|
SON DAKİKA
Tatvan'da Kaza:1 Ölü,1 Yaralı
Memurlar Bitlis'te Hayatı Durdurdu!
Bitlis'te 35 Korucu Silah Bıraktı!
Korucular İçin Geniş Çaplı Operasyon
Demokratik Konfederalizm - 1
Metin Serhat metinserhat76@gmail.com
DEMOKRASİ Çağımızda en çok tartışılan kavram demokrasidir. Fakat demokrasinin tanımı herkese göre farklılıklar arz ediyor. Uygulama biçimleri de buna göre oluyor. Örneğin; egemen olma, halkı egemenlikleri altına alma amacında olan kesimlere göre demokrasi; seçimler sonucunda oy çoğunluğunu elde edip, dilediği konuda, dilediği gibi uygulamalarda bulunmaktır. Bu zihniyete sahip kesimler, bu uygulamaları, “demokrasinin gereklerini yerine getirme” olarak adlandırıp, halk adına bu uygulamaları yaptıklarını her defasında vurgularlar. Ancak biz bunun böyle olmadığını, bu kesimlerin, halkın haklarını, halkın adına gasp ettiklerini, kendi hegemonyalarını güçlendirmek için halkı her tür olumsuz koşullara sürüklediklerini çok iyi biliyoruz. Bu zihniyete sahip olan kesimlerin dışında bir de, gerçek demokrasinin oluşmasını, uygulanmasını savunan kesimler vardır ki, bu kesimler özünde demokrasiyi savunan, halk adına demokrasi mücadelesi veren, halkın ihtiyaçlarının en iyi şekilde karşılanmasını isteyen, demokratik tüm haklarının güvence altına alınmasından yana olan kesimlerdir. Bu kesimler de; Toplumun içindeki çok küçük bir kesimin iktidarlaşmasından ve bu küçük kesimin toplumun tamamı adına kararlar alıp uygulamalarından ziyade, halkın bizzat kendisinin karar alma ve uygulama hakkına sahip olmasını öngören uygulamanın gerçek demokrasi olduğunu vurgularlar. Elbette ki bize göre de ikinci düşünceye sahip olan kesimin savunduğu demokrasi tarzı, tanımı doğru olandır. Demokrasi tarihi, tanımı ve içeriği önemli bir değerlendirme konusudur. Tarihte demokrasinin ne olup ne olmadığı çok fazla tartışılmıştır. Daha antik çağ Atina’sında demokrasinin ne olduğu konusunda tartışmalar olmuştur. Batı Avrupa’da da bunun tartışması çokça yapılmıştır ve yapılmaya devam etmektedir. En fazla da toplumdan ve haksızlığa uğrayan güçlerden yana olan ve zulme karşı mücadele edenler açısından demokrasi tarihini bilmek, böylece tanımını doğru yapmak ve içini doğru doldurarak ne olduğunu kavramak önemlidir. “Demokrasi” kelimesi, ilk olarak Atina’da kullanılıyor. Yunanca’da “demos” halk, “kratia” yönetim demektir. Demokrasi kavramı, halkın yönetimi anlamına gelmektedir. Atina’dan önce böyle bir kavram kullanılmıyor, bunun özlemleri ve içeriği çeşitli biçimlerde dile getiriliyor. Ama kavram olarak böyle bir adlandırma daha önce yoktur. Kavramlaştırma ilk olarak Atinalılar tarafından yapılmıştır. Demokrasi, toplumların ve bireylerin kendilerini en iyi ifade ettiği ve geliştirdiği bir yaşam biçimidir. Toplumlar ve insanlar tarih boyu sürekli daha iyi ve daha güzel bir yaşam arayışı içinde olmuşlardır. Neolitik toplumda yaşadıkları doğal demokratik yaşamı ve doğal özgürlük ortamını öykülerinde, kültürlerinde, söylemlerinde ve yaşamının kendisinde güzel değerler olarak yaşatıp bu güne kadar getirmişlerdir. Nitekim insanların bütün özlemleri ve umutları güzel bir yaşama dairdir. Bu güzel yaşamın da en iyisi demokrasidir. Çünkü demokrasi hem toplum için en iyi yaşam, hem de her türlü özgürlüğü geliştiren bir ortam ve gelişme çerçevesidir. İnsanlık hep demokratik, özgürlükçü bir yaşamı özlemiştir. Aslında bütün destanların da, şiirlerin de, öykülerin de, müziklerin de, hepsinin özü esasında demokratik ve özgürlükçü bir yaşamdır. Bin yıl önceki şiirler de, destanlar da böylesi bir özlemi içlerinde barındırıyorlar. Demokrasi ihtiyacı nasıl ortaya çıkmıştır? Neden böyle bir özlem kavramsallaştırılmıştır. Şüphesiz bunlar, önem arz eden sorulardır. Tarihsel süreçleri analiz etmeye çalıştığımızda görebiliyoruz ki, iktidarcı, devletçi, baskıcı sistemin tarih sahnesine çıkmasıyla birlikte halkların baskı ve zulmü sınırlama isteği de doğmuştur. Baskıcı rejimlere, devletleşmelere, iktidarlaşıp halkı sömürme yaklaşımlarına karşı, halkların kendi özgürlükleri için, başvurdukları yöntem, demokrasiyi geliştirmek olmuştur. Demokratik ortamın oluşması, kendi haklarının gasp edilmesinin önüne geçebilmek adına, yeri geldiğinde halk hareketleri de başlatılmış, iktidarcı zihniyetlere karşı mücadeleler yürütülmüştür. Böylece ilk kısıtlama, ve sınırlamalara karşı başlatılan bu halk mücadeleleri, günümüze kadar devam etmiştir. Dünyada şimdiye kadar demokrasi yaklaşımı ve değerlendirmeleri batı merkezliydi; Batı merkezli bir anlayış vardı. Sanki demokrasi batıda başlamış ve orada yaşanmış gibi bir zihniyet tüm insanlığa kabul ettirilmişti. Bu güzel ve değerli yaşam ve yönetim anlayışı batıda yaratılmış denilerek, batının tüm dünya ve insanlık üzerinde bir ideolojik ve moral üstünlüğü kurma çabası içerisine girilmişti. Bu, insanlık tarihini bir bütün olarak çarpıtan Avrupa’nın, aynı biçimde demokrasi tarihini de çarpıtması ve olumlu her olguyu ve gelişmeyi kendine mal etme anlayışını kendisi yaratmış, doğunun yarattığı olumlu şeyler yokmuş da bu nedenle geri kalmış gibi bir anlayışı, birçok aracı kullanarak insanların beynine yerleştirmeye çalışmıştır. Doğu denildiğinde sadece gerilik ve despotizmi akla getiren bir düşünsel saldırının yapıldığı bugün daha iyi anlaşılmaktadır. Buna siyasal literatürde oryantalizm denilmektedir. Batı zihniyetine göre “demokrasi”, “özgürlük”, “hümanizm”, her şey kendilerindedir. Böyle bir zihniyeti Ortadoğu insanına da şöyle ya da böyle benimsetmişlerdir. Bu nedenle biz de böyle bir aşağılık kompleksiyle kendi değerlerimizden kaçmış ve kopmuşuz. Nerede iyi bir şey varsa onu da batının anladığı gibi anlama gayreti içerisine girmiş, onun taklitçisi olarak uygulamak ve pratikleştirmeye çalışmışız. Bunu Ortadoğu toplumları için, doğu toplumları için belirtebiliriz. Bu, kendinden kaçan, kendi gerçeğinden utanan bir durum yaratmıştır. Bu durumun aynısı Türkiye’de de yaşanmış, Türkler medeni, bilinçli, kültürlü insanlar olarak gösterilmeye çalışılmış ve Kürtler de cahil, anlamadan yoksun insanlar olarak nitelendirilmiş, Kürtlerin kendilerinden utanacak dereceye gelmelerine ve gittikçe Türkleşme eğilimi göstermelerine sebep olunmuştur. Kürtler artık Kürtlükten kaçıp, Türkleşme çabasına girmişlerdir. Bunun sonucunda 1960-70lere gelindiğinde, Kürtler gönüllü Türkleşme yoluna girmiştir. Artık Kürtler asimilasyona gönüllü bir biçimde yatkın hale gelmiştir. Kim geri olmak ister ki. Tabii ki herkes çağdaş, ileri olmak ister. Dolayısıyla böyle bir duygusal, ruhsal ve psikolojik ortamda Türkleşmeye koşma yaşanmıştır. Türkleşmek çağdaşlık, ilericilik olarak gösterilip Kürtlük de aşağılandığı için, Kürtler de o durumdan kurtulmak amacıyla asimilasyona, Türkleşmeye, Türk kültür ve sosyal yaşamına meyletmiştir. Türkiye’de Kürtlere yaşatılan bu durumu Avrupa da doğuya yaşatmıştır. Dünyadaki birçok halk kendi değerlerini küçümseyip batıya öykünmeye başlamıştır. Çünkü Batılılık, demokrasi, ilericilik, çağdaşlık ve özgürlük, doğulu olmak da gerilik ve gericilik demektir. Bunun bilinçleri çarpıtmak olduğu açıktır. Eğer halklarımız açısından en uygun ve en doğru yaşam ve demokrasi ortaya çıkarılamamışsa nedeni büyük ölçüde budur. Doğru bir özgürlük anlayışına sahip olamamışsak, bunun nedeni de kendi gerçeğimizden kaçmış olmamızdır. Kendi gerçeğimizin bilincine varsaydık, kendi gerçeğimizde bulunan demokratik komünal değerleri görüp, Batının da olumlu değerlerini reddetmeden, ama kendi özgünlüğümüze Batının olumlu değerlerini de katarak iyi bir demokrasi anlayışı, iyi bir özgürlük anlayışı, iyi bir yaşam projesi ortaya koyabilirdik. Ama ayağımız yere basmayınca, kendi temellerimize dayanan bir özgürlük ve demokrasi çalışması yapmayınca, dışarıdan alınanlar temelsiz oluyor; dolayısıyla demokratik ve özgür toplumu geliştirme mümkün olmuyor. Getirilmeye çalışılan taklit olduğu için bünye kabul etmiyor. Günümüzde tartışmalarla bu yanlış düzeltilmeye çalışılıyor. Artık kendi gerçeğimize sahip çıkmanın, kendi değerlerimizle özgün ve özgür bir biçimde yaşamanın zamanı gelmiştir. Batı taklitçiliğinden vazgeçip, kendimiz açısından en uygun demokratik modeli geliştirmenin, bunun inşa sürecini başlatmanın zamanı geldi ve hatta geçiyor bile. Kuşkusuz bunun olabilmesini sağlayacak olan model, Türkiye özelinde “Demokratik Özerklik” ve bir bütün olarak bütün Ortadoğu için de “Demokratik Konfederalizmdir.” Bu makale 1592 kez okundu Yükleniyor...
Yorumlar yüklenirken lütfen bekleyiniz...
|