|
SON DAKİKA
Tatvan'da Kaza:1 Ölü,1 Yaralı
Memurlar Bitlis'te Hayatı Durdurdu!
Bitlis'te 35 Korucu Silah Bıraktı!
Korucular İçin Geniş Çaplı Operasyon
BARIŞ VE ÖZGÜRLÜK GÜLÜMÜZÜ UNUTMAYACAĞIZ!
Bedirhan Epözdemir epozdemir1@gmail.com
Barış, demokrasi, hukuk ve insan haklarının yılmaz savaşçısı, zor günlerin insanı, sevgi abidesi, hoşgörü ve diyalogun sembolü, saygın ve bilge insan… Av. Şevket Epözdemir’i insanlık düşmanı karanlık güçler tarafından katledilişinin on yedinci yılında; sevgi, saygı ve özlemle anıyor, katilleri bir kez daha lanetliyorum. Bu vesileyle, bütün kişi, kurum ve kuruluşları aralarındaki kısır çekişmeleri bir kenara bırakarak, görüş ve düşüncesi ne olursa olsun, nerede ve kimler tarafından, her ne sebeple olursa olsun öldürülen ve bugüne dek faili meçhullerin aydınlanması için herkesi çaba sarf etmeye ve bu konuda bir kampanya başlatmaları çağrısında bulunuyorum. Şeffaflık herkese lazım. Güzel bir gelecek için, hiç bir şey karanlıkta kalmamalıdır. O BİR SEVGİ ABİDESİYDİ Karanlık güçler tarafından katledilişinin on yedinci yılında özgürlük ve demokrasi şehidi, yurtsever ve bilge insan Şevket Epözdemir’i saygı, sevgi ve özlemle anıyoruz. O, at izinin it izine karıştığı bir dönemde, yani kimin ne için, niye yaptığı belli olmayan, özgürlüklerin ve demokrasinin rafa kaldırıldığı, karabulutların ülke semasını bir boydan, bir boya kapladığı karanlık bir dönemde, 25.11.1993 tarihinde akşam evinin önünde yüzleri karanlık, yaşamları karanlık, yaptıkları her şeyi karanlık olan, karanlık güçler tarafından kalleşçe kaçırılıp, katledildi. Tek suçu; insanlıktan, demokrasiden, özgür düşünceden yana olmasıydı. O, bir sevgi abidesiydi. Halkının ve ülkesinin sevdalısıydı. Sevginin yasak olduğu, yasaklandığı bir dönemde O, inadına-inadına sevdi. İnsanları sevdi, doğayı sevdi, tüm güzellikleri sevdi sapına kadar. Bıkmadı, usanmadı, ölümüne sevgiyi seçti. Kişiliklerin gözyaşlarında ve kandamlalarında bina edildiği bir toplumda, insanın bir yakını ve sevdiği ile ilgili yazı yazmasının zorluğunu yaşıyorum. Bu nedenle kullandığım her sözcüğü, dile getirmeye çalıştığım her cümleyi özenle seçiyorum. Ama kim ne derse desin, kim nasıl değerlendirirse değerlendirsin; söylemek zorundayım; yaşamım boyunca, Onun gibi yüreği sevgi ile dolu olan, sevecen, güleç yüzlü çok az insan tanıdım. Dolu-doluydu. Okuyordu, araştırıyordu ve tarafsız bir bakışla tahlil ediyordu. Eline geçen tüm klasikleri okumuştu. Bir edebiyat adamıydı. Şevket, 1943 yılında Siirt ili, Baykan ilçesi, Minar köyünde doğdu. İlkokulu köyünde okudu. O yörenin ilkokuldan sonra okuyan ilk insanıdır. Aydınlanmanın ilk kıvılcımıdır, o yöre için yanı. Dicle İlk öğretmen Okulunu bitirdi. Bir süre İlkokul Öğretmenliği yaptı. Daha sonar Diyarbekir Eğitim Enstitüsü Edebiyat bölümünü bitirdi. Diyarbekir Ziya Gökalp Lisesinde edebiyat öğretmenliği yaptı. O yıllar renkli yıllardır, Şevket’in yaşamında. Bir yandan güncel yaşam kavgası, diğer yandan yurtseverlerin parmakla sayıldığı bir dönemde, ulusal- demokratik mücadeleye insan kazandırma sevdası. Hemen belirteyim ki, Şevket 1965’te kurulan TKDP’ nin ilk Diyarbekir bölge sorumlusudur. Bu durumu teyit edecek ve halen yaşayan o dönemin parti sorumluları ve beraber çalıştığı insanların bir kısmı henüz yaşıyorlar. Bu görevi 1968 partiye karşı yapılan operasyona kadar devam etmiştir. Ondan sonar Şevket, legali tenin dışında hiç bir örgüte girmemiştir. Ömrünün sonuna kadar tarafsız bir kişi olarak yurtsever görevlerini ödünsüz yerine getirmiştir. 1964’ten 1983 yılına kadar öğretmenlik mesleğini sürdüren Şevket, Ankara’da çalıştığı yıllarda Hukuk Fakültesini bitirip, 1975’te Avukat oldu. Stajını Ankara’da tamamladıktan sonra 1976 yılında Tatvan’da Avukatlığa başladı. Espritüel bir insandı. Gülmeyi ve güldürmeyi çok severdi. Yüzünde gülümseme hiç eksilmezdi. Caniler O’nu kalleşçe katlettikleri zaman bile, onlarla alay edercesine, gülümsemeyle karşılık verdi. Otopsisini yapan doktor, “meslek yaşamımda birçok otopsiye girdim, yaşamımda bu denli güzel gülümseyen, ölüm karşısında alay edercesine böyle duran başka bir ceset daha görmedim”. Derken bir gerçeğe parmak basıyordu. Anlaşılan Şevket, o koşullarda bile bu canilerin yaptıklarına gülümseyerek, ölümü kucaklamıştır. Yüzlerce fıkra biliyordu. Şiiri çok severdi, şair ruhluydu. Yakın dostları O’nun bu meziyetlerinin tanığıdırlar. Türkçe ve Kürtçe yazım denemeleri oldu. Bunların bir kısmı 1962 de yayınlanan Dicle- Fırat gazetesinde “Dilbirîn” adıyla bir kısmı da Diyarbekir’de yayınlanan Tarancı ve Uyanış adlı dergilerde yayınlandı. Korkusuzdu, hiç korkmuyordu desem yeridir. Karanlıkların hüküm sürdüğü o lanetli yıllarda, dostları O’na; “kendine dikkat et “dediklerinde O yüzünden hiç eksilmeyen tebessümle “bana bir şey olmaz” derdi. Dost yüzlü düşmanların kalleşliğini, bêbextliği-ini unuttu. O, her şeyin sevgiyle, hoşgörü ve diyalogla çözüleceğine içten inanıyordu. Dostları da düşmanları da bunun tanığıdırlar. Egemenlerin korkusu ve taziyesindeki insan seli bunun kanıtlarıdır. O, birlikten, dostluktan, kardeşlikten yanayıydı. Tüm sorunların hukukun üstünlüğü ve demokratik yöntemlerle çözüleceğine inanırdı. Bu nedenle mütevazı yazıhanesinde Malierac’ın o meşhur sözü asılıydı; “Avukatlar esir kullanmadılar, fakat efendileri de olmadı. Hukukun üstünlüğünü benimsediler, ona riayet ettiler…” O, şimdi Tatvan’da Karşıyaka Mezarlığında, 2003 yılında yitirdiğimiz Mamosta Feqî ile komşu olarak yatıyor. Aralarında 5-10 metre mesafe var. Mutlaka biri birlerini doya-doya ziyaret ediyorlar. İkisinin ortak yanı espri ve fıkralarla sorunları ve çözüm yollarını dile getiriyorlardır. Kadirşinas halkımız da Onları unutmuyor, gece-gündüz demeden, yaz-kış demeden ziyaretlerine gidiyor ve onları yalnız bırakmıyor. İnanıyorum ki ikisi de erinç içinde yatıyorlar. Çünkü Kürtlüğü doya-doya yaşadılar, halkımıza karşı olan görevlerini hakkıyla yerine getirdiler. Şevket’in mezar taşının üstünde; “Sen bir özgürlük ve barış gülüydün. Hep öyle kalacaksın” yazılı. Evet, katledilişinin on yedinci yılında özgürlük ve barış gülümüzün kokusunu, sesini, gülüşünü özledim. Onu özlemle anıyor, gülümüzü soldurmayacağımıza söz veriyorum. Av.Şevket Epözdemir’den bir kaç şiir: (*) Diyarbekir-Amidi Hazin hazin bir duman yükseliyor Diyarbekir’den... Feryatla, iniltiyle derinden derine biri ağlıyor Benim Dicle’mdir bu Harabeler, kulübeler, bedenler Geçmişini geleceğini yad ediyor, Anneler, bacılar, mahzun çehreler Eski eserler, derebeyleri Karış karış gezme Amidi’yi Verem olursun verem… Hastanesine, emniyetine, okuluna Belediye binasına, idare kapısına yaklaşma! Yaşayamasın vicdanın, imanın Varsa eğer. Kimsenin ahına derdine, Yalvarışına kulak verme Kapan penceresiz bir yere Tahammül etmesin inleyen toprakta ayağın. Yoksa Diyarbekir seni tutuşturur Kerem olursun Kerem… DİLBİRÎN ( Dicle-Fırat / 1 şubat 1963 sayı: 5 sayfa: 3) DAĞlAR Bu kadar ah tutuşturmadı sizi Asırlar seneler geçti Erimediniz, birleşmediniz… Başlarınızda duman Dağıtmadınız sisi… Eteklerinizi saran inilti Yaman mı yaman Yol vermediniz, hiç kimse işitmedi. Ey başı karlı, dumanlı, efkârlı dağlar Hain, zalim, kederli dağlar Güneşe yol veriniz… DİLBİRÎN ( Dicle-Fırat/ 14 mayıs 1963 sayı; 8 sayfa; 3) Şevket’ín önemli yanlarından biri de Onun seçkin bir edebiyatçı olmasıdır. Çok okuyan, çok araştıran birisiydi. O dönemde yayınlanan Türk ve Dünya klasiklerinin hemen-hemen hepsini okumuştu. Bu okuma zevkini çevresine de aşılıyordu. Onlarca edebiyatsever yetiştirdi. O dönemin dergi ve gazetelerine şiirler ve yazılar yazıyordu. Bunlardan bir tanesi de Kürd gazetecilik yaşamında önemli bir yeri olan, 1962 yılında yayın hayatına başlayan, rahmetli Edip Karahan (Edip Abê) ve arkadaşları tarafından çıkartılan “Dicle-Fırat” gazetesidir. Bir avuç yurtsever gazetenin geniş bir kitleye yayılması için gecelerini gündüzlerine katıyorlardı. Bunlardan bir tanesi de rahmetli Şevket’ti. Şevket, dağıtımının yanında Dicle-Fırat’a “Dilbirin” takma adıyla yazıyordu. Karanlık güçler tarafından katledilişinin on yedinci yılında Onu saygı ve özlemle anıyor, Dicle-Fırat’ta yayınlanan iki şiirini yayınlamayı görev addiyorum. Bedirxan Epözdemir -Ji bo parêzger Şevket Êpözdemir, ku berî hivdeh salan (25.11.1993) ji alîyên hezên tarî va bi bêbextî hate şehît kirin. Ku bi rastî bejim, gelek caran ji dilê min nayê ku ez binivsînim. Pir caran di cerbînîm, hewildidim, li berxwedidim, xwe hinek hêsadikim, lê didim û nadim bêje nayêne cem hev, Hevok rêz nabin li pey hev. Demên borî têne ber çevên min. Rewşa ku em têda dijîn û duwaroja me. Mijar hev diqewrînîn, pirs û pirsegirik têne lefandin li hev. Dibine wek gilokek benik. Teklî hev dibin gelek caran, dibine girîyeke kor. Napişkivin, napişkivin, venabin ji hev. Û pirs, pirs, pirs.. Rêz dibin li pey hev. Giloka benik, carna ji xwe şerit û werîsan di efrîne. Dibine bêser û bêbin. Ne taqeta min heye ku ez bigêhjime wan, ne ew lêvîya min dimînin. Ji nişkava hinda dibin, ji ber çevan, bi lez û bez. Veca ku demsal payîz bî, dar û ber sitûxwar û melûl bin, yek dengî û yek rengî xitma xwe li xwezayîyê dabî û payîz bibî xwezgînîyê nûçeyên reş. Dilê te zîz, çevên te li derî û penceran bin , guhên te bel û bendewarê nûçevanan bin. Wê, ezê çî û çawa binivsînim ? Wê bi kîjan hêz ezê bikaribim, derd û kulan bireşînime ser kaxizan. Ez we nizanim, lê kêyfa min qet nayê ji payîzan ra. Kesên romantîk bixeydin jî ev rastîya mine û ku bi salane nayê guhartin. Payîz li cem min bûye remza xeberên reş, bûye tirs, bûye xof. Sedem vî ye dema payîz te, dilerizim, direçifim, ditirsim. Delalên min hebûn, evînên min hebûn, xeyalên min hebûn. Ku min bi wan ra heyî û tuneyî yê, xweşî û nexweşî yê par dikir. Ku me di şuna pêxwarinê da hêvîyê ji xwe ra dikir, qatix. Û bi helbest û kilamên serketinê me sebr û sebata xwe tanî. Bi bêbextî ji min sitand wana, payîza keysperest. Min ji delalan mehrum, ji evînan bêpar kir, xeyalê min bi avê we çûn. Ez bê qatix, bê helbest û bê kilam mam. Sedem vî ye ku ez ji payîzan hiznakim. Sedem vî ye ku dema payîz tê tirs û xof min digrin, dibime bêzar û ziman. Dar û ber melûl û sitûxwar. Zer, hatiye reşandin li çar alî. Yek rengî û yek dengî, xetma xwe li xwezayî yê daye. Û ez xwe tenê, bêkes, xizan û nezan di ecbînim. Vêga dîlim, di destê payîza bêbext da. Min bi qeyd û bendên xwe yên kevnar va girêda ye. Gerîya min şidandîye bi wê heybeta xwe yê mezin. Wek kabûs li ser singe min rûniştî ye. Bêtaqet û mecalim. Nefesa min dernakevê, difetisim. Li rengan digerim, li dengan digerim. Ne kes, ne nefes. Bêdengî û yek rengî çıqas nexweşe, hey hawar ! Û sebir û sebat. Gotineke hesa û bêwate. Lê pekanîneke dijwar. Û gelek caran jî bersiva pirsên bêdawî, li sûka bêhêvîyan. Bêrî kirin çiqas zore. Û ku çar alîyê te, mij, moran û duman bî. Ku tu bêmecal, teqet û îmkan bî. Û evîn dîl bî, li pişt heft derîyan kilîtkirî bî. Û di nav bêdengî, tarî û zilomatêda, bi wî dengê xwe yê zîz û lezîz, ku bi axên û keser Şivan Perwer; çiqas hawar û gazî bike û bêjê “min bêrîya te kirye, lo wille min bêrîya te kirye”. Qet dawî li berî û hesretan tê? We nizanim. Lê berî û hesretên min qet kêm nebûn, her sal zêdetir bûn. Çinkî bêrî, pirseke bêdawî ye di nav xire û gura jîyanêda. Bîranîn: Av. Şevket Epözdemir (1943-25.11.1993) Di hivdehmîn salavegera qetlkirina,Tekoşêrê bêwestan yê aşîtî, demoqrasî, hiqûq û mafênmirovan, merivê rojên teng, kela evînê, remza dîyalox û xweşdîtinê,insanê zana û bi rûmet Parêzger Şevket Êpözdemir,bi rûmet, evîn û hesret bi birtinim, li hêzên tarî û qatilan lenet dibarînim. Şefafbûn ji herkes ra pêwîste. Ji bo duwerojeke xweş, pêwîswte tu tişt tarî nemînê. Ez çend helbestên Şevket Epözdemir Dîyarbekir-Amidî(*) Bi axên û zarîn duxanek bilind dibî ji Dîyarbekir Bi hawar û nalên dur û dirêj digirî yek Ev Dîcla min e Xirb, qûlube û sûr Demên borî û yên pêşî yad dikin. Dayîk, xûşk û rû yên xemgîn Berhemên kevin û derebegan Gav bi gav negere li Amedê Tu yê verem bibî verem… Nêzîkî nexweşxanê, dibîstanê ewlekarîyê Xanîyê şehirdarîyê, derîyê rêweberîyê nebe! Tu nikarî bijî Ku wicdan û îman bi te ra hebe. Gûh nede ax , derd û zarezara kesî Bikeve cîyeke bê pencere Bila pîyên te tebata Nalêna axê nekin Nexwe tu yê bi agirê Dîyarbekir bêyî vêketin Bibî wek Kerem, Kerem… DİLBİRÎN (Dîcle-Firat/1 sibat 1963 hêjmar: 5 rûpel: 3) Çiya(*) Hevqas axên we neda vêxistin Qirn û sal borîn Ne bûne yek, ne jî helîyan Li ser sere we dûxan We belav nekir mij û moran Nalêna ku pêsîra we girt Yeman bû , pir yeman Kesi nebihîst, we rê neda Hey çîya yên biberf, hers û duxan Çîya yên xayîn, xedar û xemgîn Rê bidine tavê… DİLBİRÎN ( Dîcle-Firat/ 14 gulan 1963 hêjmar: 8 rûpel: 3) (*) Ev herdu helbestên jor bi Tirkî hatine nivsandin û di rojnama Dîcle-Firat de hatine weşandin. Şevket wê demê bi nave Dilbirîn dinivsand. Min van helbestan wegerande Kurdî. Bêdeng, Hêdî-hêdî Ba û baxozan di efrînî, Te dilê min dîl girt. Baranên nîsanê bi min ra jî hene Berf, bêdeng dibarê Baran, bi hozanvanî Lê îro Bi kûl û keser Bi axên û keder Dane ser Hev. Berf, Bê ziman û zare Ne li rê û zaboqan Li bedena min dibare. Ew roja ku Ez ji te ketîyam Dîkên sibe bang nedabûn Lê min qewil dabû te Ezê herim di berbanga sibê de. Ew çev û birû yên te Yên delal Mina ava zelal. Ew fekrandinên te Yên bihizin û cemal Çîyayên mezin Dihelandin. Belkî jî bibûne jehir Lêvên min ji lêvên te ra. Dema min digot; Ezê bimrim Te min; Bi maçikên xwe perû diki ra. Tu çoyî Bajareke wusa Ku ez rîya wê Nizanim. Tu bûyî bûka dewlemendek Ku min ket navê wî nebihistîye.
Ez ji şevan Hiznakim êdî, Ew şevên ku me Bi hevra Xewnên xweş didî. Şevket Epözdemir-1967 Ev helbest texmînen di sala 1967 da bi Tirkî, bi nave “Uzakta” hatiye nivisandin. Wusa xuya ye ku helbest dirêje. Lê hevqas di bîra min da maye. Min ji Tirkî wergerande Kurdî. Divê demê da nahatîye weşandin. Şevket, li gel helbestên nîjen, nûmuneyên klasik jî daye. Ez li jêr carîneke wî ku di bîra min da maye pêşkêş dikim. Dîlber axên û derd û kul Çîya û eşq û bax û dil Min dî nûra te bawer kir Şev hat axên û derd û kul. Ez Şevketê bira careke dîn di hivdemîn salvegera qetlkirina wî da bi dileke xemgin û bi hesret yad dikim, careke dîn qatilên wî rûreş û şermezar dikim. Em lê jibîr nakin. Ew gula me ya azadî û a şîtîyê ye, wê qet necilmisê... Bu makale 712 kez okundu Yükleniyor...
|