|
SON DAKİKA
Tatvan'da Kaza:1 Ölü,1 Yaralı
Memurlar Bitlis'te Hayatı Durdurdu!
Bitlis'te 35 Korucu Silah Bıraktı!
Korucular İçin Geniş Çaplı Operasyon
Analar Ağlasın mı?
Bedirhan Epözdemir epozdemir1@gmail.com
Bir kargaşa ortamına yine bile-bile çekildik. Anlaşılan o ki şahinler, savaş cephesi, gıdalarını anaların gözyaşlarından ve kan damlalarından alan savaş bezirgânları son gelişmelerden, kabuk değiştirmeye aday olan toplumdaki silkinmeden oldukça rahatsız oldular, oluyorlar. Gözleri kan bürümüş, derler ya. İşte böyle bir ruh halidir, son dönemde yaşanılanlar. Bugüne dek tüm kışkırtma ve provaksyonlara rağmen sağduyuyu elde bırakmayan Kürd ve Türk halkları kırım ve kıyımın o korkunç, hayal edilmesi bile insanın beynini donduracak kirli mindere doğru hızla çekilmeye çalışılıyor. Toplumun cinnet getirmesi için rantçılar, sanki seferber olmuşlar. Her iki taraftaki şahinler de toplumu o sürece doğru itmek için adeta elbirliği edercesine sanki topyekûn seferberlik ilan etmişler. Bu korkunç bir şeydir. Bu halklarımızın geleceğini karartıyor. Çocukların, annelerin yaşama sevincinde ve umudunda derin gedikler açıyor. Bilinmelidir ki her hangi bir konuda sonuçları hesaplanmadan atılan her adımın sonu acıdır, gözyaşıdır, hüsrandır. Zor ve zorbalık iflah olmaz ruh halleridir. Kimden, nereden, nasıl, ne için, her ne sebeple olursa olsun zor ve zorbalığa karşı çıkmak bir erdemdir. Türk’ü ile Kürd’ü ile bu ülkede yaşayan tüm aydınlar, barıştan, özgürlükten yana olan herkes bu karanlık gidişe son vermek için sesini yükseltmelidir. Kuşku yok ki acının, gözyaşının, hüsranın faturasını en çok analar ödüyor. Bu Türk analar içinde, Kürd analar içinde değişmiyor. Yani yazgıları bir. Çünkü bütün annelerin gözyaşlarının rengi aynıdır. Bu nedenle “Analar ağlamasın” deyişini ciddiye almamak, tebessümle karşılayıp, adeta alaya almak bir insanlık aybıdır. Anaların gözyaşlarının durması için atılan her adım kutsaldır, en büyük erdemdir. Bu nedenle oğlunun ölümü karşısında elde bayrak meydanlarda koşan ve “vatan sağ olsun” diyen annenin de, dağda ölen oğlunun cenazesinde zılgıtlar çalarak adeta coşkulu davranan annenin de annelik duygularını anlamakta gerçekten zorluk çekiyorum. Her iki duygunun da toplumu cinnete sürüklemek için adeta fırsat kollayan savaş bezirgânları tarafından içi boş ve duygusal sözlerle bastırıldığı kanısındayım. Yoksa buna akıl erdirmek olası değil. Kesin tarihini bilmemekle beraber, zannedersem Radikalde bir Türk annenin askerlikle ilgili öyküsünü okumuştum. Oldukça duygulanıp, etkilenmiştim. Tıpkı “üç oğlum var; biri dağda, bir asker, biri darda” haykıran Kürd anamızın feryat ve çaresizliğinden yıkıldığım gibi. Bugünkü karmaşa, o günkü duygularımı yine depreştirdi. Bu nedenle, özellikle Bodrumlu Türk annenin öyküsünü bütün annelere ve Türk-Kürd kamuoyuna bir mesaj olması dileğiyle sizinle paylaşmak istiyorum. Çünkü bu öyküde Türk olsun-Kürd olsun bütün acılı analarımızın duyguları var. Şöyle başlıyor, sözlerine sayın Feyhan Oran; “Başkasının çocuğu için 'Ölsün, öldürsün' demek kolay; böyle diyenler bir kez olsun empati yapmayı denesin, kendilerini, bir oğlu dağda bir oğlu askerde olan en kadersiz annelerin yerine koymaya çalışsın.” Zaten öykünün ana teması bu söylemlerde. Daha önce bu anlama gelebilecek sözleri Sayın Bülent Ersoy da söylemişti. Epey de yankı bulmuştu. Gerçekten ölsün, öldürsün demek belki de dile kolay. Ama bir de bağrı yanık bizim Kürd anamıza sorun. Hani O, bir oğlu asker, bir oğlu dağda olan gözü yaşlı anamızın öyküsü. Ve ne olur lütfen biraz empati (duygudaşlık) yapın. Kendinizi başkaların yerine koyun bir nebzecik. Kaderli mi dersiniz, kadersiz mi dersiniz ne derseniz deyin. Ama empatinin yanına bir de sevgiyi ekleyin. Göreceksiniz, o zaman kin ve nefret, hele-hele linç kültürü yaşamak için zemin bulmayacak.” Ötekileştirme” diye bir şey kalmayacak. Kirli savaş başladığında, yanı 1984’ te Feyhan hanımın oğlu Hasan 10 yaşında imiş. Bencil davrandığını itiraf ederek, “Hasan askere gidinceye kadar biter bu çatışma” demiş. Sonra Bodrum’lu annelerin bir özelliğini dillendirmiş. Bodrum’lu erkek anaları oğullarının askere gitmesini sabırsızlıkla bekliyorlarmış. Çünkü asker ocağında yaşamayı uslanmakla eşdeğer sayıyorlarmış. Aradan 14 yıl geçmiş Hasan büyümüş, delikanlı olmuş. Derken asker olmuş. Nereye mi? Batman’a. Hemde jandarma komando olarak. Artık 90’lı yılların sonudur, operasyonların birinin bittiği, birinin başladığı acılı yıllar. Feyhan hanım bir ölmüş, bir dirilmiş. Uykusuz gecelerde sabahlara dek dualar etmiş. Bu arada Kürd arkadaşlarına bir diyet borcunun olduğunu belirtiyor. Çünkü o dar ve acılı günlerde O’nu yalnız bırakmamışlar. Oğlunun her ihtiyacını karşılamışlar, her Sıkıntısına koşmuşlar, oğlu ile kendisi arasında adeta bir habercilik ağı kurmuşlar. Bir gün Feyhan hanımın telefonu acı ile çalmış; “Hasan’ı hastaneye kaldırdılar”. Yıkılmış, kalmış Feyhan Hanım. Eşi bir yolunu bulup, oğlunun komutanıyla görüşmüş. Diyarbakır Askeri Hastane’sinde olduğunu öğrenmişler. Sonra dostları Behlül ile ilişki kurmuşlar. Behlül Diyarbakır’da olmamasına kısa bir süre sonra arkadaşlarının kanalıyla oğullarının kendileri ile iletişim kurmasını sağlamış. Bunu unutamayacaklarını belirtip, belleklerde iz bırakacak, herkese ders olabilecek sözlerle sonlandırıyor, Feyhan Hanım. “Bu çatışmanın derhal bitmesini istemeyenlerin çocukları böyle askerlikler yapmadılar, herhalde. Hepsini tek-tek inceleyip araştırmadım. Ama bunu yaşayan anaların-babaların “Analar ağlıyor diye savaşmaktan vazgeçilmez” diyebilmelerine imkân yoktur. Başkasının çocuğu için “Gitsin ölsün, öldürsün” demek kolay Bir kez olsun empati yapabilmeyi denesinler. Mümkünse kendilerini, bir oğlu dağda bir oğlu askerde olan en kadersiz anaların yerine koymaya çalışsınlar” Eline, diline sağlık Feyhan Hanım. Halklarımızın gerçekten sizin gibi duyarlı annelere çok ama çok ihtiyacı var. Gerilimin alabildiğine tırmandırıldığı günümüzde dilerim ki sözleriniz bir nebze olsun herkese empati yapabilme yüceliğini tattırsın. Bu makale 1601 kez okundu Yükleniyor...
Yorumlar yüklenirken lütfen bekleyiniz...
|