Bugün: 23 Mayıs 2012 Çarşamba
Anasayfam Yap Favorilere Ekle Künye
Yeni Üyelik Üye Girişi
  • Ana Sayfa
  • Foto Galeri
  • Video Galeri
  • Seri İlanlar
  • Firma Rehberi
  • Tüm Yazarlar
  • İletişim
  • SON DAKİKA
    • Bitlis
    • Tatvan
    • Güroymak
    • Ahlat
    • Adilcevaz
    • Hizan
    • Mutki
    • Güncel Haberler
    • Bölge Haberleri
    • Kültür- Sanat
    • Spor
    • Yaşam-Sağlık
    • Beldeler
    • Tarih ve Edebiyat
    • Ekonomi
    • Yazarlar
    • Sizden Gelenler
    • Röportaj
    • +
    • Tatvan Myo'da Şiir ve Müzik Dinletisi Düzenlendi Bitlisli Tiyatrocular Hollanda'ya Davet Edildi Tatvan'da Kürtçe Anadil Etkinliği Tatvan'da 'Türk Halk Müziği Ses Yarışması'… Ekspo Batum Turizm Fuarı'nda Bitlis Standı… Bitlis Sanatçı Akınına Uğradı Bitlis Sanat Tiyatrosu Uluslararası Festivallere… Bitlis'te 'Size Bilgi Taşıyoruz Projesi' Ahlat İçin Bir Saz Birsöz Müzik Yarışması… Adilcevaz'da Bastona Sedefte İşlenmeye Başlandı Hizan'da Kitap Okuma Yarışması Düzenlendi Bitlis Sanat Tiyatrosuna Uluslararası Davet! Tatvan Folklor Ekibi Bölge Birincisi Oldu 9 Yaşındaki Ömer 5 Günde Kitap Yazdı Bitlis ve İlçelerinde 'Kutlu Doğum Haftası'…
      Uludere'de Vur Emrini Kim Verdi? Ruken Yetişkin'in babası vefat etti Uçkun Tatvan ve Hizan'da Piyasaya Çıktı İnternet Gazetecilerinin Gözü Kulağı… Kürtler dindar parti kuruyor! Koçerler Yaylalara Çıkmaya Başladı Endonezya'da 8.7 Şiddetinde Deprem BDP'li vekiller gözyaşlarına boğuldu Uludereliler Meclis Kürsüsünden Seslendi… Zarakolu Dahil 15 KCK Tutuklusu Tahliye Edildi 'Kürdistan geleceğin Dubai'si' Oluyor Hasan Cemal 12 Eylül Vahşetini Anlatıyor Vedat Demiröz'e Erdoğanla Arkadaşlığını… Üniversite Said Nursi Enstitüsü kuruyor 'Burada Allah yok Peygamber tatilde!'
      Hizan'da 86 Bin 340 Paket Kaçak Sigara Ele… Hizan'da 21 Mayıs Dünya Süt Günü Kutlandı Hizan'da Bal Üretimine Destek Hizan'da Şiddetli Rüzgar Hasara Yol Açtı Hizan'da Ahır Çöktü, 180 Hayvan Telef… Hizan'da Otomobil Şarampole Uçtu: 8 Yaralı Hizan'da Sıcak Çatışma, 1 Ölü - YENİLENDİ Hizan'da Belediye Çöp Aracını Ateşe Verdiler Hizan'da Minibüs Uçuruma Yuvarlandı:2 Ölü,3… Kamyonetin Çarptığı Yaşlı Adam Ağır… Hizan Gençlik Kulübü Derneği Kuruldu Hizan Lisesi Öğrencileri İzmir'den Döndü Hizan'da Yılan Sokması Bir Çocuğu Hastanelik… Hizan'da Yıldırım Çarptı: 2 Ölü Hizan'da Motosiklet Kazası: 2 Yaralı
      Mutki'de Yine Silahlar Konuştu: 1 Ölü,1… Tarsus'tan Mutki'ye Gönül Köprüsü Mutki'de TYÇP Personeli İş Başı Yaptı Mutki'de 'Kutlu Doğum Haftası' Hazırlıkları Vali Yılmaz, Ölen Korucunun Taziyesine Gitti Mutki'de Bahar Temizliği Mutki Belediyesi'ne 80 İşçi Alındı Düşük Yapan Kadın Helikopterle Yetiştirildi Mutki'de Kış Ayında Evini Yılanlar Bastı Helikopterde Doğan Bebeğe Pilotun Adı Verildi Mutki'de Köylüler Eskimolar Gibi Yaşıyor Mutki'de, Doğum Yapan Anne Hayatını Kaybetti Başkan Vahdettin Barlak'tan 'Hastane' Açıklaması Mutki'de Eğitim Yatırımları Silahı Temizlerken Hayatını Kaybetti
      Abdurrahman Gazi Türbesi'nde 24 Saat Kur'an-ı… Ahlat Belediyesi'nden Park Çalışması Ahlat Yibo Mezunları Buluştu Ahlat'taki Partili Kadınlardan Anneler Günü… Ahlat'ta Fakir Öğrenciler Yararına Kermes Ahlat'ta Yeni Öğretmenevi Ahlat'ta, Kaçak Balıkçılara Göz Açtırılmıyor Ahlat'ta 30 Kişilik İşçi Alımına 113… Van Gölü'ne İlk Kulaç Ahlat Belediyesi Bahar Temizliği Yapıyor Yarım Asırlık Tiryaki Sigarayı Bıraktı Ahlat'ta Minaresiz Cami Kalmayacak Tandıra Düşen Minik Nazlıcan Hayata Tutunamadı Ahlat'ta da 8 Öğrenci İçtikleri Sütten… Dengesini Kaybeden Çocuk Tandıra Düştü
      Adilcevaz'da Kur'an Kursları İçin Kermes… Depremde Adilcevaz'da Yıkılan Minare Yapıldı Adilcevaz'da Ana Sınıfları Yenileniyor Adilcevaz'da 25 Köye Çocuk Parkı Yapıldı Adilcevaz'da Feci Kaza: 2 Ölü, 4 Yaralı 'Depremi Fırsata Dönüştürmeye Çalışıyoruz' Adilcevaz'a Sebze Halı Yapılıyor Adilcevaz da Tüp Patlaması Evi Harabeye… Adilcevaz Erikbağ Geçici Askeri Bölge İlan… Uluslararası Adilcevaz Bisiklet Yarışları… Acöder'den Öğrencilere Kültür Gezisi TRT Adilcevaz'da Selçuklu İzlerini Arıyor 84 Yaşında Okuma Yazma Öğrendi Sonunda Bu da Oldu Vangölü Dondu! Adilcevaz'da Yoğun Kar Yağışı
      Güroymak'ta Direksiyon Sınavı Heyecanı Norşin Belediyesi'nden Modern Peyzaj Çalışması Güroymak Belediyesi 400 Öğrenciye Burs… Güroymak'ta Köylüler 15 Bin Liraya Çoban… Güroymak İlçe Emniyet Müdürü Okulları… Öğrenciler Çıkardıkları Dergiyi Vali… Güroymak'ta Geçici İşçiler Kura Sonucu… Güroymak'ta Öğrenciler Dergi Çıkardı Vatandaşlar Budaklı Kaplıcası'na Girmeye… Çocuk Korosundan Kutlu Doğum Haftası Etkinliği Aç Kalan Hayvanları Ağaç Kabuğuyla Doyuruyorlar Norşin'de Zor Koşullarda Eğitim Görüyorlar Telefonun Çektiği Tek Nokta, Muhtarın Evinin… Norşin Belediye Başkanı Muhtarlarla Biraraya… Güroymak'ta Din Görevlileri Sendika Değiştirdi
      Tatvan'da Araç Takla Attı: 1 Ölü, 1 Yaralı Tatvan'da Aniden Bastıran Yağış Sele Dönüştü Tatvan Belediyesi Sanayi Esnafı İçin Çalışıyor Tatvan'da Tır'la Kamyonet Çarpıştı: 2… Tatvan'da İhtiyaç Sahipleri İçin Kermes Tatvan'da 4 Yıldızlı Otelin Temeli Atıldı Tatvan'da 'İletişim Dünyası Semineri'… Nihat Özdemir Tatvan'dan Konuştu Tatvan'daki Çatışmada Ölenlerin 2'si Bitlis… Tatvan'da Simit Sarayı Açıldı Tatvan MYO'ya Ek Bina Yapımına Başlandı Bellona, 36. Mağazasını Tatvan'da Açtı Bölge Ticaret Odaları Tatvan'da Toplandı Çatışmada Ölen Aslantaş'ın Cenazesi… Tatvan'da Bahar Temizliği Devam Ediyor
      Bitlis'te Son Zamanların En Etkili Eylemi! Lise Öğrencilerinden Bitlis Eren Üniversitesi'ne… Bitlis'te Emekçiler Alanlara Aktı Bitlis'te 36 Taksitle Altın Satışı Bitlis Valisi Yılmaz Hükümet Konağı İnşaatını… Bu Sene Nemrut'un İlk Ziyaretçileri Hollandalı Vali Yılmaz'dan Önemli Ticaret Merkezi Açıklaması Reşat Kazancı ÖZel Okulu'nda Mezuniyet… Bitlis'te 35 Korucu Silah Bıraktı Bitlis'te Eroin Satıcılarına Büyük Darbe! Kaçırılan Korucular İçin Geniş Çaplı… Bitlis Kesk'ten Hükümete Sert Eleştiriler İHD Bitlis: Korucu aileleri bize başvurdu Bitlis'te 5 Korucu ile 1 Muhtar Kaçırıldı Bitlis'te Neden Kiler Market Yok?
      Deprem Hayatlarını Kararttı Muş'ta Şiddetli Deprem: Yıkılan Evler… Saman Bitince Makarna Çare Oldu! Van'da 4.3 büyüklüğünde deprem Fenerbahçe ve Koç'tan Van'a 40 Tır Yardım Acun Ilıcalı ve 'O Ses' Ekibi Van'a Geldi Çığ Düşmesi Sonucu Van-Bitlis Yolu Kapandı 100 Kişi 24 Saat Sonra Kurtarıldı Van'da Korkutan Deprem Uludere'deki Vahşet Perdesi Aralanıyor Van'a Geri Dönüşler Başladı Çukurca'da Gece Boyunca Çatışma! Van Saray'da Deprem Diyarbakır'da yangın: 6 ölü Diyarbakır'da kafatası sayısı 23'e yükseldi
      Bitlis'e Ticaret Merkezi Yapılacak Adilcevaz'daki Tekstil Atölyesi İlk İhracat… Ahlat'ta 340 Büyükbaş Hayvan Dağıtıldı Bitlis'te İşletmeler Dap'la Kalkınıyor Bitlis'te Kosgeb Binası Yapılacak Ahlat'ta 20 Kişilik İşe 103 Kişi Başvurdu Eren Holding, şirketlerde bölünmeyi nasıl… Güroymak'ta Yeni Bir Devlet Bankası Açılıyor Tatvan'da Yeni Fabrika Açıldı Bitlis'te 140 İşçi Daha Alınacak Bitlis'te Arıcılık Ne Durumda? - Uzmanı… Tatvan'daki Sanayi Esnafı Zor Şartlarda… Gimtat Tatvan'da Açıldı - FOTO HABER Daka Yönetim Kurulu Toplantısı Bitlis'te… Bitlis'te Ot ve Saman Fiyatları 5 Kat Arttı
      Bitlis'e Hes, Getirir Yas... Bitlis News Amblemi ve Zaman Gazetesi Tutuklu Gazeteci Sinan Aygül Yazdı... Kürtler'den Özür, Devlete Veryansın Bitlis Eren Üniversitesi ve Son Sürece İlişkin Gölüm Kan Ağlar - Van Depremi Ne Büyük Mutluluk! Deprem'in Gözleri... Firma Rehberimiz Aktif Edilmiştir Bitlis Emniyet Müdürlüğü'ne Teşekkürler Bitlisli Tutuklu Gazetecinin Kaleminden... Mutki Barış ve Kardeşliğin Kentidir Kamran İnan, 'PKK Kürt Malı Değil' Epözdemir ; YSK'nın Kararını Yorumladı Bitlis'in Seçim Şifreleri
      Bitlis'teki Tarihi Evler Bir Bir Yok Oluyor Ahlat Kümbetlerine İlgi Artıyor Bitlis'te Uzun Kış, Tarihi Yapılara Zarar… Bitlis Lolo Bulak Çeşmesi Yenileniyor TRT, Van Gölü Havzası'nda Selçuklu İzlerini… Bitlis Tarihinde Talan Edilen Vakıflar Kaliforniya’dan Bitlis’e William Saroyan El Aman Hanı Yeni Bir Yüze Kavuşuyor Ahlat'ta Tarihi Hamam Tahrip Oluyor Tatvan'daki Antik kent bir kararla ‘yok’… BEÜ Bu Yıl İlk Defa Arkeoloji Öğrencisi… Ahlat'taki Müzeyi Ziyaret Edenlerin Sayısı… Sahipsiz Kalmış 'Tarihi Bitlis Evleri' Unutulmaya Yüz Tutmuş Bitlis Tarihi Açığa… Bitlis Şerefiye Cami Geçici Olarak Hizmete…
      Bitlis'te Bölge Hastanesi'nin Temeli Açılıyor Milletvekili Vahit Kiler Ameliyat Oldu Mutki'de Öğrencilere Süt Dağıtıldı Bitlis Genelinde 44 Çocuk Sütten Hastanelik… Bitlis'te Öğrencilere Süt Dağıtımı… Hizan Devlet Hastanesi Meclis'e taşındı Bitlis Tabipler Odası'ndan Anlamlı Kınama Yeşil Kart Vizesi Omadığı İçin Ölüme… Tandır Ekmeği Baş Ağrısı ve Tansiyonu… Bitlis'te 141 Öğrenci Zehirlendi - FOTO… Bitlis'te Aile Hekiminin Darp Edilmesi Kınandı Bitlis Diş Hastanesi'nden Rekor Hizmet Tatvan'da 1721 Kişi Sigara Bırakmak İçin… Çocuğun Bağırsağından 2 Kilo Solucan… BEÜ Öğrenci Konseyi, Hasta Çocukları…
      Bitlis LYS Sözel Birinciliğinden Vaz mı… Vefatının 52.Yıldönümünde Said-i Nursi Bu Yazı, Bir Öğrencinin Öğretmenine Sitemidir Bitlis News Yazarından YGS'ye Gireceklere… Bedirhan Epözdemir Çocukları Kaleme Aldı Şefik Beyaz Newroz'u Kaleme Aldı Kürd Halkı Sevdalısını Unutmadı...! 'Kürtçe âşık olmak' - ELİF ŞAFAK Kin ve Öfke Küçültür, Sevgi ve Saygı… Ne 'Hayvanlaşan' İnsanlar Var Her Anne Babanın Okuması Gereken Öneriler Sözde Kardeşlik - MAKALE Eren Üniversitesi'nin Anatomisi - Makale BETAV'a Yakışmadı 'Sen Bir Özgürlük ve Barış Gülü İdin'
      Tatvan'da 'Genç Erkekler Basketbol Turnuvası'… Tatvan'da 'Genç Kızlar Voleybol Turnuvası'… Ahlat'ta Minikler Basketbol Öğreniyor Bitlis Belediyesi'nden Spor Kulüplerine Yardım Bitlis ve Tatvan'da Bölgesel Basketbol Yarışması… Tatvan, Basketbol Müsabakalarına Ev Sahipliği… Tatvan'da Hentbol Grup Müsabakaları Hentbolcular, Başkan Ok ile Bir Araya Geldi Bisiklet Yarışmasına 9 Ülkeden 31 Sporcu… Adilcevaz'da Önemli Organizasyon Bitlis Polis Okulu Türkiye Şampiyonu Oldu Adilcevaz'da Uluslararası Bisiklet Yarışması… Tatvan'da Kaymakamlık Kupası Finali Yapıldı Ahlat'ta Masa Tenisi Turnuvası FİFA, Kürt futbol takımını resmen kabul…
      Vedat Demiröz İle Gündeme ilişkin Özel… Vahit Kiler ile Gündeme İlişkin Özel Röportaj Vahit Kiler'e Merak Edilen Soruları Sorduk Bitlis News’ten Yılın Röportajları Vedat Demiröz Ulusal Basına Bitlis'i Anlattı Hasan Bildirici İle Röportaj Bedirhan Epözdemir'den Çarpıcı Açıklamalar Vahit Kiler İle Gündeme İlişkin Özel… Başkan Ok İle İddialara İlişkin Özel… Selahattin Demirtaş İle Röportaj Vali Yılmaz İle Röportaj Kamran İnan Röportajı Cemal Taşar İle Röportaj Nezir Karabaş İle Röportaj
      2 Bin 500 TL Maaşı Duyan Çobanlar Köye… Günkırı'da Kızların Eğitime Kazandırılması Aydınlar'da Toplum Yararına Çalışma Projesi… Gölbaşı'nda Koyun Sürüsü Karabaş'a… Ovakışla'da Buzlar Hala Çözülmedi Günkırı ve Gölbaşı'nda Tarlalar Sular… Genç Liderlerden Ovakışla'ya Kütüphane Fethiye'den Ovakışla için Kitap Kampanyası Aydınlar Beldesinin İçme Suyu Sorunu Giderildi Ovakışlalı Çiftçiler Tefecilerin Eline… Lezgin Bingöl Tahliye Oldu
    Tatvan'da Kaza:1 Ölü,1 Yaralı
    Memurlar Bitlis'te Hayatı Durdurdu!
    Bitlis'te 35 Korucu Silah Bıraktı!
    Korucular İçin Geniş Çaplı Operasyon

    Katledilişinin 17. Yılında Unutulmadı!

    25 Kasım 1993 yılında faili meçhul cinayete kurban giden "Barış ve Özgürlük" şehidi Av. Şevket Epözdemir için dostları ve yakınları tarafından kaleme alınan yazılar.

    03 Kasım 2010 Çarşamba 23:29
    Tweet

    Oğlu Serdar Epözdemir / “Bir Demokrasi Şehidi”

    25 Kasım 1993 akşamı, saat 20.00’da kontrgerilla ve onun işbirlikçileri, yörede sevilen ve sayılan; tek silahı, düşünceleri olan demokrat, yurtsever, aydın insan, DEP İlçe Başkanı Av. Şevket Epözdemir’i kaçırdılar. Sorgusu kısa sürdü. Çünkü; herhangi gizli bir örgüt ya da yasal olmayan olaylarla ilintisi yoktu. Tek suçu, halkını ve halklarını sevmesiydi. Götürüldüğü yerde tüm istemlere “hayır” dediği için çabuk infaz edildi. Cesedindeki alaycı gülümseme, bunun en önemli kanıtıydı. Yıllardır bir çok otopsiye girmiş doktor: “Ben yaşamımda bu denli güzel gülümseyen, ölüm karşısındaki alay edercesine böyle duran başka bir ceset daha görmedim” derken, ağabeyi de “Bu insan tüm Türk ve Dünya klasiklerini okumuş büyük bir beyindi, bu kafaya nasıl kurşun sıkılır? Türk demokrasisi için çimentoydu, gerekliydi” diyordu.

    Hain eller, infazı gece gerçekleştirdiler. Cesedi öğlene doğru yol kenarına bırakıverdiler. O güzelim beden karın üzerinde üşüdü, fakat gülümsemesini hiç kaybetmedi. Kürt sorununun, barışçı ve adil yöntemlerle çözüleceğine inancı tamdı, zaten bu yüzden DEP İlçe Başkanlığı’nı sürdürüyordu.

    TC Hükümeti’nin bile telaffuz etmekten korktuğu kirli savaş; kan, barut ve göz yaşı bırakıyor. Bilmiyorlar ki, Şevket ve Şevket gibi katledilenlerin, halkta tepkiyi arttırıp, geride kalanlarına direnç veriyor. Bu güç, çığ gibi büyüyor.

    1943 yılında Siirt ili Baykan ilçesi Minar (Dilektepe) köyünde dünyaya gelen, türlü sıkıntılarla ilkokulu, Dicle Öğretmen Okulu, Diyarbakır Eğitim Enstitüsü’nü bitirip, edebiyat öğretmeni olan, 1964 yılından 1983 yılına değin bu mesleği sürdüren, Ankara’da çalıştığı dönemde Hukuk Fakültesi’ni bitirip 1975 yılında avukat olan bu azimli insan, bu tarihten itibaren halkının içinde olmayı seçmiş, Tatvan’a yerleşmiştir. Her yönüyle ilkeli ve düzeyli bir tavır izleyen, hiçbir fraksiyona angaje olmadan insan haklarına ve demokrasiye olan bağlılığıyla mesleğini uyguladı.
    Espritüel ve sürekli gülmeyi seven bir yapısı vardı. 1980 Eylül darbesinde 33 gün gözaltında kaldı. Zindanda bile bu özelliğinden vaz geçmediği, esprilerle, fıkralarla, şakalaşmalarla diğer arkadaşlarına moral verdiği hala anlatılır. Doğayı,insanları, çocuklarını (özellikle kızı ve torununu), avcılığı en çok da yetiştirdiği çocuklarını diğer insanlarla tanıştırmayı, gizli bir haz alarak severdi. Gülen yüzü, zevkle yaptığı işlerde daha bir neşelenir çevresindekilere de bulaştırırdı. Hasta biri öleceğini söyledi mi “ne güzel işte tüm ağrılarından, sızılarından kurtulacaksın, rahat uyuyacaksın” dedi mi, çevredekiler katıla katıla gülerdi. Her yönüyle insana yakındı, çocukla çocuk, büyükle büyük olurdu.

    Karanlık cinayetlerin arttığı günlerde kendisine uyarıda bulunanlara önce gülümser sonra da ”bana bir şey olmaz” derdi. Ölümün kalleş olduğunu unuttu. Dostoyevski’nin kahramanları gibiydi. Sevgi, hoşgörü, iletişim ile her şeyin düzelebileceğine inanır, düşmanına dahi gül uzatabilecek kadar alçak gönüllüydü. Yaşamdaki tek zaafı insanları çok sevmekti. Yazıhanesinde asılı duran Malierac’ın sözü mesleğini nasıl uyguladığının en büyük kanıtıydı: “Avukatlar esir kullanmadılar, fakat efendileri de olmadı. Hukukun üstünlüğünü benimsediler, ona rivayet ettiler...”

    Barış, demokrasi ve özgürlük mücadelesine tüm yaşamını adayan bu insan yapılan işkence ve sıkılan kurşuna karşı şunları söyler gibiydi:
    “Onlar ümidim düşmanıdır sevgilim./ Meyve çağında ağacın,/ Açılıp yeşeren hayatın./ Çünkü zulüm vurdu alınlarına/ Dökülen diş, çürüyen et...”Katledilmesinden sonra yasına gelen insanların, her düşünceden ve her kesimden olması dış dünyaya yansıttığı demokrat yüzünün bir sonucuydu. Yalnız dışa gösterdiği yüzünde değil, özel yaşamında, eşiyle ve çocuklarıyla olan ilişkilerinde de tam bir bürokrattı.

    Barışseverdi, çünkü kendisiyle barışıktı; yurtseverdi, çünkü yurdunun tüm güzelliklerine hayrandı; özgürlük tutkunuydu, çünkü  evcilleştirebileceği , besleyebileceği hayvanları avlardı. Güleryüzlü ciddiyeti bu denli iyi uygulanabilen insan, her zaman sorunları iletişimle çözebileceğini söylerdi. Artık Kürt halkı şunu çok iyi biliyor: Barıştan yana olanlar, demokrasi ile sorunlarına çözüm isteyen güçler namlunun ucundadır. Hükümet öyle söz edildiği gibi çözümden yana değil. Tek formülleri var oda öldürmek, bunun doğal sonucu da açık: Kan. Oysa bu kan gölü Kürt ve Türk halkını ortak etkiliyor. Artık şunu herkesin söylemesi gereklidir. Sorunların çözümü için barışçı bir süreç istiyoruz, bunu sağlamakta devletin görevidir. Biz artık çocuklarımızı, analarımızı, babalarımızı bu kirli savaşta kaybetmek istiyoruz.

    Tatvan’daki kısacık yaşamında SODEP, SHP, DEP ilçe başkanlığı, İHD temsilciliği, belediye meclis üyeliği, Van Barosu üyeliği ile Barolar Birliği delegeliğini yapmış, her zaman çalıştığı görevin sorumluluklarını tam olarak yerine getirmişti.

    Onun yasını tutarken şunu çok iyi biliyoruz;
    Şehitler öldükleriyle kalmazlar, düşünceleriyle ve geleceğe bıraktıklarıyla yaşarlar. Demokratik çözüm her zaman olanaklıdır ve buna şimdi acilen gereksinmemiz var. Bir kök nasıl toprakta sürerse, halkların kardeşliği de öyle sürer. Barış ve özgürlük mücadelesi de bununla beslenir. Şair’in dediği gibi:
    “Bir özgürlük kuşu vardır insanın/Uçmak ister./buna ne sen engel olabilirsin,/Ne be,/Ne de asker!

    Öğrencisi Talat İnanç / MAMOSTÊ MİN û DOSTÊ MİN

    Sala perwerdeya 1964-65’an bû, min li Diyarbekir di lîsê de dixwend. Ez xwendekarê sinifa 5’an bûm. Nêzîkî dawiya salê ji me re mamostekî nû hat. Mamoste xortekî ciwan bû, beşera wî vekirî, rûgeş û devliken bû. Di rabûn û rûniştina wî de tevgereke nermegerm a lihevhatî hebû. Sivik nîn bû, di ciyê xwe de gran bû. Gava dipeyivî, ken û bişrekî hênik li dev û lêvên wî diherikî, li ser ruyê wî pêl dida. Ew mamosteyé  delal Şewket Epozdemir bixwe bû. Hîn du-sê roj tê de derbas nebûbûn ku dest bi mamostetiya me kiribû, karekî min ket alê wî.

    Berî hatina mamoste, ez ketibûm îmtîhanek û min qezenc kiribû ku ez biçim salekê li Amerîka bixwînim. Midûrê mektebê ji bona formalîta çûna min ya Amerîka, ewraqek da min, got “bibe, bira mamostê te yé edebiyatê îmze bike û bîne, emê di nav ewraqên din de bişînin navenda AFS’ê li Stenbolê.” AFS(American Field Service) rêxistineke navneteweyî bû.

    Wé demé xwendekaran bi îmtîhan dibijartin û dişandin welatê Amerîkayê. Gava midûr ewraq da min, wext ber bi êvar, roj li ber ava bû. Mamoste Şewket Abê (Bi deh salan bi şûn de, îdin min jê re digot abê) ji mektebê dûr bûbû, ber bi malê ve diçû. Min ewraq girt û da pey. Hê ku ew negihijtibû malê, min xwe gihandê. Li ber Yekderiyê Bedenê, min silav lê kir. Wî jî bersiva silava min da. Pêşî, em bi Tirkî peyivîn. Di pey re, jiber ku min bihîstibû ku ew Kurd e, min qelapte Kurmanciyê. Gava min bi Kurmancî deng lê kir, gelek kêfxweş bû, o wisa jî hebekî li min şaş ma. Gote min, “malava, wele min digot tew tu ne Kurd î.” Erê, min zanibû, gava wî li miné çavşîn û porzer û reng vekirî dinihêrt, jiwîtirê ez yekî ji wan macirê Bulxar im ku dewletê wan li der û dora Bismil bi cî kiribû.

    Min gotê “wele ez Kurd im, o Kurdê gewr im.” Ev gotina min jî gelekî li xweşé wî çû, li min zivirand û got “rast e, Kurd gewr in, lê, reş û qemer û esmer jî hene..” Em herdu jî keniyan. Min gotê, “mamostê min, min îmtîhana AFS’ê qezenc kiriye, ezê biçim salekê li Amerîka bixwînim, vanî, midûr beg ewraq rêkiriye, divê tu îmze bikî.” Bi vê gotina min, hîn zêdetir kêfxweş ma, got “belê, ezê îmze bikim, lê ka were, pêşî em herin malê, hinkî ji xwe re mijûl bibin.” Min da pey û em meşiyan. Mala ku em çûnê, di navbera Cotederî (Çift Qapî) û Derêromê de bû.

    Wê êvarê, me bi hev re gelek sıhbet û mijûliyên xweş derbaskirin. Hingê, Şewket Abê hîna nezewicîbû. Ew mal jî mala kekê wî (ku paşê bû dost û heval û kekê min jî) Şakir Epozdemir bû. Şakir Abê, gava bihîst ku min îmtîhan qezenc kiriye û ezê herim li Amerika bixwînim, pirr kêfa xwe anî û dilşadiya xwe nîşan da. Ji min pirsî, ez kî me, ji kwêderê me, ji kîjan mal û malbatê me. Min navê xwe, gundê xwe, malbata xwe tev jê re bi rêz kir. Min ji herdu bran re got ku "min berê jî îmtîhan û ezmûn qezenc kiriye û ez vêga di Lîsa Ziya Gokalp’ê de leylî mecanî dixwînim.’’ Bi vê agahdariyê, ew hê zêdetir kêfxweş bûn.

    Şakir Abê digot: “Ez bawerim, em Kurd, emê ji bindestiyê xelas bibin.” Wî digot: “Xwendekarekî Kurd ê gundî yê ku paşê li dibistanê hînî Tirkîyé bu ye, îro, pêşî ji gelek zarûkên axan û began û dewlemendan, ji ên karmendên dewletê  stendiye. Ev yek nîşan dide ku wê Kurd xelas bibin û ji binê nîrê zilm û zorê bifilitin.”

    Wê êvarê, li wê malê em ji alîkî ve mijûl bûn, me hev nas kir, ji alîkî ve jî em rûniştin me bi hev re şîv xwar, piştî şîvê çay, di pey re jî gwîz û mewîj û meşlûr anîn. Me şevbêrka xwe hetanî derengê şevê bihart û min xatir ji wan herdu brayên xweşmêr ên rind ên welatparêzan û ji malbata wan xwest û derketim çûm. Wê gava ez ji wê malê derketim rihê min zelaltir bûbû, dilê min geştir, mêjiyê min jî ronîtir. Derengê şevê, ez wek birq û brûskê di kuçe û kolanan de vegeriyam pansiyonê.

    Di pey re, sal û zeman derbas bûn. Piştî ku ez ji Amerika vegeriyam û min li Stenbolê, li Robert Kolejê û  li Zanîngeha Boxazîçî, di muhendîsiyê de xwendina xwe xelas kir, îdin, min û mamostê xwe, me rêç û şopa hev winda kiribû. Lêbelê, min bihîstibû ku Şakir Abê ji ber endamîtî w damezrîneriya xwe ya di Partiya Demokrat a Kurdistana Tirkiyê de, hatiye girtin û ketiye girtîxanê, paşê jî hatiye berdan. Lê, min û wî, me qe hev nedît.

    Di salên destpêk ên 1980’êyan de gava ku ez vegeriyam Diyarbekir, min bihîst ku Şewket Abê, Dibistana Hiqûqê xwendiye û buye parêzer. Dîsa jî demeke drêj ez û wî, em li hev rast nehatin. Piştî 12ê Îlonê di sala l983’yan de gelek hevalên rewşenbîr ên Kurd, me di SODEP’ê de cî girtibû. Siyasetmedarên kevn ên ku berê di CHP’de xebitîbûn, ji tirsa Reveberiya Awarte ya Leşkerî xwe ji siyasetê dûr digirtin. Ji ber vê yekê nifşeke nû ya pêşverû di SODEP’ê de derkete pêş. Ez hem di SODEP’ê de hem jî di pey re di SHP’ê de serekê Parêzgeha Diyarbekir bûm.

    Mamoste Şewket jî  li Tetwanê serekê wé partiyê bû. Di gelek civînan de me hev didît û me li hev dipirsî.  Di wan rojên teng û tarî de ku hepisxana Diyarbekir ji gel re bûbû mîna dojehê, ku jîn di bin zilm û zora leşkerî de li serê gelek kesan bûbû barekî gran, ku îdin bi hezaran meriv di bin çav de derbas dibûn, dihatin girtin, derb û lêdan dixwarin, şkence didîtin û ketibûn bêbaweriyeke wisa ku Rêveberiya Awarte hew radibe. Xerabtir ew bû ku gelek rewşenbîr û têkoşerên Kurd û Tirkan di hepisxana de, di bin dar û derban de jiyana xwe ji dest dan.

    Dem ne xweş bû. Lê me xebata xwe di van partiyan de didomand. Xweziya dilê me, armanc û mebesta me ew bû ku em gelê bindest li hemberî zordariyê hişyar bikin û di demeke drêj de hem demokrasiyê bi pêş xin hem jî hêzek û bingehekê ji têkoşîna welatparêziyê re çêkin. Lê gelek jî hebûn ku li pey berjewendiyên rojane dibeziyan. Xem û xeyala wan ew bû ku bêne hilbijrtin û bibin tiştekî. Ev gotinên min ne di wê watêyê de ne ku em li hemberî siyaseta parlamenterî bûn. Berî me jî, piştî me jî gelek hevalên me yîn rind û bi rûmet di parlamentoya Tirkiyê de ji gelê me re xizmet û xebatên grîng bi cî anîne, o îro jî wisa bi cî tînin. Her çiqa wisa be jî em bawer bûn û me wisa zanibû ku di wan partiyan de hed û sînorekî teng li ber teleb û daxwaziyên gelê me hebû ku bihur tê de venedibûn.

    Lê dîsa jî di wan rojan de, bi baweriya pêşvebirina têkoşîna demokrasiyê, em di wan partiyan de dixebitîn. Jixwe piştî ku Kenan Evren Erdal İnönü veto kiribû gelekên mîna me, bi hêviya ku wê SODEP di rêya demokrasiyê de têkoşînê pêşve bibe, dest û mil danê û tê de cî girtin. Demekê di pey re, gava ku gund dihatin şewitandin û hilweşandin, gava gel direviya ku canê xwe xelas ke, gava ku bi hezaran meriv koç dibûn û berê xwe didan welatên xerîb û xurbetê, gava ku pêsîrtengî diqewimî û rê li ber gel teng û tehl dibû... me şaxên Komela Mafên Merivan (İHD) li bajarên herêmê damezrandin û em tê de xebitîn.

    Xebata di van komelan de zêdetir me ber bi xwe ve dikişand û di wan rojên zilm û zor û xedrê de, wan rojên binçav kirinê, wan rojên şkencê, wan rojên kujtinê, wan rojên gû pê dan xwarinê de roleke mezin didît. Jixwe, çiqa çû partî jî ji helwesta xwe ya pêşî dûr ket û me nihêrt ku nabe, em yek bi yek bi paş ve vekişîn û jê veqetiyan. Min, hinek jî ji ber nexweşîna xwe ya dilî, bi temamî dev ji siyasetê berda. Paşê, birrek hevalên me yîn din, xebata xwe ya siyasî di HEP’ê de û di partiyên di rêzika di pey HEP’ê de (DEP, HADEP û hwd) domandin. Ji wan hevalan Wedat Aydin, Muhsîn Melîk û Şewket Epozdemir, sê mêr û xweşmêrên bijare, sê rewşenbîrên bêhempa, sê terhebejnên ciwan, sê xortên serwext ên bi vîn û evîn û cesaret ên ku çavê xwe ji melkemot nediqutandin, sed mixabin, jîna xwe di destê hov û hirçan de, di destê bebextan de winda kirin. Kujtina van her sê mêrxasan bi xap û dafik û kemîn bû. Xwînxwarên bê olû wijdan, bi hesab û pîlan û zanîn destê wan ji destê me qetandin. Mîna wan bi sedan, bi hezaran welatparêzên Kurdan girtin, birin, kujtin...

    Sala 1989’an, piştî ku bi hezaran Kurdên başûr ên Kurdistana Iraqê, jin û mêr, zar û zêç, pîr û kal ji ber tirsa çekên kîmyewî yên zalimê Seddam, di ser sînor de derbas bûn û bi ser me de raweşiyan, dinya alem gişt bi vê trajediya ku hatibû serê Kurdên bêmefer û bêçare hisiya. Wê hingê, jina serekkomarê Fransa, Xanima Danielle Mitterand hate Diyarbekir û li halê Kurdên belengaz ên ku Turgût Ozal, wan li Diyarbekir, Qoser û Mûşê, di sê kampan de bicî kiribû pirsî, li wan xwedî derket. Bi rastî, bi vê serdana Xanima Danielle Mitterandê, gelê Kurdên Tirkiyê, gelekî kêfxweş bûn. Bi qandî sêsed kesan, me li balafirgeha Diyarbekrê pêşwaziya wê kir. Xanima Danielle Mitterand ewilî kampa Diyarbekrê ziyaret kir, di pey re, roja din berê xwe da kampa Mûşê. Piştî nîvro, gava konvoya bi Mitterandê re ji Mûşê zivirî, wextê fravînê bû. Ez û Mehmet Alî Aslan Abê û Wedat Aydin em li pêşî çûn Tetwanê.

    Li wê derê me parêzerê navdar ê welatparêz ê delal dît. Mamostê min û dostê min Şewket Epozdemir, bi lez û bez rabû, telefon li ser telefonê kir, di nav seetekê de restauranta li keviya Gola Wanê xiste faaliyetê, masî dan pijandin. Gava heyeta bi Xanima Danielle Mitterandê re (ku bi hezrê min ji sed û pêncî kesî zêdetir bûn) hatin gihîjtin Tetwanê, her cure xwarin û selete û masiyên pijandî li ber wan hazir û amade bûn.

    Ji wê rojê ve ez hîn zêdetir bi heyrana xîret û xebata mamoste û dostê xwe me. Şewket Epozdemir parêzerê dilbievîn ê rastiya gel û welatê xwe bû. Zalimên nijadperest ên bêbext ên bê ol û wijdan, êvarekê li pêşiya wî kemîn girêdan, girtin, birin, kujtin...

    Mûsa Anter, Wedat Aydin, Muhsîn Melîk, Huseyîn Denîz, Mehmet Sîncar, Şewket Epozdemir... bi dehan, bi sedan, bi hezaran welatparêz û rewşenbîrên gelê xwe ne... Ew yek bi yek gulên sorsosin ên bi birq ên di xwînê de xemilandî ne, her sibe ji nû ve di dilê me de vedikin.

    Wek ku Ahmed Arif gotiye:

    Ez kujtî me
    Xewna min ji şevan tarîtir e
    Kes nîne ji min re li xêrê bigerîne
    Canê min distînin bê ecel
    Di kitêban de naheşire
    Paşayekî şîfre ferman kiriye
    Hatime kujtin bê lêpirsîn, dadgeh û daraz.
                                                
    Dîsa, wek ku Ahmed Arif dibêje: Lêxin, ûlanno,
    Lêxin,
    Ez namirim bi hêsanî.
    Ez agir im, di kuçik de sotikê rijikgirtî me,
    Ji nav û hinav min peyv hene
    Ji halzanan re.

    Gelê Kurd zûve ye, çavê xwe ji xwe re li der û dora xwe li halzanan digerîne, lê çi bikim tû keseké Xwedanxér li dora xwe nabîne. Îro em Kurd bi dengê blind dipirsin: Gelî cîranno, gelî Farisan, gelî Ereban, gelî Tirkan, em ji we tevekan dipirsin: Halzan kanî?  2010 –Enqere  
                                                                                                                              TÊBİNÎ:
    Xwînfirén dewleta tarî û bébext, Şewket Xoce roja 25.11.1993 yê, sieet 8.00é évaré, bi qelaşî û bébextyî girtin revandin; di wé şevé da (26.11.2010 ê siet li dora 04.é sibé) kuştin, li dora nîvro laşé wî avétine ser réka Mûşé, nézî Norşén, Gundé Textelû û qereqola vî gundî her weka ku cenazeyeke ne diyar li ser befra sar ditibin, ji véderé rakirine nexweşxana Bajaré Bedlîsé û xeber dane malbaté. Şewket Epözdemir Seroké DEP’é, berpirsyaré İHD yé navça Tetwané bû. Waye 17 sal di ser qetilkirina Av. Şevket Epözdemir da derbaz bû kete sala 18 yé, lé mixabin ne mehkemeyén Tirkiyé û ne mehkemeyén mafén mirovan yén Ewropa yé biryar nedane û doz û dawa hiqûqî çareser nebuye. Ne tené navé qetilkirina Şewket ‘nediyare’ (meçhül e), Edaleta Dinyayé jî ne adıl e û ne diyar e. Edalet jî li me Kurdan xayîne, bé bexte û dijwar e.


    Ferhat Sağnıç / “YIL 93 YA DA ŞEVKET EPÖZDEMİR”


    Faili “meçhul” cinayetlerinin yılı. Ülkemizde faili “meçhul” cinayetlerinin işlenmediği gün yok gibi... Her gün birden fazla Kürt yurtseveri orada burada bu tür cinayetlere kurban gidiyor. Yüreklere korku sarmış bu ölümler, herkes kendinden korkar olmuş, herkes yarın sabah evimden işime gidebilir miyim? Endişesi yaşıyor, korkunun yüzlerde bıraktığı derin çizgileri, yüreklere saldığı berbat paniği, göz bebeklerine oturttuğu kuşku ve endişeleri görmek hiç de zor değil. Sabah evinden ayrılan her baba çocukları ve eşiyle vedalaşır. Günün ne getireceği, kimi nerede ve hangi pusunun beklediği belli değil. Her gece el ayak çekildikten sonra babalar veda busesi koyar çocuklarının yanaklarına. Akıllarda hep kapım çalınacak mı? Kimde... Kimde!.. İnsanın beynini çatlatırcasına zorlar “sıra kimde” sorusunun yanıtını aramak...

    Ülkemde güneş erken doğar erken batar, güneşe göre mesai yapılır. O gün güneş batalı çok olmuştu, karanlığa rağmen bizim için mesai devam ediyor; çünkü on beş gün önce, bir operasyonla, içlerinde yaşlı amcamın da bulunduğu on beş kişi köklerinden koparılarak evlerinden, işyerlerinden alınmış, bilinmeze götürülmüştüler. Elbet, biliniyor bu götürülüş işkence demek, ayrılık demek, ölüm demek. Sanki herkes anlaşmış gibi söz edilmez bu tür götürülüşlerden. Her yerde gözaltı süresi iki gün, ama ülkemde en az yirmi gün. Her götürülüşten sonra düşünürsün, çember daraldı artık sıra bende mi? Beklersin... Beklersin... Beklemekten sinirlerin yıpranır, ne olacaksa olsun dersin, ama sana bir şey olmaz. Düşman arar, en iyisini arar! Belli ki o “en iyi” sen değilsin.

    Bir haber alıyorum; işyerimdeyken, gözaltına alınan on beş kişi Savcılığa bugün çıkarılacakmış. Bilirim elbet kimsenin serbest bırakılmayacağını. Savcıya giden yardım yataklık başta olmak üzere örgüt üyeliğinden, örgüt yöneticiliğinden yargılanacağını ve uzun süre cezaevlerinde kalacaklarını bilirim. Ama umut bu, ya birilerini bırakırlarsa...

    Ofisimde haber bekliyorum, sağa sola telefon ediyorum. Mahkemenin devam ettiğini söylüyorlar, dayanamıyorum karanlık basmadan çarşıya gidip sonucu Avukattan öğrenmek istiyorum. Arabama binip Şevket ağabeyin ofisine gidiyorum. Arabamı park ederken iki kişinin beni göz hapsine aldığını fark ediyorum. Bana dikkatlice bakıyorlar, üstleri düzgün değil, ikisi de uzun boylu ve kirli sakallıydılar. Boyunlarında egale benzer bir bez var, ortalık karanlık ama durdukları köşeye yansıyan ışığın yardımıyla onları görebiliyorum. Hemen yanlarında çorap satan biri dikkatimi çekiyor. Tatvan’da böyle işportacılar yok, kuşkulanıyorum. O iki kişinin göz hapsinde Şevket ağabeyin ofisine doğru yürüyorum. Ön ofiste yirmiye yakın insan oturmuş mahkemenin sonucunu bekliyorlar. Hepsini tanıyorum. Hepside gözaltındaki yakınlarının akıbetini öğrenmek için doluşmuşlar oraya. Onları anlıyorum ama içten içe de kızıyorum onlara. Bir insanı zora sokmak budur işte, burası beklenecek yer mi? Peki nerede beklenirdi? Hangi umut kapısında bekleyeceklerdi? Devlete rağmen hukukçu kimliğini koruyan bir başka avukat kalmış mıydı kasabada? Bundan başka dost kapısı var mıydı? Bu karmaşık duygular içinde oradakilere selam verip Şevket ağabeyi sordum; içeride olduğunu söylediler. Kapıyı çalıyorum, içeri girdiğimde ön ofistekinden daha sakin bir ortamla karşılaşıyorum; Azat Sağnıç, Niyazi Epözdemir ve Şevket ağabey var. Selamlaşıyoruz. Şevket ağabey yanağımdan öpüyor. Ön bürodaki manzaraya rağmen Şevket ağabeyin yumuşak ve sakin davranışları aklıma babamın ona taktığı “aspirin” lakabını getiriyor. Onu başkalarına anlatırken; “O aspirin gibidir. Acil durumlarda tereddütsüz başvurulacak bir ilaçtır. Şevket acılara kalıcı çözümler getirme de, ağrıları dindirir ve her derde deva olur.”derdi babam.

    -Ağabey mahkemenin sonucu ne oldu?
    -Bekliyoruz hala savcılıktalar.
    Az önce ön büroda karşılaştığım manzarayı ve karmaşık duygularımı paylaşıyorum onunla. Çaresiz ama sakin bir ifadeyle;
    -Ne yapabilirim ki? Gidebilecekleri bir başka kapı mı var? Zaten birazdan kapatıp gideceğim. Anlaşılan mahkeme daha da uzayacak.
    -Vallahi iyi edersin ağabey. Büron gözaltında, gelirken tanımadığım iki kılıksız kişi bürona girinceye kadar gözleri ile beni takip ettiler. Duruşları iyi değildi. Dikkatli olman gerek. (Çorap satandan söz etmek aklıma bile gelmiyor).
    -Ben zaten aranıyorum Ferhat.
    -Olamaz ağabey, sen nasıl aranıyorsun? Hem aranıyorsun, hem de buradasın, ilginç! Buralardan hemen çıkıp gitmen gerekmiyor mu?
    -Şu mahkeme bir bitsin, gözaltındakilerin durumları biraz netleşsin bakalım. Buralardan bir süreliğine uzaklaşmayı be de düşünüyorum. Hem de en yakın zamanda.
    -Ağabey bu aranma esprisi neyin nesi?
    -Namet (Nimettullah Epözdemir) yakalandığında onunla birlikte bir konuğunu da almışlardı. Durumu öğrenmek ve misafiri için bazı girişimlerde bulunmak üzere Emniyete gittim. Polise durumu izah ettim “Siz misafirimizi bile gözaltına almışsınız, yanlış yapıyorsunuz” dediğimde polis bana listeyi gösterdi “Biz yanlış yapmayız Avukat bey, işte gözaltı emrinin listesi” diyerek isimleri işaret parmağıyla göstererek okumaya başladı “Bak Nimettullah Epözdemir, Şevket Epözdemir...” dediğinde “Ama Şevket benim!” dedim, polis yanlış yaptığını anladı ve panikleyerek listeyi kapattı. Böylelikle arandığımı öğrendim.
    -Valla ağabey çok cesursun, bunu bile bile hala buradasın, pes yani!
    -Çıkacağım, en kısa zamanda çıkacağım.
    Gözüme duvardaki Avukatlık yemini ilişiyor.
    -Ağabey bu yemin sana hiç uymuyor.
    -Haklısın, deyip gülüşüyoruz. Bu sohbeti ayak üstü yaptık. Oturmamı istedi ama ben oturmak istemiyordum. Şevket ağabeyin ofisinde gereksiz kalabalığa bir de kendimi eklemek istemiyordum. Gideceğimi söyledim. Sonucu öyle ya da böyle öğreneceğimi söylüyorum.
    -Nasılsa kimseyi serbest bırakmayacaklar, belki yaşından ötürü Habip amcamı serbest bırakırlar, bu bile zayıf bir ihtimal ya... Umut işte...
    -Bir şey olmaz. Sıkma canını. Ben de kimseyi bırakacaklarını sanmıyorum.
    Azad ve Niyazi’nin beni çok ciddiye aldıklarını sanmıyorum. Korktuğum için hayal gördüğümü düşünmüş olmalılar, vedalaşıp çıkıyorum. Ön ofise geçtiğimde içerdeki sigara dumanı, sigara tiryakisi olmama rağmen, gözümü yakıyor bir kez daha içten içe kızıyorum; sigara içenlere kızıyorum, onları buraya mahkum edenlere kızıyorum... Şimdi Şevket ağabey o yumuşak, o güler yüzle nasıl bunlara “Büroyu kapatıyorum, hadi çıkalım” der. Diyemeyeceğini biliyorum, onlar gitmeden işyerini terk edemeyeceğini de biliyorum. İnsanları işyerinden çıkarma asla onun mizacına uygun değildi. Aldığı terbiye buna müsait değil, çaresiz bekleyecek onların gidişini.

    Yakup Gökçe hemen Şevket ağabeyin ofisinin bitişiğinde kontürlü telefon bayiliği yapıyordu. Gelmişken ona da hayırlı olsun demek için dükkanına girdim. Karanlık bütün kenti teslim almıştı. Gözlerimle o iki kişiyi aradım yoktular, çorap satan da yoktu. İçim rahatlıyor, demek bir sorun yoktu...

    Yakup arkadaşla uzun boylu bir iş sohbetine dalıyorum, işyeri için perspektifler sunuyorum. Güzel bir sohbet oluyor. Sohbetin ortalarında yandaki fırıncı gelip “Ağabey arabanı kaldırır mısın? Çeper geldi boşaltamıyoruz” diyor. “tamam” deyip Yakup’la vedalaşarak işyerinden çıkıyorum. Birden kafamda şimşek gibi bir soru çakılıyor, bu adam arabanın sahibinin ben olduğumu ve Yakup’un işyerinde olduğumu nasıl ve nereden bildi? Korkuyorum, acaba..!
    Arabama binmeden etrafımı kontrol ediyorum, şüpheli hiç kimse yok, hızla evime yöneliyorum...

    Saat on civarı Azad arıyor beni, benden Nuri Dağdağan’ın telefon numarasını istiyor. Nuri Dağdağan her zamanla polisle, devletle işbirliği içinde olan biridir, nedenini soruyorum ama bana nedenini söylemiyor. (O gece Şevket ağabey kaçırılıyor, Azad bunu biliyor, bunun gizli bir yanı olamaz ki, bu illegal bir şey değil ki, neden bana söylememişti acaba, geceyi rahat geçirmeme mi istemişti?)

    Ülkemde güneş erken doğar, işbaşı da erken yapılır, çünkü günler kısa, günleri kısaltan bir de korku var tabi. Gün ışığından daha fazla yararlanmak gerekiyor. Sabah işyerime gidiyorum, bir ay öncesinden Ankara’da iş ile ilgili bir toplantı düzenlenmişti. O toplantı için hazırlık yapıp akşam olmadan yola çıkmam gerekiyordu. Bitlis deresini karanlık çökmeden geçmeliydim, karanlık ölümü çağrıştırıyor.

    Azad’ın işyerinin önünden geçiyorum ofisinde üç-beş arkadaş var. Merak edip yanlarına gidiyorum. Bu saatte bu ne toplantı? Selam veriyorum. Herkesin suratı asık, herkes geceyi kötü geçirmiş, herkes düşünceli. Anlam veremiyorum durumlarına, onlar da benim neşeli oluşuma anlam veremiyorlar. “Ne oldu?” diye sorduğumda Mehmet diye bir arkadaş “Haberin yok mu? Şevket ağabey dün gece kaçırıldı.” diyor. Anlamıyorum... Belki de anlamak istemiyorum. Böyle tatsız şakalar da yapılmaz ki...

    -Bu tür şakalar hiç hoş değil, diyorum. “Çünkü Azad’la kapı komşusuyuz. Azad duyar duymaz bana haber verir, en azından tedbir için” diye düşünürken, Azad:
    -Evet doğru Ferhat, dün akşam kaçırılmış, diyor. Herkes geceyi Şevket ağabeyimizi düşünerek geçirmişti. Dostları onun için bir şeyler yapabilme çabası içine girmişlerdi. Ben ise Azad’ın sayesinde bütün bir geceyi bunlardan habersiz geçirmiştim. Bilenler gece boyunca birbirini aramış, “Şevket ağabey kaçırıldı tedbirli olun!” diye. O gece kaçırmak amacıyla Abdulbaki Aslan’a tuzak kuruyorlar, rastlantı sonucu tuzağa düşmeyince gecenin bir vakti evine gidiyorlar. Gelenler “Biz gerilla yakınıyız dışarıda kaldık” veya “Biz gerillayız” diyorlar. Normal koşullarda her yurtsever, bu tür durumlarda, kapısını dara düşenlere açar. Abdulbaki olayı bildiği için kapıyı kimseye açmıyor. Ama ya benim kapıma gelselerdi..?!
    Sorular soruyorum peş peşe, yanıtları olmayan sorular ve ben yanıtlıyorum sorularımı; herkesin bildiği ama yanıtlamadığı soruları. Herkes bilir faili “meçhul”ün ne olduğunu ama Şevket ağabeye ölüm yakışmıyor, ona gülmek, daha fazla gülmek ve güzel sohbetler yakışır. Ölüm ondan çok uzakta değil, yanı başında, dün gece ona misafir mi olmuştu?
    -Bir ay sonra ya Hazar gölünün çevresinde ya da Fırat’ın kenarında buluruz ağabeyi. Bir ay önce de ona ulaşmak mümkün değil. Sağ olarak dönmesi mümkün değil, ağabeyimiz ÖLDRÜLDÜ!
    Kimsenin itiraf edemediği ama bildiği şeyi ben yüksek sesle dile getiriyordum yüreğim yanarak. Anılarım canlanıyor bir bir ve şu gerçek beni ve arkadaşları eziyor tüm ağırlığı ile; Şevket ağabey, faili bilinen ama saklanan meçhule gitti, ağabeyimiz öldürüldü, o her derde deva aspirinimiz öldürüldü ve onu bir daha göremeyeceğiz. Bir daha onunla votka içemeyeceğim, bir daha onun yanında özel bir yerimin olduğunu anlayamayacağım. (Şevket ağabeyin şahadetinden sonra bir daha asla votka içmedim).

    İşyerime gidiyorum, personelim Avukat Şevket beyin neden, niçin kaçırıldığını soruyor bana. O “Avukat Şevket Bey” değildi ki benim için. O katışıksız bir dost, o fırtınalı havalarda sığınacağım bir liman, o bütün yaralara merhem bir ilaç, o kelimenin tam anlamıyla bir ağabeydi benim için. Ama o Tatvanlının Avukat Şevket Beyi idi. Tatvanlının yanına gidip davalarını bedava verdiği Şevket beydi. Tatvanlı herkesin meziyetleriyle övünç duyduğu bir Şevket beydi. Ama gece kaçırmışlardı onu; ölüme götürülmüştü. Dün yer küremizin son gecesine tanık olmuştu.
    Şehre çıkıyorum, her köşe başında Şevket’in kaçırılışı konuşuluyor. Herkes sıranın kendisinde olduğunu düşünüyor, bilmiyorlar ki herkes adına Şevket kaçırılmıştı. Artık evlerinizde rahat uyuyabilirsiniz beyler, kurban en iyisinden seçilir, avcı en iyi kurbanı seçti, artık hepimiz sıcak yatağımızda rahat uyuyabiliriz. Kamufle olmak adına Arif’in kumarhanesinde kumar oynamamıza gerek yok. Sarhoş, lümpen numarası çekmenize de... CHP’ye üye olmak zorunda da değilsiniz artık. Hepiniz, hepimiz adına Şevket ağabeyi seçtiler...

    Tatvan o gün çok sessiz, her yerde Şevket’in kaçırılışı konuşuluyor ve herkes bu işin içinde Tugay Komutanı Korkmaz Tağma ile Mutkili Temo’nun parmağının olduğunu düşünüyor. Düşünüyor ama kimse kendi kendisine bile itiraf edemiyor. Tatvan şehir merkezinde yas var. Ölümün ağırlığı var, herkes içten içe yazık oldu diyor, hak etmiyor bu ölümü diyor. O kısa boylu güleç insanı, o şık ve sevecen insanı düşünüyorlar. “Sıra kimde?” sorusu bugün her zamankinden daha ağır ve daha yakıcı bir soruya dönüşüyor. Aynı akşam Abdulbaki’nin evine giderek onu kaçırmaya yeltenmeleri, bu kuşkunun yersiz olmadığını gösteriyordu. Korku dağları bekliyor. Korku yüreklere sinmiş. Korku gündüzlerin efendisi, gecelerin celladı olmuştu.

    Günlük işlerimizi yapıyoruz. Yaşam devam ediyor. Bir ayağımız Şevket ağabeyin ofisinde, bir haber, bir güzel haber alabilir miyiz? diye. Şevket ağabeyin iki oğlu da babalarının kaçırıldığını duyar duymaz gelmişlerdi. Sakin vakur duruşları var, imreniyorum Serdar’ın o vakur duruşuna. Yiğitlerin oğlu da yiğit olmalıydı, tıpkı Serdar gibi.
    Bankaya gidiyorum para çekmek için. Yolda Şakir amca (Şakir Epözdemir)in oğlu Lokman’la karşılaşıyorum.
    -Ağabey sanırım amcamı buldular, diyor.
    -Neee... nerde... nasıl?
    -Rahva’da bir ceset bulunmuş, o olduğu söyleniyor.
    Banka müdürünün odasına göz atıyorum, Şakir amca müdürle sohbet ediyor, olaydan haberi yok sanıyorum, onun sakinliği bende böyle bir izlenim bırakmıştı. Yanılmışım. Müdüre paranın erken verilmesini, gidip o bulunan şahısa bakması gerektiğini söyleyince yanıldığımı anladım. Henüz oturmuştum ki dayanamayıp Şevket ağabeyin bürosuna gidiyorum. Şevket ağabeyin koltuğunda Serdar oturmuş telefonlara bakıyor, bulunan cesedi soruyorum.
    -Ya ağabey biz de korkuttular, yanılttılar. Rahva’da soğukta donan bir köylünün cesedinin babam olduğunu söylediler, panikledik ama o değilmiş, arıyoruz hala, Tugay Komutanından randevu istedim vermedi, ona ulaşamıyorum
    Bu arada bir telefon geliyor, Serdar yanıtlıyor; karşıdaki Şevket ağabeyin soyadını soruyor, Serdar; “Epözdemir” olduğunu söylüyor, telefonu kapattıktan sonra soruyorum “kimdi” diye.
    -İstanbul Barosu. Bunlar salak, babamın orda bir davası varmış soyadını soruyorlar.
    İçime bir korku düşüyor, Baro yetkilisi olduğunu söyleyen adam Şevket ağabeyin telefonunu biliyor, adını biliyor, soyadını bilmiyor.! Olacak iş değil bu! Bu kasvetli havada kuşkuları dile getirmenin zamanı değildi, komplo teorileri üretmenin zamanı değildi. Kuşkularımı Serdar’a anlatmıyorum.
    -Serdarcığım benim Ankara’da çok önemli bir toplantım var ve yarın sabah orada olmalıyım, müsaaden varsa gidebilir miyim, yapabileceğim bir şey var mı?
    -Elbette ağabey gidebilirsin, bu işin ne kadar süreceği belli değil, biz bile bir şey yapamıyoruz.
    Üzgün ayrılıyorum. Rahva’da bulunan cesedin Şevket ağabeye ait olmadığını duymak hoşuma gidiyor, hala ümit var mı acaba...? Kendimi kandırdığımı biliyorum ama kendimi bu konuda kandırmak hoşuma gidiyor. “Umudun kör kuyularda tutsak edilmesine” razı olmuyor gönlüm. Hele bu Şevket ağabeyime yönelik bir umutsa... Umut, toplu iğne ucu kadar da olsa umuttur, o minnacık umuda sarılıyorum. Onu büyütüyor, büyütüyor,büyütüyorum...

    Tatvan’da kimse Şevket’in ölmesini istemez. Onu sevmeyen var mıdır? Acaba kimseye kötülüğü dokundu mu? Asla!..

    Karmakarışık duygularla Tatvan’dan ayrılıyorum. Biliyorum, bu cellatlar “sağ koymaz, sağ koymaz öldürürler.” Şevket ağabeyimi... Kendimi kandırmaya ihtiyacım var, iyimser olmaya, bardağa dolu tarafından bakmaya ihtiyacım var... İhtiyacım var ama, bardağın hiç dolu tarafı yok ki... Hepsi boş! Şevket ağabey haber vermeden hiçbir yere gitmezdi. Hele korkunun padişah olduğu bu günlerde, atacağı her adımdan dostlarını haberdar ederdi. On altı saati aşkındır ortalarda yok. Hiçbir izine rastlanmıyor. Bu yok oluşa iyimser bakmak mümkün değil... Bu yok oluşun içinde zerre kadar umut yok! Kaçırılmış olmanın dışında hiçbir ihtimal yok! Lanet olsun! Gitti Şevket ağabey gitti...

    Şevket ağabeyin şahadet mertebesine ulaştığını Ankara’da toplantımıza
    ara verildiği sırada bir arkadaştan öğreniyorum. Birden bire koltuğa yığılıyor ve ağlıyorum. Hüngür hüngür ağlıyorum. Toparlıyorum kendimi. Bir an için arkadaşın yanlış bilebileceği umuduna sarılıyorum. Bu umutla Tatvan’ı arıyorum. Haber doğrulanıyor ve bir kez daha yıkılıyorum. Geleceğimi söylüyorum “gelme” diyorlar.

    -Cenaze kaldırıldı zaten, hava gergin bir de sen gelme. Yapılması gereken her şey yapıldı. Senin burada yapabileceğin bir şey yok. Kimsenin yapacağı bir şey yok zaten!

    Toplantının sonraki bölümüne katılamıyorum. Hiçbir şey dinleyecek, hiçbir şey anlayacak durumda değilim. Beynim o güzel insana, o mukaddes insana takılıp kalmış! Bulamıyorum. Çok acı çektik, çok acı çektirdiler bize, ama hiç biri bu kadar oturmamıştı yüreğime, hiçbiri bu kadar esir almamıştı beni. Hiçbiri bu kadar sarsmamış, savurmamıştı beni...
    Bir an önce bu kentten çıkmalıydım. Canilerin cinayet kararı alıp uyguladıkları bu kentten uzaklaşmalıydım. Tiksiniyorum, nefret ediyorum bu kentten.

    İzmir’e gitme programımı öne alıyorum ve hızla çıkıyorum cellatların başkentinden Arabayı kullanıyorum. Kaza yapacağım. Sağa çekip başımı direksiyona dayıyorum. Sulu gözlü değilim aslında. Ama göz bebeklerime hücum eden ıslaklığa engel olamıyorum. Düğümlenen boğazım nefesimi kesiyor, hıçkırıyorum. Neden sonra yola devam ediyorum. Kah ağlıyor, kah araba sürüyorum, bu böyle olmayacak. Bir benzin istasyonunda mola veriyorum, gazete alıp son satırına kadar okuyorum. İçimden araba kullanmak gelmiyor, aslında içimden hiçbir şey yapmak gelmiyor, Şevket ağabey yürekleri yakıp şahadete ulaşmışken, karalar bağlayıp yas tutmaktan başka bir şey yapılmazdı.

    Saatler sonra kazasız belasız İzmir’e varabildim. Bir geceden fazla İzmir’de kalamıyorum. Beynimi ve yüreğimi bıraktığım kente dönmeliydim. Öyle yapıyorum. Tatvan’a dönüyorum bir akşam üstü. Evime gitmeden önce Şevket ağabeylere gidiyorum. Taziye var, herkesin sakalı uzamış, herkes üzgün. Beni görünce şaşırıyorlar “Neden geldi” der gibi bakıyorlar. Oturuyorum.

    Uzayan sakalları artık kesmek gerekiyordu. Hepimiz Şevket ağabeyimizin katledilmesiyle birlikte ağır darbeler almıştık. Kelimenin tam anlamıyla yüreğimiz dağlanmıştı ve kelimenin tam anlamıyla düşman hedefini tam on ikiden vurmuştu. Bizim mutsuzluğumuz düşmanı zevkten dört köşe edecekti. Onları daha fazla mutlu etmemek gerekiyordu. Onlara inat yaşamak daha bir sarılmak gerekiyordu. Önce görüntümüzden başlamalıydık işe. Geleneği fazla uzatmadan en başta şu sakalları kesmeliydik. Berber getirmek istediğimi, müsaade ederlerse berber getireceğimi söylüyorum. İzin çıkıyor, berber getiriyorum, sakallar kesiliyor.Karanlık çökmüş, eve gitmek için izin istiyorum, “Olmaz!” diyorlar. “Seninle biri gelsin”, “Bir şey olmaz” diyorum ama tüm ısrarlarıma rağmen yanıma birini katıyorlar eve kadar.
    Eşime soruyorum, olayı anlatıyor, ben gittikten iki saat sonra ağabeyin izine rastlamışlar. Meğer sabah saatlerinde bulunan köylü kılıklı ceset, Şevket ağabeyinmiş. Cellatların konuşturmak, soru sorup yanıt almak gibi dertleri yokmuş. Tüm yurtseverler adına, ülkemde olup biten her şey adına hınçlarını ondan almışlar. Öldürünceye kadar dövmüşler. Şaşırıyorum yirmi dört saat geçmeden naaşını bulduklarına. Eşim “Tatvan’da bir panik var” diyor. Başka ne olacaktı ki? Amaç en iyiyi katlederek panik yaratmak değil miydi? El hak, bunu çok iyi başarmışlar!
    Sabah yine Şevket ağabeylere gidiyorum ve birkaç gün tüm günüm orada, onlarla birlikte geçiriyorum. Her seferinde dikkatli olmam gerektiğini hatta bir müddet Tatvan’dan çıkmam gerektiğini söylüyorlar, ister istemez ben de endişeleniyorum, acaba hakkımda bir duyum mu almışlardı? Hayır bir duyum yokmuş ama tedbirli olmam gerektiğini söylüyorlar.

    Yıllar sonra kardeşim Azad’ın notlarında Şevket ağabeyin kaçırıldığı geceyle ilgili şu anekdota rastladım:
    O gece, bir süre önce Özgür Politika Gazetesi’nde Şevket ağabeyin ağzından üretilen yalan haberi, uydurma demeci yine masaya yatırdık. Gazetede çıkan asılsız demeçte; Tatvan’daki Kontrgerillanın başını Tatvan Savcısı’nın çektiği yazılmıştı. Şevket ağabey DEP ilçe başkanıydı ve böyle bir demeç vermemişti. Bunu bir komplo olduğunu düşünüyorduk. Şevket ağabeyde aynı kanaatteydi. Ona neden hala tekzip etmediğini sorduğumda; ‘Neyini tekzip edeyim? Verilmek istenen mesaj istenen yere ulaşmıştır. Kaldı ki tekzip etsem ne olacak, yayınlayacaklar mı?  Haydi yayınladılar diyelim, Şevket neden bir savcıyı koruyor? Diye hesap sormayacaklar mı Azad? Anlayacağın aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık! Haberin çıktığı gün savcı beni makamına davet etti; başıma bir şey gelirse bunu senden bilirim, devlette öyle bilecek Şevket! diyerek açıkça beni tehdit etti.’Yalan demeç üretip bunu haber yapan iki muhabir her ne hikmetse o gece Şevket ağabeyin bürosuna da gelmişlerdi. Bu rastlantının garipliğinden çok, ilginç tavırları dikkatimi çekmişti. Bunu aynı gece Şevket ağabeyle de paylaşmıştım. Aynı gece bir seçim nedeniyle Mehmet Kaya’nın evinde bir görüşme vardı. Telefon açarak beni de çağırdılar. Şevket ağabeyden izin isteyip ayrıldım. Görüşmemiz çok kısa sürdü. Oradakilerden birini evine bırakıp dönerken, Şevket ağabeyin bürosuna da uğradım. Büro kapalıydı. Demek ki mahkeme bitmiş diyerek evime geçtim. Şevket ağabeyleri aradım. Mahkeme sonucunu öğrenmek istiyordum. Şakir amca çıktı telefona ve halen Şevket ağabeyin eve gelmediğini söyledi. Büro da kapalıysa nerede olabilirdi? Şakir amca ‘bir saniye bekle, kapıya bakayım’ dedi. Kapıya baktı, arabası kapıdaydı. ‘Nimettullahların evi bir üst kattaydı. Orada da yoktu. Telaşa düştük. Orayı burayı arayarak Şevket ağabeyin izine rastlamaya çalıştık. Gözaltında olabilir diye, devletle sorunu olmayanların aracı olmasını sağladık. Sonuç alamdık. Gecenin bir vaktinde Xalê Ziya’nın resmen gözaltına alındığını duyunca rahatladık. Demek ki, devlet Şevket ağabeyi de gözaltına almış ama bizden gizliyordur diye düşündük. Bizi bu düşünceye sevk eden; bir polis memurunun Emniyet Müdürlüğü’nde gözaltına alınacaklar listesinde adının bulunduğunu ağzından kaçırdığını bize söylemesi olmuştu. Daha fazla insana haber vererek gecenin bu vaktinde onları telaşlandırmak istemedik. Bir sonuca varmış olmanın rahatlığıyla uyudum. Sonraki gün biz ‘kaçırılma mı? Normal gözaltı mı?’ diye araştırırken Rahva’dan kara haber geldi. Aynı günün gecesi Şevket ağabeyin cenazesini koyduğumuz camide o iki muhabirle tekrar karşılaşmıştım. Hala gazetedeki yalan haberin, olmayan demecin, Şevket ağabey için sonun başlangıcı olduğunu düşünüyorum.”
     
    Tatvan

    Tatvan, Şevket ağabeyden sonra kaldığım iki yıl boyunca asla kendine gelemedi. İşyerleri daha güneşin batmasına bir saat kala kapanır oldu. Herkes “yazık... yazık..!” deyip olayı tartışıyor gizliden gizliye. Faili belli olan bu “faili meçhul” cinayetin sonuçlarını tartışıyorlar, bir konuda hem fikirdi Tatvanlı, Tatvan’da onlarca kişi öldürmenin anlamı yoktu. Öyle biri seçilecekti ki, kitle sindirilebilsin, bomba etkisi yapsın. Çok fazla düşünmesin cellatlar. Bu şahıs belliydi; o, bu, şu değil. O kişi ŞEVKET EPÖZDEMİR’di. Sonraları duyduk bazıları ölümden pay çıkarmak ya da ülkeyi terk etme gerekçesine kılıf bulmak için “Şevket beyden sonra sıra bendeydi, bu yüzden Tatvan’dan çıktım.” demişlerdi. Ülkemde sırasını beklemek doğaldı. “Sıra kimde?” sorusunu sormak ve yanıtını aramak da doğaldı, ama Tatvan’da Şevket ağabey katledildikten sonra asla sıra kimseye gelmeyecekti.! Yüz faili “meçhul”e bedel bir can almışlardı, artık başkasını öldürmeye gerek yoktu. Bu doğru bir tespitti. Sonraki yıllar bu tespiti doğruladı. Doğruladı ama ben de korkuyordum, “sıra kimde?” sorusunu ben de kendime soruyordum. İçimizden bir ya da bir kaçını daha katledebilirlerdi. Bu ihtimali yabana atmamak gerekiyordu.

    Tatvan sinmiş, Tatvan bitmişti. Ekonomik yaşam güneş batmadan bir saat önce bitiyor, sosyal yaşam ise artık süre olmayacaktı, evcilik oyunları bitmişti, misafir ağırlamak Tatvanlının işi değildi artık, komşuya gitmek mi? Ya pusuda biri varsa...

    Eşim öğretmen, oğlum öğrenci olduğu için akşam altıda eve gelirlerdi, ben ise karanlık çökmeden evdeydim. Onlar gelinceye kadar ben pembe dizilerimi izlemiş, sofrayı kurmuş olurdum. Utanırdım bıyıklarımdan. Herkesin durumu aynıydı. Bu durum, Tatvanlı erkekler arasında espri konusu olmuştu. Erkeklerin gündüzden eve kapandığı bir dönemdi. Kimse kahramanlık yapmıyordu. Kulüpçü Arif iflas etti, devamlı müşterileri yoktu artık.
     
    Sonuç

    Şevket Epözdemir’den sonra Tatvan’da faili meçhul cinayet işlenmedi, çünkü isabetli bir hedef vurulmuştu, başka hedefleri seçip riske girmenin anlamı yoktu. Amaca ulaşılmıştı. Halen Tatvan’da Şevket ağabeyin şahadeti konuşulur. Herkes bir konuda hemfikirdi; onu vuranlar bile bu yüce insan büyüklüğü önünde ezilmişlerdi. Onurlu bir yaşamdan, onurlu bir ölüme gitmek en çok da Şevket ağabeye yakışırdı. Kendisine yakışanı yaptı... Şahadeti önünde saygıyla eğiliyorum.

    Gazeteci-Yazar Enver Yorulmaz / “Şevket Epözdemir’i Kalbimize Gömerken”

    Henüz 1962’lerde siz Diyarbakır Eğitim Enstitüsü’den okurken, ben de Ortaokulda okuyan ve de” yazan” bir çocuktum hocam. 13-14 yaşlarında, çiçeği burnunda bir delikanlıydım. Doğu ve Güneydoğu’daki feodal düzen, insanlarımızın Ortaçağın karanlığına gömülerek kendilerine “DOĞAL” yapılarının çok görülmesi ve EKONOMİK yoksunluk, gecelerimizi adeta harap ediyordu.

    İnsan Hak ve Onurunun alabildiğine çiğnendiği, vatandaşlarımızın can değerinin bir tavuk kadar olmadığı o ortamda varolmak, gerçekten de bir zanaattı hocam; bunun çok iyi farkındaydım. Hele dinimizin koyu bir taassup altında, tarikat ve tekkelerdeki cahil insanların elinde baskı unsuru haline gelmesi; her sakal bırakıp cüppe giyenin kendini neredeyse Peygamber ilan edip Tanrı’nın şifa dağıtan gücünü kendi üzerinde toplayarak(!) bir asalak gibi vatandaşlarımızın kanını emmesi, fikir ve düşünce dünyamı alt üst ediyordu...

    Mağarada yaşayanlarımıza; kültür dünyasından mahrum bırakılarak Kan Davası, Aşiret Sistemi, Ağalık ve Beyliklerin çizmesi altında inim, inim inleyenlerimize baktıkça, YAZMAMAM; YAZAR OLMAMAM eldemiydi hocam? Ben de o toplumun bir üyesi olarak, VAROLMA’nın İNSACA YAŞAMA’nın kavgasını veriyordum.

    Neden, “BİZİM TALİHSİZLİĞİMİZ DOĞDUĞUMUZ TOPRAKLARDAN BAŞLIYOR”du. Neden? Neydi bize yazgı olarak görülen kötü yaşamın sebebi? İşte bu neden ve niçinlerdi, o küçük yaşta, gazete ve dergilerin yolunu tutmama yol açan...
    İnsana duyduğum o yüce sevgiyle, şiir ve öykülere döktüğüm fikir ve düşünceler, duygu ve özlemlerle, TOPLUM’a yönelmemin çabasını oluşturdu.
    Ve henüz Orta Okul öğrencisiydim hocam; üstelik sizin talebeniz: İki yıl sonra Eğiti Enstitüsü’nü bitirince, bizim okulumuza gelip Edebiyat öğretmenimiz olmuştunuz. Yazı-çizen insan olduğum için, bana karşı sonsuz bir sevgi ve saygı duyuyordunuz. Üstelik taşıdığım politik görüşe, rengime ve cinsime bakmadan... Benim de size karşı ölçülere vurulamayacak sevgim ve saygım vardı. Büyük adam yerine koyduğunuz ve türlü fikir ile görüşüne hürmet ettiğiniz ben, sizi bir ana, bir baba, bir kardeş ve arkadaş kadar kendime yakın bulmuştum.
    Hele o, sınıfta sessiz-sedasız dolaşıp durmanız ve okyanuslar kadar geniş fikir ve düşüncelerinizle dalıp gitmeniz yok muydu; beni de hep peşinden sürüklerdi. Kendikendime; “acaba hocam şimdi neler düşünüyor?”  diye, sormadan edemezdim. O küçücük dünyam, senin büyük görüşlerinizle yoğrulmaya hasrettim...

    O zamanlar hep soyadını, “özdemir” kullanıyordun. 1964’ten 1968’lere dek Diyarbakır Ziya Gökalp Lisesi’nde okuttuğum öğrencilerin ve öğretmen arkadaşların seni, “Şevket Özdemir” hocamız olarak bildiler. Aslında soyadının önünde fazlalık gibi, “EP” vardı: yani, “EPÖZDEMİR”di soyadın. Diyarbakır’dan ayrılınca, onu olduğu gibi kullanmaya başladın...
    Benim başımda o zamanlar da çok ciddi sorunlar vardı hocam: Feodal bir ortamda doğarız da, ataerkil bir ailenin ferdi olmamamız olası mı? Dinimiz dört kadını helal kılar da (İnsanlarımızın istisnasına göre), babamız annemizin üzerine kuma getirmez mi? Yahut, çocuklarını bir kenara atıp yeni hanımıyla kendi sefasını sürmeye gitmez mi? Bize de tabii ki küçük yaşta ekonomik sorunları omuzlayıp çırpına çırpına okumak istiyordu: Bir yanda gece yarılarına dek trenlerde su satarken, diğer yandan sabah, erken kalıp okula geliyordum. Bu mücadelemi bildiğin için, sınıfta öyle uyuklayıp kalmamı büyük bir anlayışla karşılardın.

    Evdeki fırtınalardan çalışamayıp, birgün yazılı kağıdıma yalnızca soruları yazıp size vermiştim. Notları okurken sıfır aldığımı belirttiğinizde, sınıf size büyük bir tepki gösterip; “Şair Enver sıfır alamaz hocam, bir yanlışlık olmalı”  demişlerdi. Aslında siz arkadaşlarımdan fazla şaşırmıştınız. Hayretler içerisinde sınıfı ikna edip gerçekten arkadaşınız sıfır almış; ben de fark ettim” derken, elinizdeki not defterine tekrar tekrar bakıp sonra da o yüzünüzdeki dünyalar tatlısı tebessümünüzle bana dönerek, gözlerimden, neler çektiğimi gayet iyi anlayıp soru sorma gereğini bile duymadınız...

    Öylesine doluydum ki, hocam; hep arayışlar ve tırmanışlar içerisindeydim. Yazın Sanatında kural ve kaideleri ortadan kaldırıp cümleleri bağlayacak noktalama işaretlerinin hiçbirini kullanmıyordum. Bugün şiir tekniğinde kullanılan bu metodu, edebiyatta yeni bir akım olarak yaratıp kullanan bir kişi olduğumu belirttiğinizde, sınıf arkadaşlarım o hareketime gülüp geçerlerken, siz se büyük olgunlukla karşılayıp bu tür akımları destekleyen grupların da ortaya çıkabileceğinden sözederek olağan karşılanması gerektiğini belirtmişsiniz.

    Tüm arkadaşlarımızın yazın işi gelişsin ve geçmişten geleceğe mesajlar taşıyalım diye, bize “Anı defteri” tutmamızı önerdiğinizde birkaç yıldan beri bunu yaptığımı görünce bayağı sevinç duymuştunuz. Yine de bu defterimden birinin başına adınızı ve soyadınızı yazıp 24.12.1964 tarihini attıktan sonra imzanızı koydunuz. Yozgat’ın Sorgun ilçesine düşüncelerinizden ürkenlerin gazabına uğrayıp tayin edilmeden önce, ömür boyu saklamak üzere bana verdiğiniz fotoğrafınızın arkasına 30 Mart 1967 tarihini koymuşsunuz. Ben o tarihlerde, yaz aylarında, Harran Ovası’nda 60 derece sıcaklığın altında ekmeğimi kazanmak için Devlet Su İşleri’nde çalışırken, siz de bir yandan öğretmenlik görevini yürütürken, diğer yandan yeni bir Yüksek Öğrenim görmenin çabasına girmişsiniz. Daha sonra birbirimizin izini kaybettiğimiz için, aynı tarihlerde Ankara’da ben Gazetecilik ve Halkla İlişkileri, siz ise Hukuk Fakültesi’ni aynı semtte okuduğumuz halde, ne yazık ki birbirimizden haberimiz bile olmamış. Hiç olacak şey mi?... Halbuki hocalarımızda müşterekti. O zaman ben de sizin gibi hem okuyor ve hem de bir kurumda çalışıyordum. Geceli-gündüzlü bir uğraştı işte. Yazıp çizmelerim hiç durmadı hocam; kendimce bir şeyler yapmaya çalıştım, 1968’den, 1993’e... 25 yıl sonra izinizi bulduğumda dünyalar benim oldu. Öğrendim ki öğretmenliği bırakıp Tatvan’da Avukatlığa başlamışsınız.
    Yeğeninizin düğünü için Ankara’ya geldiğinizde, aldığınız haber üzerine hemen yanıma koştunuz. O ne sevgiydi hocam, ne içtenlikti!.. Dostlar beni size göre yıpranmış bulduklarını söylediklerinde, yine o tatlı kahkahanızı atıp, kulağıma eğilerek;”Enverciğim sen söylenenlere bakma; yeğenimin düğününden ötürü saçlarımı boyayıp kamuflaj yaptım.” demenize, yine mutlulukla gülmüştük.

    Sonra mı; sonrasını ne siz sorun, ne ben söyleyeyim hocam: Kahrolası düzen beni ve sizi yine çok acımasız çalkantılar içerisine sürükledi: Ardı arkası kesilmeyen adi; adi olduğu kadar da namussuz ve hayasız davranışlar içerisine giren şerefsiz ve kişiliksiz insanların pislikleriyle uğraşmaya başladığım sırada, sizin de Doğu ve Güneydoğu’daki çıkmazların içerisine gömülüp katledildiğinizi; FAİLİ MEÇHUL(!) cinayetlerden birine kurban edildiğinizi öğrendim. Öğrendiğimde kahroldum hocam, kahroldum.

    Fikir ve düşüncelerinizle İNSANIN İNSANCA yaşaması, demokratik bir düzen içerisinde onurlu bir şekilde varlığını sürdürebilmesine dair görüşlerinizi içine sindiremeyenler, varlığınıza kastettiler...
    Aydınlık Gazetesi’ne vatandaşlardan biri hakkınızda aynen şunları yazmış; “İnsanlarımız hangi dilden, ırktan, renkten ve dinden olursa olsun, katledilmemeli. Bu durum ülkemiz ve insanlarını yıkıma ve felaketine götürür. Bunun da son örneği Tatvan’da öldürülen Av. Şevket Epözdemir.”
    Siz herkesin dinine, diline, ırkına, rengine ve cinsine saygı gösteriyordunuz da hocam, başkaları neden sizinkine göstermedi?.. Bu mu DEMOKRATİK düzen dedikleri?..

    Size 25 yıl sonra “MERHABA” derken, bu kez sonsuzluğa uğurlayıp kalbimize gömdük. Yüce anınız önünde saygıyla eğiliyor; tüm sevenleriniz ve yakınlarınıza sabır ve metanet diliyorum.

    Anahtar Kelimeler: 25, Kasım, 1993, Yılında, Faili, Meçhul, Cinayete, Kurban, Giden
    Okunma: 1577
  • Katledilişinin 17. Yılında Unutulmadı! - HABERİNE YORUM GÖNDER
    İLGİLİ HABERLER
  • Bitlis'e Hes, Getirir Yas...
  • Bitlis News Amblemi ve Zaman Gazetesi
  • Tutuklu Gazeteci Sinan Aygül Yazdı...
  • Kürtler'den Özür, Devlete Veryansın
  • Bitlis Eren Üniversitesi ve Son Sürece İlişkin
  • Gölüm Kan Ağlar - Van Depremi
  • Ne Büyük Mutluluk!
  • Deprem'in Gözleri...
  • Firma Rehberimiz Aktif Edilmiştir
  • Bitlis Emniyet Müdürlüğü'ne Teşekkürler
  • Bitlisli Tutuklu Gazetecinin Kaleminden...
  • Mutki Barış ve Kardeşliğin Kentidir
  • Kamran İnan, 'PKK Kürt Malı Değil'
  • Epözdemir ; YSK'nın Kararını Yorumladı
  • Bitlis'in Seçim Şifreleri
  • 'Ak Parti Halkın İradesine Saygı Duymadı ' - MAKALE
  • İlk Sürgün
  • Savaş Ay'dan Mutki Değerlendirmesi
  • Katledilişinin 17. Yılında Şevket Epözdemir Anılıyor
  • İlgili Haberler
    Bitlis'e Hes, Getirir Yas...
    Bitlis’e Hes yapılacakmış, kim bilir kaç köye, ilçe ne hallere…
    Bitlis News Amblemi ve Zaman Gazetesi
    Sitemizde kullanmış olduğumuz amblemin Zaman Gazetesi'nin amblemine…
    Tutuklu Gazeteci Sinan Aygül Yazdı...
    Dicle Haber Ajansı (DİHA) Muhabiri Sinan Aygül'ün parmaklıklar ardından…
    Kürtler'den Özür, Devlete Veryansın
    cenazesi olan aileler olmak üzere tüm Kürt kardeşlerimden özür diliyorum.…
    Bitlis Eren Üniversitesi ve Son Sürece İlişkin
    Rektör Mahmut Doğru’ya buradan sesleniyorum; Sayın Doğru, Wendell…
    Gölüm Kan Ağlar - Van Depremi
    Unutulmuş bir tarihe tanıklık eden giysileriyle yavrularının başında…
    Ne Büyük Mutluluk!
    Bu fotoğraf, altyazıya gerek duymayanlardan. Hatta neredeyse kaba bir…
    Deprem'in Gözleri...
    Dünya bu fotoğrafla tanıdı Van depremini.
    Firma Rehberimiz Aktif Edilmiştir
    Sitemizde aktif hale getirilen Firmalar Rehberi bölümüne firmanızı…
    Bitlis Emniyet Müdürlüğü'ne Teşekkürler
    Ulus bebeğin kaçırılması Tatvan gündemini iyice meşgul ederek bebek…
    Bitlisli Tutuklu Gazetecinin Kaleminden...
    Bitlis News'in ilk Genel yayın danışmanı olan gazeteci arkadaşımız…
    Mutki Barış ve Kardeşliğin Kentidir
    Mutki ilçemizin adını son zamanlarda üzülerek belirtmek istiyorum…
    Kamran İnan, 'PKK Kürt Malı Değil'
    PKK Türk malı değil efendim. PKK değil de ismi başka olurdu ama yine…
    Epözdemir ; YSK'nın Kararını Yorumladı
    Bitlis News Haber Baş yazarı Bedirhan Epözdemir Yüksek Seçim Kurulu…
    Bitlis'in Seçim Şifreleri
    Haziran 2011 seçimleri yaklaşırken Bitlis'te ortam iyice ısınmaya…
    'Ak Parti Halkın İradesine Saygı Duymadı ' - MAKALE
    Sevgili okurlar; Bildiğiniz gibi önümüzde Yapılacak olan genel seçimlere…
    İlk Sürgün
    Şehrin ileri gelenleri, Bitlis valisinin makamında toplanmışlardı.…
    YAZARLAR Tümü
    Mehmet Şah Marhan Mahalle Baskısı mı Var?
    Bedirhan Epözdemir Bitlis’te İlk Kitlesel 1 Mayıs Kutlamaları
    Ferhan Çelebi Tatvan ve Mobese Kameralar
    Özcan Erboy Bitlis Tarihinde Vakıflar
    Şefik Beyaz Vefatının 52.Yıldönümünde Said-i Nursi
    Şakir Epözdemir Etmankîyên Gelîyê Bedlîsê Û Hacî Xéredîn Axa
    Hişyar Barzan Şerefhanoğlu Oktay cemaate ‘dokundu’, hapse girdi!
    Yaşar Bilen Sözde Kardeşlik
    M.Nasır Ölçer Parmaklıklar Ardına Selam Olsun
    Av. Mezher Yürek Kazılar ve Etkileri
    Yaşar Abdulselamoğlu 'Kürt-Türk Kardeşliği' ve Millet Olma
    Ecz. Hüseyin Olan Modern Çağın Köleleri...
    GAZETE MANŞETLERİ
    SON DAKİKA
  • Tatvan'da Araç Takla Attı: 1 Ölü, 1 Yaralı
  • Bitlis'te 35 Korucu Silah Bıraktı
  • Bitlis'te Eroin Satıcılarına Büyük Darbe!
  • Kaçırılan Korucular İçin Geniş Çaplı
  • Hizan'da Ahır Çöktü, 180 Hayvan Telef Oldu
  • Hizan'da Otomobil Şarampole Uçtu: 8 Yaralı
  • İHD Bitlis: Korucu aileleri bize başvurdu
  • Bitlis'te 5 Korucu ile 1 Muhtar Kaçırıldı
  • Tatvan'da Tır'la Kamyonet Çarpıştı: 2
  • Hizan'da Sıcak Çatışma, 1 Ölü - YENİLENDİ
  • Valilikten Hizan'daki Çatışma Açıklaması -
  • Ruken Yetişkin'in babası vefat etti
  • Tatvan'da İnşaat Çöktü, 3 Yaralı
  • Adilcevaz'da Feci Kaza: 2 Ölü, 4 Yaralı
  • FOTO GALERİ Tümü

    • Zenderlioğlu Esnaf Gezisi

    • BETAV 21.Olağan Genel Kurulu Görüntüleri

    • Tarihin Eskimeyen Sanatı 'Ahlat Bastonu'

    • 42.Tatvan Doğu Anadolu Fuar ve Festivali

    • Van'da 2. Akdamar Ermeni Ayini

    • Binler Mutki'de

    • Başbakan Erdoğan Ahlat'ta

    • Bitlis Genelinde 44 Çocuk Sütten Hastanelik Oldu

    • Bitlis ve İlçelerinde 167. Polis Haftası Kutlaması

    • Adilcevaz'dan Kareler

    • BDP İl Örgütü'nden Dayanışma Yemeği

    • 2.Vangölü Kültür ve Sanat Festivali
    ÖZEL HABER
  • Bitlis'te Son Zamanların En Etkili Eylemi!
  • Bitlis'te 35 Korucu Silah Bıraktı
  • İHD Bitlis: Korucu aileleri bize başvurdu
  • Bitlis'te 5 Korucu ile 1 Muhtar Kaçırıldı
  • Bitlis'te Neden Kiler Market Yok?
  • Hizan'da Sıcak Çatışma, 1 Ölü - YENİLENDİ
  • İş Adamları Tam Kadro Bitlis'te
  • Tatvan'daki Çatışmada Ölenlerin 2'si Bitlis Doğumlu
  • Bitlis'te son Ermeni...
  • Güroymak Belediyesi 400 Öğrenciye Burs Veriyor
  • Kılıçdaroğlu: "AKP Bitlis'i Çok Yordu"
  • Milletvekili Vahit Kiler Ameliyat Oldu
  • Tandıra Düşen Minik Nazlıcan Hayata Tutunamadı
  • Bitlis Genelinde 44 Çocuk Sütten Hastanelik Oldu
  • HAVA DURUMU
    ANKET
    Anket Sonucu Tümü

    Sitemizde En Çok Hangi Bölümün Gelişmesini İstiyorsunuz?

    GENÇ YAZARLAR Tümü

    • Baran Ölekli
    • Kenan Demirel
    • Muhammed Abid Akpolat
    • Abdullah Kaplan
    • Metin Serhat
    • Sinan Gümüş
    • Vedat Çırak
    • Mecit Gündüz
    • Ferit Genç
    • Yusuf Kamber Karadağ
    VİDEO GALERİ Tümü

    • 108 Saat Sonra Mucize Kurtuluş

    • Ulus Bebek 20 Ay Sonra Ailesine Teslim Edildi

    • New York'ta Beş Minare - Fragman

    • Demirtaş, "Katliamın Hesabını Soracağız"

    • Minibüsçüler Bitlis Belediyesini Bastı

    • Tatvan'da Deprem Anı Kameralara Yansıdı

    • Aynı Medreseden 102 Saat Sonra Dördüncü Mucize…

    • Halk Oyunları Yarışmasında Kavga - 5 Yaralı

    • Van'da 5.6 Şiddetinde Deprem

    • Erciş Belediye Başkanı Açıklama Yaptı

    • TRT - Bitlis Halk Oyunları

    • Bitlis'te Evler Kara Gömüldü - CNN Türk
    NAMAZ VAKİTLERİ
    SÜPER LİG
    ARŞİV
    Anasayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle | Künye | İletişim | Sitene Ekle | Reklam| RSS 2.0 2012 © Tüm Hakları Saklıdır © İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.

    Yazılım: Haber-Sistemi