|
SON DAKİKA
Bitlis'te 35 Korucu Silah Bıraktı!
Korucular İçin Geniş Çaplı Operasyon
Bitlis'te 6 Korucu Kaçırıldı!
Bitlis'te Neden Kiler Market Yok?
Toplu mezarlardan çıkan kemiklere ne oldu?Geçtiğimiz yıl toplu mezarlarla kamuoyunda adını duyuran Mutki ilçesi, aradan geçen süre zarfında toplumsal hafızanın cansızlığına kurban edilmek isteniyor.
Hişyar Barzan Şerefhanoğlu'nun Haberi
Mutki'de aralıklarla devam eden “Toplu Mezar Kazıları”, bir dönemin karanlığının ortaya çıkması, “malumun ilamı” olurken, devlet bürokrasisi ise olanları sadece kabul etmekle sorumluluk üstleniyor. Anadolu topraklarında sadrazamlık yaptığı 4 yıl boyunca kimilerine göre 65 Bin, kimilerine göre de 85 bin kişiyi kuyulara doldurarak katleden “Kuyucu Murad Paşa”dan bu yana, “Toplu Mezarlar” Anadolu ve Mezopotamya halklarının tarih boyunca devlet otoritesi ile arasındaki bağlardan birisi olmuştur. Aradan geçen 5 yüz yıllık sürede Kuyucu Murad Paşa ile dönemin Mutki askeri erkanı arasında pek fazla bir fark olmadığının söylenmesi, itiraz edilecek bir durum değildir. İnsanların düşman olarak adlandırılsalar dahi ölü bedenlerinden intikam almak, ölü bedeni çöplüğe gömerek ölüye üstünlük taslanması, geride kalan yakınlarına ise hayatlarının ve anılarının değersizliğini “bellettirmek” isteyen zamane paşalarının, Kuyucu Murad Paşa'dan pek farklı olmadıkları açıkça ortadadır. HALKIN KORKUSU TOPLU MEZARLAR Cumhuriyet'in kuruluş safhası öncesi ve sonrasında halk dilinde bir korku duvarı oluşturan ve bölgede yaşayan herkes tarafından bilinen “Toplu Mezarlar”ın varlığı, geçmişten günümüze devlet otoritesinin halka kendini kabul ettirmesinin bir yolu olarak görüldü. 1990 ile 2000 yılları arasında devlet tarafında binlerce insan kaybedildi. Kaybedilen (!) binlerce insanın cesetlerini gözlerden saklamanın en kolay yolunun toprak altına saklamak olduğu gerçeği kadar, “Toplu Mezarlara” ilişkin şehir efsanelerin bu yıllarda kulaktan kulağa fısıldanıyor olması da bir rastlantı değil. Toplu mezarların ortaya çıkması, toplumsal hafızanın tazelenmesi açısından faydalı olsa da, bürokratik hafızanın aynı başarıyı elde ettiğini söylemek çok zor. 1990-2000 yılları arasında “halka açık teşhirlerin” valilerin, kaymakamların ve belediye başkanlarının bilgileri dahilinde yapıldığı gerçeği düşünüldüğünde, teşhire konu olan kişilerin çöplüklerde yada yol kenarlarında “Toplu Mezarlara” gömülmeleri emrinin bürokratlar tarafından verilmeyeceğini iddia etmenin tutarlı ve mantıklı bir yanı yoktur. Bu nedenle bürokratik hafıza, toplumsal hafızanın sıcaklığına uyarak arşivlerini açmalıdır. Mutki kazılarıyla birlikte ortaya çıkan belgeler de bu görüşü destekler nitelikte. Mutki savcılığı, Mutki Jandarma komutanlığı ve Mutki Belediyesi arasında yapılan resmi yazışmalarda cesetlerin nereye gömüleceği bile belli olmuşken, kamuoyunun gözünün Mutki’ye çevrildiği günlerde Mutki savcılığı, Jandarma Karakol komutanlığı ve Mutki Belediyesi’nin ellerindeki belgelere karşın üç maymunu oynamaları olayın devlet bürokrasisi açısından ne kadar önemsendiğini göstermektedir. Hukukun üstünlüğünün değil de güçlünün hukukunun Türk devlet bürokrasisindeki geçerli tek referans olduğunu kanıtlayan bu durum, “Devlet suç işlemez” kültünün yerle bir olmasını önlemek için Mutki’de bir kez daha devreye sokulmuş bilinçli bir tercihtir. HUKUK, VİCDAN, İSLAM BİR YANA... İnsanların çöplüklere ya da yol kenarlarına, kadınlı-erkekli toplu olarak gömülmelerinin vicdanları sızlatmasını bir kenara bırakırsak, “Toplu Mezarlar” hem Birleşmiş Milletler sözleşmelerinde hem de T.C. Anayasası ve iç hukukun birçok maddesinde insanlık suçu olarak kabul edilmiştir. Hukukun yok sayıldığı, insan hakları ihlallerinin normal karşılandığı günlerde uluslararası hukukta ve iç hukukta adaleti aramak mümkün olmasa da, İslami adet ve gerekler de o günlerde göz ardı edilmişti. İslam usul ve geleneklerine göre, ölen insanın tabiyeti, inancı ya da inançlı olup olmayışına bakılmaksızın ceset, İslam usüllerine göre gömülür. Bununla beraber, kimliği belirlenmemiş kişiler hakkında otopsi, teşhis, bekletme ve gömülmeleri de belirli kurallar dahilinde yapılmalıdır. Kimliği tespit edilemeyen kişilerin kimsesizler mezarlığına belediye marifetiyle gömülmesi gerekliliği kadar, yakınlarının kayıp olduğundan şüphelenen kişilerin cesetleri teşhis etmeleri için cesetlerin morgda bekletilmeleri kuralları da yok sayılarak açık bir şekilde suç işlenmiştir. CESETLERDE DOMUZ BAĞI Bitlis Baro Başkanlığı'nın kazıların devam ettiği günlerde hazırladığı rapor, Mutki'de cesedi bulunan 18 kişinin ne şekilde ve ne şartlarda gömüldüklerini gözler önüne sermekte. Kazılara gözlemci sıfatıyla katılan Bitlis Baro Başkanlığının kamuoyu ile paylaştığı bilgiler inanılmaz gibi gelse de Bitlis Baro Başkanlığının ulaştığı somut verileri de doğruluyor. Daha önce ANF’nin de yayınladığı defin ruhsatlarında cesetlerin tamamının otopsi işlemlerinin yapıldığının belirtilmesine karşın, topraktan çıkarılan cesetlerde ayna, tarak gibi kişisel bakım malzemelerinin olması; bununla birlikte üzerinde giysi bulunan cesetlerin bazılarının domuz bağı ile bağlanmış olmaları otopsi işleminin kağıt üstünde yapıldığını göstermekte. Cesetlerin domuz bağı ile bağlı olmalarında düşündürücü bir başka nokta, hem söz konusu kişilerin canlı yakalandıktan sonra işkence ve kötü muameleye tabi tutulduğu şüphelerini akıllara getirmesi, hem de cesetten intikam alma hissinin açıkça görülmesi. Burada dikkati çeken bir başka nokta da Bitlis Baro Başkanlığı’nın cesetler üzerinde kullanıldığını ileri sürdüğü domuz bağlarıdır. 90’lı yıllarda yükselen Kürt muhalif hareketini bastırmak için devletin “ne pahasına mal olursa olsun çözülmesi” gerektiğine inandığı sorunun halli için devreye soktuğu Kontrgerilla ya da bilindik ismiyle Hizbullah’ın domuz bağını infazlarda kullandığı gözden kaçırılmamalıdır. Hizbullah’ın devreye sokulması ve devlet desteği ve imkanlarının sınırlarının zorlandığı günler, bugünlerde her ne kadar “Derin Devlet”e ihale edilse de Başbakan, Cumhurbaşkanı, ve Genelkurmay gibi devletin özünü teşkil eden kurumlarca desteğin verilmiş olması bunun bir devlet politikası olduğunu gösteriyor. Cesetten intikam alma isteğinin cani bir ruh hali olmasının yanı sıra, bu durum ciddi bir psikolojik vakadır. Tüm bunlara ek olarak cesetlerin üzerinden istihbarat faaliyetlerinde önemli belgeler sayılan not defterlerinin de cesetlerin üzerinden çıkmış olması, güvenlik güçlerinin iç hizmet kurallarını da önemsemediklerini ortaya çıkarıyor. Cesetlerde not defteri, tarak, ayna gibi kişisel bakım ürünleri ve istihbarat çalışmaları kapsamında faydalanabilecek nesneler bulunmasına karşın saat, kolye, yüzük ya da para gibi kıymetli nesnelerin bulunmaması “ölü soyuculuğu” yapıldığını da gösteriyor. KEPÇEYLE KAZI, DELİLLERİ KARARTIR Mutki'de kazıların yapıldığı alanda incelemelerde bulunan Türk Tabipler Birliği İnceleme Heyetinden adli tıp asistanı Dr. Osman Öztürk de Bitlis Barosu'nun verdiği bilgileri doğrulayarak, olayın çok daha vahim boyutlarına değindi. Mutki'de gerçekleştirilen “Toplu Mezar” kazılarında iş makinalarının kullanılması, kazılar sırasında patologların bulunmamasını Minnesota Protokolünün açık bir ihlali olarak değerlendiren Öztürk, kazıların kanıt bulmaya yönelik olmadığını, aksine kanıtları kararttığını belirtiyor. Yapılan şikayet ve ihbarların sistemli bir şekilde düzenlenerek öncelikle toplu mezarların nerelerde olduğunun belirlenmesini, söz konusu alanların doğa veya doğa dışı unsurların tahribatından etkilenmemesi için koruma altına alınması kurallarının ihlal edildiğini belirten Dr. Öztürk, örnek olarak Bosna-Hersek'te yapılan çalışmaların birebir uygulanmasını istedi. Çalışmaların ne şekilde yürütülmesi gerektiği konularında görüş belirten Öztürk maddeler halinde bunları şu şekilde sıralıyor: “-Toplu mezar açma işlemleri uluslararası deneyimlerden yararlanarak, gerekirse uluslararası kuruluşlarla işbirliği yapılarak gerçekleştirilmelidir. - Toplu mezar açma, kanıt toplama, kimliklendirme gibi bütün süreçler başta kayıp yakınları ve insan hakları örgütleri olmak üzere ilgili kişi ve kurumların denetim ve gözetimine açık olmalıdır. - Mezar açma işlemlerinde Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilmiş olan Minnesota Otopsi Protokolü'nün öngördüğü kurallar uygulanmalıdır. Mezar açma işlemleri arkeolojik teknikler kullanılarak özenle yapılmalı, mezarların açılması sırasında ortaya çıkacak biyolojik delillerin toplanması ve değerlendirilmesi için adli tıp uzmanları görevlendirilmelidir. Toplu mezarlardan çıkarılan cesetler sadece kimliklendirme için değil insan hakları ihlalleri açısından da değerlendirilmelidir. - Toplu mezarlar ve bu mezarlardan kanıtlarına ulaşılacak faili meçhul cinayetler ve insan hakları ihlalleri ciddiyetle soruşturulmalı; sorumluları yargı önüne çıkarılmalıdır.” İHD:” DOSYAYA GİZLİLİK KARARI GETİRİLMESİ ANLAMSIZDIR.” Mutki’de kazıların yapıldığı ilk günden itibaren Bitlis ve çevresindeki toplu mezarların kamuoyu gündemine taşımayı amaçlayan İHD Bitlis Şube Başkanı Hasan Ceylan da hukukçuların, gerçeklerin üstünü kapatma telaşında olduğunu söyledi. Kazılar sırasında alınan gizlilik kararı ve yaşanan gelişmelerle ilgili kamuoyunun yetkililerce bilgilendirilmemesinin şüphelerini beslediğini kaydeden Ceylan,”Tarafsız ve açık bir şekilde yürütülecek çalışmayla bir dönemin bütün karanlığının ortaya çıkarılacağına inanmaktayım. Kalıcı ve onurlu bir barışın sağlanması için yapılması gerekenlerden biri de toplu mezarlarda gömülü cesetlerin kimlere ait olduğu ve bu insanlık dışı muameleyi gerçekleştiren kişilerin cezalandırılması gerekir” diyor. AİLELERE VEDA HAKKI TANINMADI Çatışmalarda ya da faili meçhul cinayetler dahil olmak üzere çeşitli şekilde hayatlarını kaybedenlerin cenazelerinin ailelerine verilmemesi, kendilerine ait mezarlarının bulunmaması, ailelere “veda hakkı”nın tanınmaması kronik bir travmaya yol açmakta ve acıları arttırdığı ortadadır. Mutki kazılarının başlatılmasına sebep olan kepçe operatörü gibi nice görgü tanıklarının halen sağ oldukları düşünülürse, görgü tanıklarının baskı görme korkusuyla müracaatta bulunmamalarının önüne geçilmelidir. Burada yetkililere ve en önemlisi adli mercilere düşen en büyük görev bölge genelinde geniş bir coğrafyaya yayılmış 114 toplu mezarda yatan 1500 kişinin ortaya çıkarılabilmesi için adli ve idari yetkililer konuyla hassasiyetle yaklaşmalı; toplu mezar ihbarında bulunan kayıp yakınları ve görgü tanıklarına herhangi bir baskıya maruz kalmayacakları güvencesinin verilmesidir. 1500 KİŞİ TOPLU MEZARLARDA Türkiye bugün, tarihi boyunca karşılaşmadığı, ancak benzerlerine başka bazı ülkelerde rastlanan, büyük çaplı bir “Toplu Mezarlar” gerçekliğiyle yüz yüzedir. Hem yurttaşlarına karşı, hem de uluslar arası arenada karşısına bir utanç karinesi olarak çıkacak “Toplu Mezarları” ile ilgili bütün gerçekleri derinliğine araştırıp, sorumlularını kanun önüne çıkararak gecikmiş de olsa adalet sağlanmalıdır. Unutulmamalıdır ki, “Toplu Mezalarda” bulunan 1500'e yakın insanın kim oldukları, ne şekilde hayatlarını kaybettiklerinin (katledildikleri) ortaya çıkarılması Kürt Sorunu'nun çözümü açısından atılacak en samimi adımlardan birisidir. BOSNA’DAKİ TOPLU MEZARLARA PARA AKTARAN BİR BAŞBAKAN MUTKİ İÇİN NE DÜŞÜNÜYOR? Arap Baharı ve halk hareketlerinin yaşandığı Orta Doğu ve Batı Afrika ülkelerinin halklarının desteğini arkasına almak için her fırsatta propaganda amaçlı çıkışlar yapan Başbakan Erdoğan, bu çabalarından Balkanlar’ı ve eski Yugoslavya topraklarını mahrum etmedi. Bosna iç savaşı esnasında Miloseviç liderliğindeki Sırpların öldürdükleri Boşnakları gömdükleri toplu mezarlarda gömülü olanların kimliklerinin tespiti için Bosna Hükümetince yapılan çalışmalara 200 Bin dolar ayıran Başbakan Erdoğan, aradan geçen onca zaman, yapılan yüzlerce haber, verilen onlarca soru önergesine karşın Mutki’deki toplu mezarlar konusundaki ısrarlı ketumluğunu sürdürüyor. Bosna’da arkeolojik çalışmaları aratmayacak hassasiyette devam eden kazı çalışmalarına karşılık, Mutki’de kepçe ve iş makinalarıyla kazı yapılması delillerin de karartılmasına neden oldu. Burada bir parantez açarak Sırpların toplu mezar açma gereksinimi ile devlet görevlilerinin toplu mezar açma gereksinimleri arasındaki farkın ortaya konması önemlidir. Sırplar, öldürdükleri Boşnak ve Hırvatları toplu mezarlarda gömdükten sonra söz konusu alanın fark edilmemesi için çalışmalar yürütmesine karşın, devlet görevlileri cesetlerin gömülmeleri için yol kenarları ve çöplükleri özellikle tercih etmişlerdir. Toplu mezarların bir savaş ve insanlık suçu olduğunu gözeten Sırplar, toplu mezarların ileriki zamanlarda fark edilmemeleri için yerleşim yerlerinden uzakta kazınmalarını tercih etmiş; alanın kazıldığının belli olmaması için çevresindeki bitki örtüsüne uygun olarak yeşillendirme, çimlendirme ya da ağaçlandırma yapmışlardır. Buna karşın devlet görevlilerinin açtığı toplu mezarların yerleşim merkezlerine yakın (Mutki, Newala Kasaba gibi) seçilmeleri yörenin insanına korku salmak, ölenlerin “katlinin vacip” olduğunu halka bellettirmek ve yöre halkına korku salmak için bilinçli olarak tercih edilmiştir. 3 CESET KİME AİT? İnsanların Mutki'de “Toplu Mezarlara” gömülmelerinin üzerinden 12 sene geçmiş olmasına karşın yüreklerin soğuması, toplumsal vicdanın rahatlatılması ve sorumlularının kanun önüne çıkarılması gerekli. Ancak bütün bunlar yapılırken hem kamuoyunun hem de resmi makamların gözünden kaçan karanlık bir ayrıntı var. Basının açıkladığı ve Genelkurmay Başkanlığı'nın da doğruladığı toplu mezarlarda 15 kişinin gömülmüş olmasına karşın, mezarlardan 18 kişiye ait ceset çıktı. 15 kişiye ait cesetler filizlenmemişse peki bu 3 kişi kim? Dönemin askeri ve bürokratik erkanına her şeyden önce bu soruların sorulması ve sorumluluklarını kabul etmeleri istenmelidir… nurmaldir sipan, 4 ay önce yorumladı
kimse kusura bakmasın coğu mutki halki davranişlariyla bunlari hak edıyor o yuzden böyle gelmiş böyle gider mutki bunu hak edıyor keske mutki bitlise bağli olmasaydi ajantatvanlı, 5 ay önce yorumladı
tatvanlı demoktak geçinen ajanların eseridir bu kemeişkler.oyumu bdp ye vermiş bir birey olarak bölgedeki iki taraflı oynayan ajanları kınıyor sözde demokrat geçinen kişilik... siz insanları kınarıyorum.sayın erdoğan bu kişiliksizlerin sonunu getirecektir.... anlayana.....! hizanlıhizanlı genç, 5 ay önce yorumladı
akp'li yalakalılara sormak lazım ne oldu? onlar bu konuda profesör.
İLGİLİ HABERLER
İlgili Haberler
|