine mahkemeden gizlilik kararı alınmıştır. Bu karar soruşturmanın selameti ve delillerin karartılmasını önleme amaçlı alınmaktadır. Ancak, askeri alanlarda dahi yapılan bu kazıların 5271 sayılı CMK’nun Arama kararlarının amacına uygun olması açısından en azından bu konuda gerekli duyarlılığı gösteren ve gözlemci olarak bulunması gereken Bitlis Baro Başkanının bu kazı çalışma alanına “gizlilik kararı var” diyerek alınmaması kabul edilemez niteliktedir. Bir kazı ile ilgili soruşturmadaki deliller daha incelenmeden Jandarma Genel Komutanlığı’nın açıklaması, soruşturmaya müdahale ve gizlilik kararını açık ihlalken, yapılan kazıda toplanacak delillerin gözlenmesi ve gizlilik kararı ile engellenmemesi gerektiğini düşünmekteyim. Bilindiği gibi Baro, hem yargının üçlü sac ayağından olan savunmayı temsilen kamu hizmeti görmekte hem de sivil toplum örgütü yönüyle de Demokrasinin toplumsal düzeyde yaşamasına katkı sunma görevini yerine getirmektedir. Bitlis Barosu, kuruluş amacı ve yasaların kendisine verdiği görevler ve sorumluluklar doğrultusunda, kuruluşundan bu yana hukukun üstünlüğünü vazgeçilmez en yüksek ilke olarak kabul etmiş ve tüm hukuksuzluklar karşısında duruşunu net göstermiştir. Bu nedenle, ilimizde insan haklarına saygının yerleşmesini, hukuk devletinin işlerlik kazanmasını ve onun en önemli özelliği savunmanın özgürlüğünün sağlanmasını hedef bilmiş, bu uğurda yargının kurucu unsuru savunmanın etkin gücü olarak mücadelesini sürdürmüş ve sürdürmektedir. Zaten bu toplu mezarların açılışları ile ilgili ortada birçok endişe vardır. Bir yandan gerçeklerle yüzleşmek isterken bir yandan da delilleri yok edilmesi endişesinin oluşmaması için kaygısızca ve cesurca, yaşanmış bütün hukuksuzlukları birlikte görmemiz gerekir. Öncelikle toplu mezarlar ile ilgili iddiaların ve ihbarların ciddiye alınması, bu konuda ihbarda bulunan ve yer gösteren tanıkların endişe duymayacakları şekilde güvenceye alınmaları ve belirtilen yerlerin açılıncaya kadar korumaya alınması, toplu mezarların TTB’nin belirttiği şekilde uluslararası deneyimlerden yararlanarak yapılması, biyolojik delillerin toplanması ve değerlendirilmesi için adli tıp uzmanlarının görevlendirilmesi gerektiği yine bizce kazılarda Baro, İHD ve diğer sivil örgütlerin temsilcilerinin gözlemci olarak katılması bu kazı çalışmalarının teknik olarak bir tüm delilleri ve sonuçları ile birlikte DNA testlerinin bir veri bankasında kayıt altına alınması tüm kayıpların tespiti için bir sistem oluşturacaktır. Bu kayıplar, faili meçhul cinayetlerin, yada gözaltında kayıplar vb tüm Yaşam hakkı ihlallerinin ortaya çıkarılmasını sağlayacaktır. Bu konu, devlet açısından bir yükümlülüktür. Bırakın tüm evrensel hukuk ilkelerini bu konuda sadece, BM Zorla Kayıp Edilmeye Karşı Herkesin Korunmasına Dair Bildirisini bile dikkate almak olayın hukuksal yönüne ışık tutmaktadır. Bu bildirinin 1. maddesinde “Zorlanmış ortadan kaybolma insanlığa karşı bir suçtur” demektedir. Yine 3. maddesinde “ Her devlet kendi egemenliği altında bulunan topraklarda zorla kayıp edilmeleri önleyecek ve ortadan kaldıracak etkin, yasal, idari, adli ve diğer tedbirleri alacaktır” demektedir. Yine bildirinin 6. maddesinde “Hiçbir kamu makamının, sivil, askeri ya da diğer talimat ya da emirleri zorla kayıp edilmeleri haklı çıkarmaz. Böylesi bir emir ya da talimat alan buna uymama hakkına sahiptir. Her devlet zorla kayıp edilmeye yetki veren ya da teşvik eden emir ve talimatları yasaklamakla yükümlüdür. Kolluk güçlerinin eğitimi bu maddenin 1. ve 2. paragrafları ilkelerine uygun olmalıdır demektedir. Yine 7 madde’de de “ Hiçbir durum, savaş tehdidi, savaş ilanı, iç siyasi istikrarsızlık ya da diğer olağanüstü haller zorla kayıp edilmeleri haklı çıkarmaz” demekte ve 13. maddesinde de “Her devlet, bir kişinin zorla kayıp edildiği iddiasında bulunan, bilgisi olan ya da yasal açıdan ilgisi olan kişilerin yetkili ve bağımsız bir devlet makamına bu şikayetini iletme hakkına sahip olmasını ve yetkililerin de bu şikayeti derhal, titizlikle ve etki altında kalmadan araştırmasını sağlamalıdır. Resmi bir şikâyet bulunmasa bile, zorla kayıp edilme ile ilgili yeterli delil elde edilir edilmez, devlet konuyu araştırması için yetkili birime bildirecektir. İncelemeyi kısaltmak ya da engellemek için hiçbir önlem alınamaz. Her devlet yetkili merciin incelemesini etkin bir biçimde gerçekleştirebilmesi için tanıkların dinlenmesi, ilgili dokümanların temin edilmesi ve olay yerine yapılacak ani ziyaretler dahil gerekli yetki ve kaynağa sahip olmasını sağlayacaktır. İncelemede yer alan herkesin, şikayet sahibi, avukat, şahit de dahil olmak üzere kötü muamele, korkutma ya da tehdide maruz kalmaması sağlanmalıdır. Bu gibi araştırmaların sonuçları, cezai takibatı tehlikeye sokmadığı sürece, talep halinde ilgili kişilere açık olacaktır. Yine önemli gördüğümüz 17. maddesinde “Zorla kayıp etme eylemini gerçekleştirenlerin işledikleri suç, kayıp edilen kişilerin durumu ve yeri hakkında bilgi vermedikçe ve bu gerçek açıklığa kavuşmadıkça DEVAM EDEN BİR SUÇ OLARAK KABUL EDİLECEKTİR” demektedir. Bu nedenle bu konuda, sadece bu bildiri bile, bu tür olayların yasal boyutunun önemini ortaya koymaya yetmektedir. Sıradan bir vatandaş olarak bile, bu ülkede yaşanan her şeyin hepimizi etkilediğini artık herkesin kabul etmesi gerekir. Burada halen bir toplumsal travma var, bunun tedavisi görmezden gelmek olmamalıdır. Siyasi iktidarı, muhalefeti ve diğer tüm sivil örgütlerin bu konuda duyarlı olmalı ve hassas davranması gerekir. Bu konu siyasi istismara konu edilecek bir durumda değildir. Gözü yaşlı, yüreği yanan bir annenin evladını bulmasında siyasi amaç olmaz” Saygılarımla. Bu makale 4497 kez okundu Yükleniyor...
Yorumlar yüklenirken lütfen bekleyiniz...
|