|
SON DAKİKA
Tatvan'da Kaza:1 Ölü,1 Yaralı
Memurlar Bitlis'te Hayatı Durdurdu!
Bitlis'te 35 Korucu Silah Bıraktı!
Korucular İçin Geniş Çaplı Operasyon
Bitlisli Tutuklu Gazetecinin Kaleminden...Bitlis News'in ilk Genel yayın danışmanı olan gazeteci arkadaşımız Sinan Aygül'ün cezaevinden kaleme aldığı makale...
SİZDEN KORKAN SİZİN GİBİ OLSUN
Tarih, iyinin doğrunun, güzelin; kötüyle yanlışla çirkinle mücadelesiyle doludur. Biz Gazeteciler de bu kimi zaman destansı kimi zaman acı verici sürecin en yakın tanıklarıyız. Tanıklığımız çoğu zaman zorlu sıkıntılı sancılı geçse de; bir okadar da kutsal bir sorumluluktur. Bu sorumluluğun bilincinde olan ‘Tarihe tanıklık” ederken iyiden , doğrudan, güzelden yana tavır alan her gazeteci de tarihin her döneminde ateşten gömlek giymiştir giyecektir. Hele bir de tarihin ateşten olduğu bir zamanda ve coğrafyada ise çekilen acı ve ödenen bedel de katmerleşecektir.
Bazen TMK’dan yargılanan çocukların yaşı 10’un altına düşebilecek akla ziyan kararlar veren mahkemeler, aynı ilginçlik 70 civarında gazeteciyi TMK’dan yargılayarak tutukladı. İlginç olmasının en önemli iki sebebi ise TMK’dan yargılananlar arasında ‘gazetecilik dışında hiçbir meslek grubunun bu kadar ön plana çıkmamış olması ve Türkiye’nin bu konuda değme diktatörlere taş çıkartacak bir orana sahip olması. Zira IPI, AGİT verilerine dayanarak yayımladığı raporunda; Türkiye’nin 34’er tutuklu ile başı çeken İran ve Çin’e kısa sürede fark atarak tutuklu gazeteci sayısını dikta rejimlerini iki katladı. Yini IPI’nin raporuna göre bu sayı her an 700-1000’e çıkabilir. Çünkü 70 civarında gazeteci tutuklu yargılanırken on mislide tutuksuz yargılanmakta. Bu kadar çok gazetecinin üstelik çoğunun herhangi bir örgütün üyesi olarak delilsiz mesnetsiz yargılanması ‘aydınlatma hakkı’ bağlamında değerlendirildiğinde korkunç bir gerçekle yüz yüze kalıyoruz. Demokrasi yokuşunda iki ili bir geri tekleye tekleye ilerlemeye çalışan ülkenin basında diktanın ayak sesleri yankılanıyor. Bu defa da, akla ister istemez şu soru geliyor “Acaba birileri yaptıkları şeylerin kamuoyuna yansımasını istemiyor mu ? Yeryüzünde diktatörleşmeye meyyal gelmiş geçmiş tüm sistemlerde yönelime maruz kalan susturulmaya çalışılan ilk kişiler toplumun aydınları ve yazar çizerleridir. Eleştirel bir temelden yükselen gazetecilik ise her dönemin hedef tahtasında olmuştur. Sonuç ise ya yandaş yalaka olmak ya da baskı, zulüm, sürgün, mahpusluk… Tarih tekerrürden ibarettir derler galiba bir tekrara daha tanıklık ediyoruz.
İktidarların basın-yayın faaliyetlerini sindirmekte kullandıkları ilk ve önemli metot ve yargılama-tutuklamam sürecinin-sonuçları itibariyle bir anlamda başlatıcısı sayılabilecek olgu ‘sansür’dür. Basın-yayın literatüründe; özgür bir mesajın tamamını ya da bir bölümünü bloke etmeyi düzenlemeyi manipülasyonunu içeren uygulama olarak tanımlanan sansür, kimi zaman açık bir şekilde uygularınken, kimi zaman da günümüzde olduğu gibi örtülü sansür şeklinde uygulanmakta, baskı aracı olarak kullanılmaktadır. Açık ve demokratik rejimlerin ruhuna aykırı olan sansür, diktacı iktidarların varlıklarının meşrutiyetini korumak için sık sık başvurdukları bir kontrol metodudur. Sansürün savunulması ve teorize edilmesi ta Sokrat’a Platon’a, Konfüçyüs’e kadar gider.Türkiye ve Osmanlı’da sansür 1726’da kurulan ilk matbaanın ardından başladı diyebileceğimiz gibi aslında Sultan Abdülhamit döneminde en katı şekline ulaşıp sistemli bir şekilde uygulandı. Tarihte meşhur ‘ istibdat dönemi ‘ olarak geçen dönemde belki de dünya basın tarihinin en ilginç olayları yaşanmıştır. Bu baskı süreci 24 Temmuz 1908 yılında II. Meşrutiyetin ilanıyla son buldu. Ardından Cumhuriyet ve inişliş-çıkışlı demokrasi serüveninin ardından 2011 yılı Türkiye’si ya da sözüm ona ileri demokrasi ülkesi Türkiye.
Durum o kadar vahim ki örtülü sansür baskı yaptırımlar ciddi anlamda daha keskin daha can yakıcı olmuş. Zira ne istibdat dönemi sansür hafiyeleri ne de diğerli ne onlarca gazeteciyi zindanlara attırmış ne de basılmamış kitapları toplatmıştı. Herhalde yaşadığımız durum ileri demokrasinin çılgın uygulamalarından “ ileri sansür” olsa gerek.103. yılı kutlanacak olan ‘Basın Bayramı’ ilk defa bu kadar buruk ve anlamsız kutlanıyor herhalde. Neden mi ? Çünkü hiçbir “Gazeteci” onlarca arkadaşı haksız yere zindandayken bayram edemez de ondan. Şuan yaşadığımız fiili durum kanaatimce böyle. Velev ki her ne kadar sözde de olsa sonuç itibariyle bir “hukuk” devletindeyiz. Tüm bu hengâmenin birde hukuka uygunluk sorunu var. Daha doğrusu çalınan minareye kılıf uydurma sorunu var ki onu da her birimize birer örgüte üye yapmaya çalışarak aşmayı planlıyor.
Demokrasilerde basın özgünlüğü sansür ifade hakkı vb. alanlarda abartı ya da ihlal durumlarının uzun uzadıya hukuki izahlarını yapmaya gerek görmüyorum. Sadece tutuklu gazetecilerin durumuna ilişkin birkaç noktaya dikkat çekmek yeterli olacaktır. Söyleyenini hatırlayamadığım acı ama gerçek bir söze rastladım. Son zamanlarda “ Hukuk iktidarları fahişesidir “ diye. Bilhassa tekçi diktatöryel devletlerde hukuk ve kanunlar iktidarlara göre renk değiştirirler. Mahkemeler ise iktidarların icraatlarına kılıf bulmakla meşgul ve görevlidirler. Yaşadığımız ülke gerçekliğine dönecek olursak tutuklu bulunan gazetecilerin çok büyük bölümünün hiçbir suçu yok. Tutuklu bulunanların neredeyse tümü ‘Örgüt üyesi ‘ iddiasıyla tutuklu ve dikkat çekici bir diğer nokta da tutuklamaların tamamının son TMK değişikliğinin 2005 yılı ardından yapılmış olması. Sudan ve isnatlarla alakasız sebeplerle tutuklanan gazetecilerin aylarca tutuklu kalması ve halen suçlarının ne olduğunu bile bilmemeleri ise apayrı bir hukuk skandalı. Vaziyet böyleyken ülkenin Cumhurbaşkanı, Başbakanı ve yakın kurmaylarının “Onlar gazeteci değil örgüt üyesi “ söylemleri ise evlere şenlik evrensel bir hak olan ‘ Adil yargılanma ‘ hakkının olmazsa olmaz şartlarından biri ‘ Yargının bağımsızlığı ‘ ilkesidir. Yargının; kamuoyuna yasamaya yargıya yürütmeye karşı bağımsızlığını kanunlarla sağlanmaya çalışılmıştır. Bu sebeple yargılama süreci devam eden bir kişi hakkında yargılamaya etki edecek düzeyde sürece müdahil olmak açık bir şekilde adil yargılanma ve yargının bağımsızlığı ilkelerine aykırıdır. Bu aykırılığın bu güne kadar en açık şekilde Cumhurbaşkanı ve Başbakan ortaya koydu.Bizler için “ Onlar gazeteci değil terör örgütü üyesi “ diye açıklama yaparak yargıyı etkiliyorlar. Bu durum açık şekilde TCK M. 228’e aykırıdır ve suçtur. Suçumuz bir yana ne ile suçlandığımızı bizler daha bilmeden Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın biliyor gibi görünmesi irdelenmesi gereken bir konudur. Başta belirttiğim gibi bizler insanlığın vicdanını temsilen tarihe tanıklık eden iyiden, doğrudan, güzelden yana tavrından taviz vermeyen “ Özgür basının” özgür ruhlu neferleriyiz. Buradan demir parmaklıkların, tel örgülerin ardından bir kez daha tüm diktatörlere zalimlere, faşistlere insanlık düşmanlarına sesleniyorum “ Sizden korkan sizin gibi olsun “ … SİNAN AYGÜL Tutuklu Gazeteci Muş E Tipi Kapalı Cezaevi NOT: Bu yazı şuan Muş E Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan Dicle Haber Ajansı (DİHA) muhabiri tarafından köşe yazısı olarak 24 Temmuz Basın Bayramı günü dolaysıyla kaleme alınmıştır. (gazetebitlis.com) solmaz şengül'eAydın, 11 ay önce yorumladı
Evet solmaz şengül sinan gazetecilikten içeri alındı sebebini de ben sana söyleyeyim gerçekleri haber yapmak. Sözde GazetecilereAydın, 11 ay önce yorumladı
Bende gazeteciyim diyen şahıs sen gazeteci misin önce gazetecinin ne anlama geldiğini öğren ondan sonra millete çamur at. Para karşılığı haber yapan şahıslar ne zamandan beridir gazeteci olmuş Allah rızası için bir gün olsun gerçekleri yazdınız mı iktidara yalakalık yapmaktan başka ne yaptınız sen ve senin gibi kendini gazeteci sanan kişiler mi gerçekleri yazıyor günde kaç kişi ölüyor kaç kişinin ocağı sönüyor toplu mezar tarlası olan bitlisin toplu mezarlarını ortaya çıkarmak için kaç tane haber yaptınız sizler mi halkın mağduriyetini halka doyuruyorsunuz. yiyorsa kalkın siz toplu mezar haberlerini yapın yiyorsa yapılan yolsuzlukların haberini yapın Yiyorsa gerçekleri yazın ama nerde bunları yapmak iin önce insan olmak gerekiyor siparişle haber yapmakla gazeteci olunmuyor ne yazıkki ha birileri size gazeteci diyebilir ama sadece birileri size gazeteci diyor diye siz gazeteci değilsiniz. Ama gün gelir herkes yaptıklarının hesabını verir. ?solmaz şengül, 11 ay önce yorumladı
Aygül gazetecilikten mi içeriye alındı yoksa başka sebeplerden mi? ayrıca ilk burada bitlisnews te yetişmemişmiydi benmi yanlış biliyorum bilen yorumcular düzeltsin Bu yazıyı senin yandaşların haricinde kimse kayle almaz!Bende Gazeteciyim, 11 ay önce yorumladı
Öncelikle şunu söylemek isterim ki bir gazetecinin işi ortalğı karıştırmak milleti birbirine düşürmek fesatlık değildir. Gazetecinin görevi halkın mağduriyetini uğradığı haksızılıkları kamuya duyurmaktır. Bitliste bunu yapan kaç tane gazeteci var birköy yolunun bozuk olduğunu bir köyde içme suyu olmadğını vatandaşların yaşam mücadelesi verdiğini kaç kişi haber konusu yapıyor... verilceke cevap çok az.. bitliste birkaç kişinin haricinde gerçek anlamıyla gazeceilik yapan yoktur. Bunu haber sitelerinden de anlıyoruz... Burdan bu yazıyı yazan meslektaşıma sesleniyorum. Eğer ki sen gerçekten görevini halkın için yapsaydın bu gün orda olmazdın. Neden ? çünkü halkın senin için gerekirse ayaklanmada yapardı gerekirse senide savunurdu. Ama senin amacın başka sen başka güçler tarafından kulllanılıyorsun belkide bu yazı onlar tarafından yazıldı. Bu yazıdan senin haberin bile yok... Böyle genç gazeteciler kandırılmasına üzülüyorum. saygılarımla AK Partiye oy verenler iyi okusun bu yazıyı...Tetwani, 11 ay önce yorumladı
AK Partiye oy verenler iyi okusun bu yazıyı...
İLGİLİ HABERLER
İlgili Haberler
|