|
SON DAKİKA
Bitlis'te 35 Korucu Silah Bıraktı!
Korucular İçin Geniş Çaplı Operasyon
Bitlis'te 6 Korucu Kaçırıldı!
Bitlis'te Neden Kiler Market Yok?
Bedirhan Epözdemir'den Çarpıcı AçıklamalarHaber sitemizin baş yazarı Sayın Bedirhan Epözdemir ile keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik. Epözdemir gündeme ilişkin çarpıcı açıklamalarda bulundu.
*Sayın Epözdemir sizleri tanımayanlar için kısaca Bedirhan Epözdemir kimdir, tanıyalım.?
Çeşitli röportaj ve konuşmalarda en çok bu sorunun yanıtlamasında zorlanıyorum. Türkiye Eğitim Emekçilerinin yığın örgütleri TÖS ve TÖB-DER’de yerel ve merkezi düzeyde görevler aldım. Öğretmen Okulu yıllarımdan itibaren yurtsever-demokratik hareketle tanışma şansım oldu. Daha sonraki yıllarda örgütlü mücadele içinde yer aldım. Kürd coğrafyasının diğer parçalarında periyodik aralıklarla bulundum. 1984 yılında zorunlu koşullardan dolayı siyasi sığınmacı olarak Hollanda’ya gittim. Uzun uzadıya anlatma gereğini duymuyorum. Ama her yurtsever gibi, her kürd aydını gibi ben de acılarda payıma düşeni aldım. Bunu bedel diye algılamıyorum. Bedel diye algılamayı da doğru bulmuyorum. Biz bu halka karşı namus görevimizi yerine getirdik. Bu bedelden ziyade benim için bir onurdur. Yazım çalışmalarıma Ortaokul son sınıfta başladım. İlk yazım, 1965 yılında Diyarbakır Mücadele gazetesinde yayınlandı. Bugüne dek çeşitli Türk-Kürd dergi ve gazetelerinde, çeşitli sitelerde Türkçe ve Kürdçe çeşitli konularda yazı ve araştırmalarım çıktı. Yazı yazmak benim için bir yaşam biçimidir. Yazarken, acılarımdan adeta sıyrılıyor, büyük bir haz duyuyorum. Bu nedenle de yazma serüvenim devam ediyor. Bugüne dek bir şiir kitabım, bir çocuk kitabı ve biride tercüme şiir kitabı olmak üzere kürdçe olarak üç kitabı kürd okuyucunun hizmetine sundum. En son kaleme aldığınız "Şıvan Olayı" başlıklı yazınıza çeşitli olumlu olumsuz tepkiler geldi. Neler düşünüyorsunuz? Yazı dünyasındasınız. İsminizle, düşüncenizle. Herkesin sizin gibi düşünmesi mümkün değil. Olumlu yorumlarla böbürlenmemelisiniz, olumsuz yorumlarla da kızıp, öfkelenmemelisiniz. Mütevazı olmalısınız, karnınız büyük olmalı, her şeyi hazım etmelisiniz. Sorumluluğunuz gereği sizin herkes gibi lüksünüz yok. Çünkü siz toplumun vicdani olmayı yeğlemişsiniz. Bu nedenle de bu yazı ve diğer yazılara gelen tepkileri çok normal ve soğukkanlı karşılıyorum. Her yazının, herkesi memnun edecek diye bir kural da yok. Ama genel anlamda bir şeye üzülüyorum. Keşke insanlarımız kendi öz isimleri ile yorum yapma yürekliliğin göstere bilseler. Keşke yorumu hakaret ve sövgü olarak algılamasalar. Yorumu metih ve övgü olarak belemeseler. Yazının içeriğine bağlı kalıp, düşünce ve fikir üretseler. Şivan Perwer’e yapılan eleştiriler sizce doğrumu. Sizce Perwer’e karşı haksız bir kampanya yürütülüyor mu? Ortada bilimsel anlamda eleştiri diye bir şey yok. Hakaret var, yargısız infaz var, küfür var. Yazıda da belirttim, elbette ki Şivan'da herkes gibi eleştirilebilinir, eleştirilmeli de. Çünkü eleştiri insanı geliştirir, ileriye taşıyıp, ufkunu açar. Şivan Perwer olayında iki belirgin çizgi çıktı ortaya. Biri retçi, inkârcı ve karalayıcı, diğeri övücü, yere göğe sığdırılmayan bir Şivan imajı. Bana göre bu ikisi de eleştiri değil. Çünkü eleştiri karalamak ve methetmek değildir. Gerek siyasette, gerekse edebiyatta kuşku olmasın ki eleştiri bir edebi bilim koludur. Eleştireceğiniz kişi veya konuyu olumlu ve olumsuz yönleri ile el almak zorundasınız. Eleştirinin belli normları var, ölçüt ve kıstasları var. Eleştiride kullanacağınız dil ve metot oldukça önemli. Eleştiri önerisiz olmaz. Öneri ve katkılar yanlış yapanların bu yanlışlardan kurtulmasına yardımcı olurlar. Eğer sorun üzüm yemekse, bağcıya eziyet etmenin bir âlemi yok. Etik kurallara bağlı kalıp, bunlara özen göstermelisiniz. Övgü ve sövgü ile eleştiriyi birbirine karıştırmamalıyız. Çoğu kez diyorum, bir kez daha vurgulayayım; Elmaları ve armutları ayırabilmemiz için, bizim gerçek anlamda eleştirmenlere ihtiyacımız var. Bence Şivan’ı övenler de, sövenler de Ona haksızlık yapıyorlar, eleştirmiyorlar. Bir yandan linç kampanyası, diğer yandan methi senalar. Unutulmasın, sövenler ve övenler yarın yer değiştirebilirler. Şivan’ın zikzaklı sanat yaşamı bu konuda sayısız örneklerle dolu. Oysa Şivan’ın eleştirecek o kadar çok yani var ki. Örneğin kimse Onun müziğini eleştirmiyor. Şivan gibi bir sanatçının niye bugüne dek bireysel müziğin yanında kolektif bir müzik yaratmadığını sorgulamıyor. Niye başka ülkelerin Filarmoni Orkestrası eşliğinde konser veriyor da neden Ulusal bir Kürd Orkestrası kurmadı demiyor. Niye daha çok verimli olup, bir ekol yaratmadı, neden deneyim ve yeteneklerini paylaşıp bir müzik gurubu yaratmadı? Kimse bunları demiyor, kimse bunları sorgulamıyor. Bence Şivan gibi bir sanatçı eleştirilecekse en başta da bu konularda eleştirilmelidir. Kürd sanatçısı, yazar ve aydını kadar, dünyada hiçbir aydın, yazar ve sanatçı gadre uğramamıştır. Benim komutlarıma göre kalkıp-oturuyorsan, benim politikama göre adım atıp, söylüyorsan sen her şeysin, tersi isen hiçbir şeysin. Zorbaların zulmünü anlamak olası. Ya ulusun kurtuluşu için çaba sarf edenlerin gadrine ne demeli? Toplumun vicdani olanlara karşı vicdansızlık yapmak en büyük adaletsizliktir. BDP’nin siyasal çalışmalarını nasıl buluyorsunuz. Sizce BDP Kürtleri temsil ediyor mu? Kürd Coğrafyasında, Kürd sorunun çözümü gibi oldukça karmaşık bir sorunu ana gündem olarak önüne koyan legal demokratik bir kitle partisinin çok yönlü özelliklere sahip olması lazım. Bir kez özgür bir iradeye sahip olması lazım. Tabiatları gereği kitle partileri, emir komuta zinciri ve talimatlarla işlevlerini yerine getiremezler. Kitlelerin kısa ve uzun erimli istem ve özlemleri özümsenmeden ve bir programa bağlamadan, onları çözmenin olanağı yoktur. Demokrasi bir yaşam biçimidir. Kendi içlerinde demokrasiyi hazım etmeyenlerin, demokratik bir toplumu inşa etmeleri mümkün değildir. Hep söylenir, politika bir sanattır. Bu sanattın icra edilmesi için profesyonel olmak zorunludur. Bu nedenle Kürd siyasi hareketinin uzmanlara, akademisyenlere ve profesyonellere ihtiyacı var. Bugüne dek hiçbir Kürd partisi yengi ve yenilgilerinin neden ve sonuçlarını irdeleyecek, bağımsız bir araştırma kurumuna bir araştırma yaptırtmadı. Böyle kurumlar yurt içinde ve yurt dışında oldukça çok ve sanıldığı gibi külfetli bir maddiyata da gerek yok. Bu nedenle Kürd siyasetti sittatikliğini koruyor, bir türlü dinamikleşmiyor. Onun için sorunlar yığınla. Bir de bu yapılanma ve görünüme ek olarak, Türkiye’de ki anti-demokratik uygulamaları, hukuk dışı yapılanmalar ve keyfi davranışları, ceberut devlet anlayışını ekleyin. O zaman BDP gibi partilerin siyasi çalışmalarının ne derece zor olduğu da ortaya çıkar. BDP’nin Kürdleri temsil sorununa gelince. Bildiğim kadarı ile BDP’nin zaten böyle bir iddiası yok. Çünkü Türkiye genelinde aldığı yüzde yediye yakın oyu dahil, diğer irili-ufaklı bütün Kürd guruplarının Kürd seçmenden aldıkları oyun oranı yüzde yirmidir. Geriye kalan yüzde seksenlik oy oran ya düzen partilerine gitmekte ya da sandık başına gitmemektedir. Ama BDP’nin Kürdlerin önemli bir kesiminin oyunu alıp, bu kesimi temsil ettiğini söylersek yanılmayız. Temsili tartışacaksa, bu yüzde seksenlik oy oranın Kürd vadisine akması için çaba sarf etmeliyiz. Kürd toplumunun da hetorejen bir toplum olduğunu unutmamalıyız. Bu nedenle BDP eğer gerçekten geniş bir yelpazede siyaset yapmak istiyorsa yurtseverlik temelinde değişik düşünce ve inançlara sahip olan insanlara da olanak tanımalıdır. BDP-HAKPAR birleşmesi mümkün müdür. Birleşirse Kürtler açısından nasıl bir tablo oluşturur? Eğer örgütsel birlik anlamında diyorsanız, bence bu mümkün değil. Çünkü iki partinin programları, çözüm ile ilgili önerileri arasında büyük farklar vardır. Bence acil sorun örgütsel birlik değil. Bunun zaten maddi ve manevi koşulları da yoktur. Acil ve güncel olan; başta BDP, HAK-PAR, KADEP ve bütün Kürd çevrelerinin oluşturacakları ulusal demokratik bir güç birliğidir. Seçimlere kısa bir süre kaldı. Bu birlik ertelenmez ulusal bir görevdir. Hiç kimse ön bir yargı ve koşulla bu güç birliğine yanaşmamalı. Bunun en geniş tabanlı bir birlik olabilmesi için hiç kimse özveriden kaçmamalı, küçük hesaplar ve pazarlıklara girişmemelidir. Kürd halkı böylesi bir güç birliği ile sinerji bulacak, kitlelerin moral değerleri yükselecektir. Bu güç birliği bir çekim merkezi işlevini görecektir. Kesinlikle o zaman yüzde onluk baraj sorunu aşılacaktır. Hele bu güç birliği Türkiye genelinde ilerici demokratik güçlerle bir demokratik güç birliği örerse hiçbir sorun kalmaz. Bunun sonucunda 70-80 kişilik bir gurup parlamentoya girerse, bugün sorun olan bir sürü konu çözüme kavuşur. O zaman demokrasi kazanır, demokrasi kazanırsa hepimiz kazanırız. Bu vesile ile bütün siyasi partilerimizin yöneticilerini, sivil toplum örgütlerini, yazarlarımızı, aydınlarımızı ve kanaat önderlerimizi halkımızın ve ülkemizin geleceği için böyle bir güç birliğinin oluşması için göreve çağırıyorum. BDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş’ın Mecliste yaptığı Kürtçe konuşma kesilmedi. Bunu olumlu bir gelişme olarak görüyor musunuz? Konuşma kesilmedi. Ama dünya da yıkılmadı, Türkiye’de bölünmedi. Bence olması gereken buydu. Türkiye’yi yönetenler korkularını yenmelidirler, bölünme fobilerinden kurtulmalıdırlar. Konuşmanın kesilmemesi küçükte olsa olumlu bir adım. Bu küçük adımları bile elimizin tersi ile itmemeliyiz. Ama yeterli değil. Bu konular yasal güvenceye kavuşmadıkları sürece kalıcı olamazlar. Bu nedenle demokratik adımların kalıcılaşması için hiç kimse, hiçbir özveriden kaçmamalıdır. Geçen yıl anadil günü neden ile Sayın Türk’ü, keza bu yılda Sevgili Demirtaş’ı bu dik duruşlarından dolayı kutladım. Bu ulusal tavırlarını devam ettikleri sürece Onları desteklemeye devam etmeliyiz.
Kürtler anadilini tam anlamı ile ne zaman kullanıp öğrenecek. Anadil hakkında neler düşünüyorsunuz? Kürdlerin anadillerini kullanıp, öğrenmeleri bir az da Kürdlere bağlı. Bir dili kullanıp, öğrenmek ayrı ama anadilde eğitim ve anadilin kamusal alanda kullanılması ayrı şeylerdir. Zan edersem, sorunuzla daha çok anadille eğitim ve iki dilli yaşamı kastediyorsunuz. Bugüne dek anadilde eğitim ile ilgili Kürtçe ve Türkçe bir sürü yazı yazdım. Son iki yazım da sitede asılı. Bu nedenle Anadilde eğitim ve çok dilli yaşam ile ilgili görüşlerim biliniyor. Ama kısaca şunu belirteyim; Anadille Eğitim, kişinin en doğal hakkıdır. Evrensel bir haktır. Uluslar arası hukuk belgelerinde güvence altına alınmıştır. Türkiye’nin de bu belgelerin altında imzası vardır. Türkiye er veya geç imzasına sahip çıkmak zorunda. Anadilde Eğitim hakkı dünyanın hiçbir yerinde zorla, şiddetle, silahla elde edilmedi. Bu evrensel hak, bu metotlarla da bastırılıp, önlenemez. Ulusların demokratik haklarına kavuşmaları demokratik mücadele sonunda elde edilmiştir. Bu konuyu geçerken, bir noktanın altını çizmek istiyorum. Anadilde Eğitim bugünün sorunu değil. Ta 1978’ler de Eğitim Emekçilerinin yığın örgütü TÖB-DER tarafından yapılan Demokratik Eğitim Kurultayında karar altına alınmıştır. Ama Türkiye toplumu unutkan bir toplum olduğu için bunlar bilinmiyor. Kuşkusuz bu da belgeleri ile yazılacak, belekler tazelenecektir. KCK davasını takip ediyorsanız, bu dava hakkında düşüncelerinizi paylaşır mısınız? Olanaklar ölçüsünde KCK davasını izliyorum. Genel anlamda evrensel hukuk normlarının çiğnenerek yürütülen bir dava. Özellikle seçilen Belediye Başkanlarına ve diğer yöneticilere reva görülen uygulamaları hukukla bağdaştırmak mümkün değil. Gözaltı safhası başlı başına bir rezalet. Emniyet güçlerinin kriminal suçlara bile uygulamadığı muameleleri, halkın seçilen temsilcilerine işgüzarlık yaparak uygulaması tam anlamıyla bir skandaldır ve savunulacak her hangi bir yanı yoktur. Bu davanın ve gözaltı sürecinin yerel yönetim seçimlerinde BDP’nin gösterdiği başarıya duyulan bir tepki olarak algılıyorum. Bu nedenle hukuki olmanın ötesinde siyasi yönleri ağır basan bir davadır. KCK davasında yargılanan insanların anadillerine sahip çıkmalarını ve savunmalarını anadillerinde yapmalarında ısrarlı davranmaları saygı ile karşılanacak bir tavırdır. Bu konuda yalnız bırakılmamalıdırlar. Onların kararlı duruşu, “bilinmeyen dili” bilinen ve tanınan bir dile çevirip mahkeme heyetine geri adım attırdı. Bu onurlu duruşu selamlamak, lazım. AKP hükümetinin Kürt sorununa samimi yaklaştığına inanıyor musunuz? Önceki hükümetlerin bu sorunu dile getirmediğini bilmekteyiz. Özal bunu başaran tek isimdi sizce bu sorunu gündeme neden getirmeyip yıllardır tartışmadan uzak tuttular? Kürd sorunu ulusal bir sorundur. Dolaysıyla siyasi, demokratik ve ekonomik yanları var. Yani çok yönlüdür. Yüzyılların sorunudur. Cumhuriyetten önce de vardı. Kürd tarihi bunun bir kanıtıdır. Yirmi dokuz ulusal başkaldırı bunun göstergesidir. Sorun AKP’nin samimi yaklaşmasından ziyade bir niyet sorunudur. Sorundan dolayı Türkiye’nin ulusal ve uluslar arası arenada içine girdiği çıkmazdır. İster AKP olsun, ister başka birileri olsun, Türkiye’nin bu çıkmazdan düze çıkması için şu veya bu şekilde çözmesi gerekir. Ama Kürd sorununu nihaiyi olarak, güçlü iradeler çözer. Bu nedenle de Türk ve Kürd halklarının uzun vadede esenliğini görebilen, kararlı iradelere ihtiyaç var. Bu irade uzun erimde ve nihaiyi çözümde hükümetlerden ziyade devletin çözebileceği bir sorundur. Bu irade bugün yok. Ama iradenin oluşması için iktidarıyla, muhalefeti ile bütün kurum ve kuruluşlarıyla bir konseptin oluşması için yoğun bir çaba göstermek gerekir. Tüm bunları söylerken, elbette ki bugüne dek yapılanları küçümsediğim anlamına gelmez. Tam aksine atılan adımları oldukça önemsiyorum. Bunların geliştirilmesi lazım. Başta Kürd tarafı olmak üzere herkesin elini taşın altına koyup, özveride bulunması lazım. Özal, kapıyı araladı. Ama diğer bütün kapılar yüzüne kapatıldı. Kürd sorunu kor bir ateş, nicelerini yaktı bugüne dek. Özal da bunu yaşamı ile ödedi. Arap ülkelerinde baş gösteren ‘ Domino ‘ etkisini takip etmekteyiz. Güney Kürdistan’ın Süleymaniye kentinde çeşitli gösteriler oldu. Bu durum ‘ Diktatör Barzani’ olarak bazı çevrelerce dilendirildi. Bunu doğru buluyor musunuz? Arap ülkelerindeki 35-40 yıllık diktatörlere karşı halkın başkaldırısı ile Güney Kürdistan ’da Süleymaniye’de ki gösterileri birbirine karıştırmamak lazım. Orada ki istikrarı hazım etmeyip çomak sokanlar çoktur. Hatta Kürdlerin içinde bile böyleleri var. Güney Kürdistan’da YNK’den ayrılan GORAN(değişim) diye bir hareket var. Goran’ın Kürdistan ve Irak parlamentosunda Milletvekilleri var. Bunlar değişim adıyla yola çıktılar. Seçimlerde yürüttükleri siyaset başta Kerkük olmak üzere Kürt Bloğuna zarar verdi. Başta reform talebiyle kitleyi örgütlediler. Gösteriler düzenlediler. Sonradan Arap ülkelerinde baş gösteren hareketlerden dolayı sorumlu davranarak, bu hareketlerine son verdiler. Hata resmi olarak da görüş beyan ettiler. Bu gösteriler zaten baştan beri Başkan Barzani’yi, hükümeti devirmek ve parlamentoyu feshetme amacını gütmüyordu. Reform talepleri vardı. Bu talep zaten Kürdistan Hükümetinin ve parlamentonun gündemindeydi. Bunlar da gerçekleşti. Ama Kürdistan yönetimi demokratik bir yönetimdir. Demokratik ülkelerde elbette ki muhalefette olacaktır. Orada ki yönetim muhalefete özen göstermektedir. Bakın iddia ediyorum, TC’nin 87 yıl da kat edemediği demokratik gelişmeyi Güney Kürdistan Federal yönetimi son 20 yıl da kat etti. Bir Anekdot daha vereyim. Ecevit bile ölümünden bir kaç yıl önce Güney Kürdistan da ki demokratik gelişme ile ilgili şöyle diyordu: “Maalesef Orta Doğuda İsrail’den sonra demokrasinin tek geliştiği yer Kuzey Irak( yanı Güney Kürdistan)”. Tabi merhum Ecevit demokrasiyi Kürd’lere çok gördüğü için “mal esef”li konuşup, adeta üzülüyordu. Bu nedenle her parçadaki Kürdler, Kürdistan yönetimi ile ilgili halk düşmanlarının geliştirdiği karalamaların etkisinin altında kalmamalıdır. Başkan Barzani’ye diktatör demek büyük bir haksızlıktır. Sayın Barzani’yi tanımamaktır. O’nun uygulamalarını ve prensiplerini bilmemektir. Barzani’yi diktatörlükle suçlayanlar, öncelikle kendi etraflarına bakmalıdırlar, kendi diktatörlerini değerlendirmelidirler. Suriye’de Kürtlerin kimliği yok. İran’da Kürtler hala idam edilmekte. Güney Kürdistan’da federe bir devlet oluşturan Kürtler ulusal mücadelede geçmişe nazaran hangi aşamaya gelmiştir? Güney Kürdistan’ın dışında maalesef diğer parçalarda yaşayan halkımız henüz ulusal demokratik haklarından yoksundur. Her parçanın kendine has, kendine özgü sorunları var. Her parçanın koşulları ayrı. Her parçadaki siyasi Kürd hareketleri o ülkenin özgün koşullarına denk düşen mücadeleyi tüm zorluklara rağmen sürdürüyorlar. Doğu Kürdistan da Kürd Halk yıllardır İKDP ve diğer yurtsever örgütlerin öncülüğünde eşit ve kardeşçe yaşanan bir toplum için şanlı bir mücadele veriyorlar. Kıyılıyorlar, asılıyorlar ama asla zorbalara baş eğmiyorlar. Halen de Demokratik bir İran, Özgür bir Kürdistan için demokrasi mücadelesini kesintisiz yürütüyorlar. Suriye Kürdistan’ın da halkımıza reva görülen zulmün çağımızda eşi-benzeri yoktur. Halen yüz binlerce Kürd kimliksiz yaşıyor. Vatandaş olmadıkları için hiçbir haktan yararlanamıyorlar. Seçemiyorlar, seçilmiyorlar. Çocukları okula gidemiyor, resmi olarak çalışamıyorlar. Hastalanıyorlar, doktora gidemiyorlar. Bundan daha trajik bir durum olur mu? Orada ki Kürd siyasi hareketleri bu trajediden kurtulmak için zorlu ama bir o kadar da onurlu bir mücadelenin içindedirler. Bu mücadeleye insanım diyen herkesin omuz vermesi lazım. Güney Kürdistan da ise Kürd’lerin bütün ulusal kurum ve kuruluşlar bir Federal yönetimleri var. Bu yönetim yılların tahrip edilmiş alt yapısını onarıyor, ekonomiyi rayına koyuyor, çağdaş demokratik gelişmenin önündeki engelleri bir-bir kaldırıyor. Şimdi orda halkımız özgürlüğün tadını çıkarıyor.
Kürdistan Federe Bölge Başkanı Sn. Mesud Barzani’ye verilen "Atlantik Ödülünü" nasıl değerlendireceksiniz? Başkan Barzani’ye verilen bu ödülü oldukça önemsiyorum. Bu O’nun şahsında Kürd halkına verilmiş bir ödüldür. Başkan Barzani’ye verilen bu uluslar arası ödül, Kürd halkının haklı mücadelesi ile ne kadar uluslararası bir saygınlığa kavuştuğunun da bir göstergesidir. Abdullah Öcalan’ın tutsaklığı devam etmeli midir, Kürt sorununun çözümünü Abdullah Öcalan'ın serbest kalması ile gerçekleşeceğine inanıyor musunuz ? Öcalan’ın tutsaklığı bizim irademizin dışında. Bana sorarsanız elbette ki hiçbir insan siyasi düşünce ve çalışmalarından dolayı tutuklanmamalı. Ama realist olmamız lazım. Türkiye’nin içinde geçtiği badireler halen de normalleşmek için büyük bir engel. Öcalan’ın ve tüm siyasi tutukluların özgürlüğe kavuşmaları demokrasi mücadelesinin gelişmesine, barış ortamının tesis edilmesine bağlı. Silahlar karşılıklı susmalı, akan kan durmalı, Kürd ve Türk analarının gözyaşları dinmelidir. Demokrasiye şans tanınmalıdır. Kürd sorunu PKK ve Öcalan’dan önce de vardı. Yukarda da belirttim, yüz yılların sorunu. PKK ve Öcalan’ın ulusal başkaldırısı 29'uncusudur. Öcalan’ın özgürlüğüne kavuşması, Kürd sorununu çözmez. Ama sorunun çözümü için tıkanan nefes borularının açılmasına büyük katkı sağlar. Bitlis’i konuşacak olursak? Keşke hep Bitlis’i, Tatvan’ı konuşabilsek. Dideban’a, Nemrut’a gidebilsek. Çîya yé Sîpané Xelaté’nin zirvesine çıkıp, Sîyabend ve Xecé’nin misafiri olabilsek. Orada bağdaş kurup, sorunlarımızı onlarla paylaşabilsek. Onların sevgi ve aşklarından ilham alsak. Sonra kan-ter içinde kalsak. Sapor’da bir mola versek. Acılarımızı, coşkularımızı, özlemlerimizi hep beraber orada paylaşabilsek. Ve hep beraber, "Bitlis-Tatvan Sevdamızdır" diye haykırabilsek… Nerede, mümkün mü? Bitlis’te yaklaşan genel seçimlerde hangi partiyi daha güçlü görüyorsunuz? Belli doneler, mevcut somut durum ve yasal sonuçlar halen de Bitlis’te en güçlü parti, AKP’dir. Öyle görünüyor ki genel seçimlerde mücadele daha çok AKP ve BDP’nin destekleyeceği Bağımsız Aday arasında geçecek. Bildiğiniz gibi, son düzenlemeler ile beraber Bitlis’in Milletvekili sayısı 4’ten 3’e düştü. Bu yeni durum AKP için bir avantaj. Sonucun 3-0 olması için çalışacak. Bu konuda şansları yok desek yanılırız. Ancak Bitlis’te sevilen, sayılan ve yurtsever-demokratik güçlerin desteğini alabilen yerli bir adayın çok ciddi ve organizeli bir seçim çalışmasıyla bağımsız olarak kazanma şansı da vardır. Bu aday gerçekten yöre halkının özgür iradesi ile belirlenmelidir. Bitlis’i şu an temsil eden milletvekillerini nasıl buluyorsunuz? Sayın Cemal Taşar’ın öğrenciniz olduğu biliniyor. Bir eğitimci olarak, Bitlis’in eğitim sorunlarını LYS birinciliğini ve eğitim için yapılan okulları nasıl değerlendiriyorsunuz? Kuşkusuz hepsi değerli şahsiyetler. Hepsinin gönlünde memleket sevgisi ve hizmet aşkı olduğundan kuşku duymuyorum. Biliyorsunuz, Sayın Kiler, Sayın Taşar ve Sayın Ergezen AKP’den. Sayın Karabaş BDP’den. Takdir edersiniz, iktidarda olmanın avantajları var. Sağlıklı bir değerlendirme yapabilmek için, doğaldır ki basın-yayından, zaman-zaman memlekette hemşerilerden edindiğimiz izlenimleri de göz önünde bulundurmamız lazım. Sayın Kiler ve Taşar’ın sorunları çözmek, Bitlis’in kalkınması ve gelişmesi için yoğun bir tempo ile çalışmaları kuşkusuz hemşerilerimizi sevindirmektedir. Keza bu Sayın ikilinin ve en çok ta Cemal beyin okulların modern bir yapıya kavuşması ve donanımı için, eğitim kalitesinin yükselmesi için gösterdiği yoğun çaba takdir ediliyor. Sayın Ergezen’in bakanlığı döneminde gerek il ve gerekse bölge düzeyindeki çalışmaları halkımız tarafında biliniyor. Sayın Karabaş, muhalefette olmanın dezavantajına rağmen, bölgedeki anti-demokratik ve hukuk dışı uygulamalar karşısında adeta bir insan hakları örgütü gibi çalışması takdir ile karşılanıyor. Ben iktidar milletvekillerinin bölgedeki toplu mezarlara ve hak ihlallerine karşı sessiz kalmalarına bir anlam veremedim. Bölgedeki kirli uygulamalar ve akan kanın durması için yoğun çaba sarf etmelidirler. Bölgenin ve ilin sorunları kişisel çabalar ve iyi niyetle çözülmesi mümkün değildir. Kangren olmuş sorunların nihai çözümü, refah düzeyinin yükselmesi, eşit ve demokratik bir toplumun oluşması bir sistem sorunudur. Yeni bir ülke ve yaşanılası bir toplum yaratmak için bu ceberut sistemden kurtulmak lazım. BDP’nin dışarıdan bir aday göstereceği söylentileri var. Bitlis halkı dışarıdan bir adayı kabullenir mi? Bu sorunuzun yanıtını yukarıda verilen yanıtta bulabilirsiniz. Bir kez daha diyorum, aday saptanırken Bitlis Halkının hassasiyetleri göz ardı edilmemelidir. Bu herkes için geçerli. AKP ve BDP Bitlis bölgesinin en güçlü iki partisi. Sizce AKP nasıl bir yol izleyecek. Mevcut adaylarla devam edecek mi? Öyle görünüyor ki gerek Türkiye genelinde, gerekse Bitlis özellinde AKP, oy oranını yükseltmek için yoğun bir çaba sarf edecek. Bu durum daha bugünden belli. Bitlis’te sonucun 3-0 olması için her türlü olanağı zorlayacak. Mevcut üç kişilik milletvekilinden Sayın Ergezen’in önümüzdeki dönemde aday gösterileceğine ihtimal vermiyorum. Sayın Kiler ve Taşer ilin iki başarılı milletvekilleri. Vatandaşla sürekli sıcak diyalog içindedirler, ilin sorunları ile ilgilenip, ilde belli yatırımları gerçekleştirmeyi sağladılar. Özellikle Kiler Bitlis olmasa bile bir başka ilde aday gösterileceğine tahmin ediyorum. Taşer’in şansı Kiler kadar olmasa bile aday gösterilebileceğine ihtimal veriyorum. Ama bir şey gözden kaçırmamamız lazım. Başbakan, büyük bir olsallıkla Türkiye genelinde bir vitrin değişikliğine gidecek. Bitlis’te de bu değişikliği görmek, mümkün olabilir. 29 Mart yerel yönetim seçimlerinde Tatvan’da BDP’den aday adayı oldunuz. BDP’li Tatvan Belediyesini nasıl değerlendiriyorsunuz. Seçimlerde Tatvan ‘’ Ateşten bir gömlektir herkes bu gömleği giyemez’’ sözünüzü hatırlatarak bir durum değerlendirmesi yaparmısınız? Bu hikâyeyi belki ilk kez sizinle konuşuyorum. Bugüne dek hiçbir yerde de yazmadım. Yakın dostlarımın çoğu da bilmiyor. Yazmadığımın çeşitli nedenleri var. Özellikle aday belirleme ve seçim sürecinde yurtsever sorumluluğumun gereği, bir bölen değil bir bilen olmayı yeğledim. Tatvan’ın özgül koşullarını da hesaba katarak buna özen gösterdim. Ama gelinen bu aşamada, sizin de konuyu açmanızdan dolayı müsaadenizle birkaç satırla konuya değinmek istiyorum. Ben yaşamım boyunca gerek sosyal yaşamla ilgili, gerekse örgütsel anlamda her hangi bir görev talebinde bulunmadım. Hep dostlarımın, arkadaşlarımın istemleri bazen de dayatmaları sonucunda sorumluluklar yüklendim. Tatvan’da bir gün Belediye Başkanlığına aday olacağımı da düşünmedim. Makam peşinde koşma diye bir derdim yoktu. Çünkü halkımın bana verdiği ödül benim için bir onur abidesidir. Manevi değeri hiçbir zaman yerel yöneticilik makamıyla kıyaslanmayacak kadar ulvidir. Benim aday-adaylık durumum da benim inisiyatifimin dışında gelişti. Daha seçime uzun bir süre kalınca başta o zamanki partinin ilçe örgütünün büyük çoğunluğu ve Tatvanlı şahsiyetlerin ısrarı ile aday olmam çeşitli yollarla bana ısrarla önerildi. Her seferinde karşı çıktım ve böyle bir şeyin olamayacağını söyledim. Ama dostlarımı, arkadaşlarımı ikna edemedim. Bu süreçte çok şey yaşandı. Ama hiç dışarıya yansıtmadım. Bakış açılarında, değerlendirmelerde yanılmadım. Belki bir gün gerek duyulursa yazılır. O süreci yaşamaktan memnunum. Bugün de halkım bana bir görev tevdi ederse onur duyarım. O süreçte Tatvan’ın özelliklerini, Tatvan’da Belediye Başkanı olmanın ne gibi özellikler ve sorumluluklar gerektirdiğini hep vurguladım. Bu nedenle çoğu söylemlerimde, “Tatvan Belediye Başkanlığı ateşten bir gömlektir, herkes bu gömleği giyemez” demiştim. Çünkü Tatvan sosyal, siyasal ve sosyolojik olarak, stratejik bir kenttir. Devlet bu stratejik kenti keşif etti ve ona göre önlemlerini aldı. Bakın Kürd Coğrafyasında Diyarbakır’dan sonra Mit Bölge Müfettişliğinin kurulduğu ikinci kent Tatvan’dır. Ama Kürdler ve onları yönlendiren siyasetleri bu konumu bugün bile tam anlamıyla kavrayıp tedbirlerini almış değil. Bu özellikleri görebilen, bu özelliklere uygun adım atabilen, geniş vizyon sahibi olan ancak bu kenti yönetebilir. Yerel Yönetimlerin başında bulunmanın kendine has özellikleri var. Çok iyi bir öğretmen yahut başka bir meslekte başarılı olabilirsiniz. Ama bu Tatvan Belediye Başkanlığında da aynı performansı göstereceğiniz anlamına gelmez. Belediye Başkanlığı bir uzak görüşlülük ve misyon sorunudur. Çağdaş Belediyecilik artık borç, kanalizasyon, su paralarını toplama, temizlik sorunlarını aşan bir belediyeciliktir. Bir proje, bir kadro ve bir kolektif çalışma sorunudur. Çağdaş Belediyecilik öyle bir çalışma temposu ister ki akşam kentinizdesiniz, ertesi gün Strasburg’tasınız, Brüksel’desiniz. AB’nin kurum ve kuruluşlarında fonların, yatırım projelerinin peşindesiniz. Paris’te, Amsterdam’da ve yahut Berlin’de kardeş belediyesiniz. O zaman ne borç ne de harç sorununuz kalır. Bir de kısa sürede kentinizi çağdaş kentler kervanına katmış, gidiyorsunuz Köylülükten kurtulup, bir şehirleşme hamlesidir, Çağdaş Belediyecilik. Eğer kendinizi ve çevrenizi yönetmek değil de, Kentinizi ve o kente yaşayacak insanları yönetecekseniz, perspektifleriniz geniş olmalı, plan ve proje sahibi olmalısınız. Geniş ağlar oluşturmalısınız, kollarınız uzun olmalı, geniş soluklu olmalısınız, belediyeyi ağlama duvarına çevirmemelisiniz. Sorunlar sizi yıldırmamalı. Borç edebiyatını bir kenara bırakıp, hizmete soyunmalısınız. Borçlara yeni borçlar katmamalısınız. Popülist ve slogancı davranışlardan arınıp, kentin temel sorunları için seferber olmalısınız. Herkes ile barışık olmalısınız. Sizin birine veya birilerine kafa tutma diye bir lüksünüz olamaz. Belediye Başkanı olarak sizin temsil etme diye bir göreviniz var. Bu temsille laik davranmak bir sorumluluktur. Siz bulunduğunuz kentte sadece size oy verenlerin değil, herkesin Belediye Başkanısınız. Bu nedenle herkese eşit yaklaşmalı, herkesi kucaklamalısınız. Küskünlük ve kızgınlık sizin işiniz olmamalı. Tatvan, gelişmeye, güzelliğe, çağdaşlığa laik bir kenttir. Tatvan halkı, onurlu ve kadirşinas bir halktır. İnanıyorum ki Tatvan ve Tatvanlı bir gün laik olduğu düzeye gelecektir. Mutki’de toplu olarak gömülen insanlar hakkında neler söyleyeceksiniz? Salt Mutki değil, baştan- başa bütün Kürd Coğrafyasında toplu mezarlar büyük bir insanlık suçu. Bu insanlık ayıbı. Sadece son iki ayda dört yüz insan cesedi bulundu. Üstelik insanları kırımdan kıyımdan geçirenler utanmadan, ekranlarında, basın-yayında suçlarını ikrar etmektedirler. Hem de etkililerin ve yetkililerin gözlerinin içine bakarak. Bunlara seyirci kalmak bir insanlık suçudur. Başta demokrasi güçleri olmak üzere, bütün sivil kurum ve kuruluşlar tüm olanakları ile bu suçu işleyenlerin cezasız kalmamaları için yoğun çaba sarf etmelidirler. Kürt coğrafyası toplu mezarlar ile dolu. Hakikatleri araştırma komisyonu derhal kurulmalımıdır? Türkiye gündemi oldukça kaygan. Siyasetteki, ekonomideki istikrarsızlık olur olmaz gündeme de damgasını vuruyor. Dolaysı ile gündem de istikrarsızlaşıyor. Hakikatleri araştırma komisyonu bir süre önceye kadar sıcak gündem maddesi idi. Gittikçe altı sıralara iniyor. Bence öneri doğru bir öneridir. Kimden gelirse gelsin, hiçbir komplekse kapılmadan bütün taraflar desteklerini esirgememelidirler. Her kesin kendi geçmişi ile hesaplaşıp, tarihe not düşmesi onurlu bir davranıştır. Son olarak haber sitemizin başyazarı olarak, Haber sitemizin yeni versiyonunu nasıl buldunuz, eleştiri, öneri ve istekleriniz var mı? Haber sitemizi sürekli izliyorum. Gelişmeleri takıp ediyorum. Siz ve çalışma arkadaşlarınız gerçekten özveri ile çalışıyorsunuz. Sizleri takdir ediyorum. Bu nedenle genç arkadaşlarıma katkı sunmaktan zevk duyuyorum. Günümüzde teknik gittikçe gelişiyor, olanaklar fazla. Ben Kürd gençlerinin teknolojiyi ve olanakları olumlu yönden değerlendirip, halkımızın aydınlanması için medyada kullanmalarına büyük değer biçiyorum. Yetmişli yıllarla kıyasladığım zaman oldukça duygulanıyorum. Çünkü biz o yıllarda yazı işleri müdürlüğü yapabilecek, dizgi yapabilecek bir genci bulmaktan zorluk çekiyorduk. Teknik elbet önemli. Mevcut olanaklarla insan her zaman versiyonu değiştirip, geliştire bilir. Ama daha önemli olan içeriktir. Sitenin sürekli kendisini yenilemesi, haber ağırlıklı olması ve nabız tutması çok önemli. Sitenin, herkesin kendisini rahatça ifade edebileceği bir platform olması konusundaki titizlik kıskançlıkla korunmalı. İdeolojik, sekter görüşler içinde boğulmamalı. Çok sesliliğe, çok renkliliğe önem verilmelidir. En önemlisi de basın-yayın kurallarına ve etik değerlere sık-sıkıya bağlı olmalıdır. Bazen sözüm ona yorum olarak yazılanlar tüm bu kuralları ve değerleri çiğnemektedirler. Sorumlu arkadaşlarımız bu konuda daha titiz olmalıdırlar. Bizlere zaman ayırdığınız için teşekkürler Sayın Epözdemir.
İLGİLİ HABERLER
İlgili Haberler
|