|
SON DAKİKA
Bitlis'te 35 Korucu Silah Bıraktı!
Korucular İçin Geniş Çaplı Operasyon
Bitlis'te 6 Korucu Kaçırıldı!
Bitlis'te Neden Kiler Market Yok?
Demokratik Özgürlük
YÜZYILIN KABULLERİNİ DEVİRMEK: DEMOKTATİK ÖZGÜRLÜK!
Demokratik Modernite’nin yolu onun Özgürlük kabullerini anlamaktan geçer.
Demokratik özgürlük algılanış biçimimizi açıklamaya başlamadan önce özgürlük nedir, nasıl algılanmaktadır, neden vardır ve neye hizmet etmektedir şeklindeki soruları sorarak kabul alanlarımızı analiz etmeliyiz. Temel olarak özgürlük düşü, sosyal politikalar oluşturulma sürecinde toplumda olan ve hükmünü kullanma alanına dahil edilen niceliksel olarak kısıtlı fakat gücü kullanabilme yetkisi olarak geniş bir kesimce bahşedildiği kadarıyla kullanılabilir bir kavram. Bu kavram, tarihsel kimlik ve ahlak yasaları oluşturulma süreciyle büyük paralellikler taşır. Şöyle ki insanoğlunun tarih sahnesine çıkış sürecine bakıldığı zaman onun şeylere anlam verme ve ad koyma hükmüne bağlı olarak o şeylerin kaçınılmaz sonuçları karşısında tavır almak olarak değerlendirebileceğimiz ahlaki yasalar oluşturma süreci özgürlük kavramının gerçekliğini ve ona yöneliş boyutunu da yanında taşır. Bu bir yedekleme süreci değildir; çünkü taşımak karşı çıkmanın temel mekanizmasıdır. Ahlaksal ve toplumsal kararlar vermek ve bunu genel geçer kabul anlayışı olarak öne sürmek ona uymayan mekanizmayı da harekete geçirir. İşte özgürlük kavramının medeniyetler arenasına çıkış sürecini de bu oluşuma tepki olarak değerlendirmek gerekir. Tarihin oluşma sürecinin yüzyılları aşkın sınıf savaşımlarına sahne olan ezilen-ezen, sömürülen-sömüren karşıtlıklarına dayandığını belirten Alman materyalist filozof Marx’ tan bu güne kadar özgürlük alanları ve inanç değerleri çoğu zaman onun çizgisine yakın olarak sistematik analizlerle sorgulanmaya tabi tutulmuştur. Çıkar yol: Mücadele alanının genişletilip dayatılmış değer yasalarının uyumsuzluk alanlarını ifşa etmek ve bu yasaların yerine yeni toplumsal değer cetvelleri oluşturmaktan geçmek olduğu üstünde durulmalıdır. Bazen tek bir kıtada bazen tek bir ülkede veya tek bir ülke içindeki farklı bölgelerde herhangi bir ortak davranışın tepkimesi değişik şekillerde algılanıyorsa o bölgede yerleşik değer yargıların minimal ölçekte gerçekleştiğini ifade edebiliriz. Yani farklı kültürlerin aynı olaya kendi bakış açılarından takındığı tavır o farklı kültürlerin çekirdeği olan halk tabakasının zaman içinde kendi kimliksel varlığını koruduğunu bize kanıtlar. Ve bu da bir çeşit özgürlük tanımı içinde değerlendirilmelidir. Bu tanım özgürlüğün neden var olduğu sorununu açıkladığı gibi ne adına ve kime hizmet ettiğini de bir bakıma açıklar. Özgürlük baskıya karşı bir tepkimedir. Tepkimenin oluşmasına neden olan yasalarca belirlenip ve tepki guruplarınca sahiplenilip izole edilir. Geniş değerlendiriş alanlarının sosyal boyutunun serimlenmesinde kullanıldığı gibi isyana ve kendi değerlerini muhafazaya yarayan bir tür vicdan ve şükür aracıdır. Özgürlük kavramının vicdana ve şükre dayandırmamızın nedeni vicdan olgusunun bir tür yaşanan olaylara sessiz kalmayan insanın iç debelenişi olarak adlandırılmasıyken şükür kavramı halkların kendi kültürel belleklerinin atalarından çok da bağımsız olmayan bir yerde duruyor olmasıdır. Yani atalara şükran ve yaşanan acılara karşı bir tür başkaldırış olarak vicdani sorumluluk yüklenme biçimidir özgürlüğe tutkunluk savaşımı vermek. Özgürlük kavramının sürekliliği temsil etmesini ahlaki olarak yaşanan çağın ötesine geçebilmek için hiçbir girişimi veya sorgulamayı içinde barındırmamasına bağlayabiliriz. Çünkü ona yüklenen her anlam geçmişin yüzlerce yılı aşkın döneminde zorlu mücadeleler savaşını kazanan gruplardan gücünün sürekliliğini sağlayabilen en yetkini sayesinde oluşturulmuştur. Öncelikle baskı ve tahakküm araçlarının kullanılmasıyla dayatılmaya çalışılan yeni özgürlük anlayışı zamanla kendini boyun eğmeye bırakmıştır. Artık baskı altında kalan kesim sessiz kalma, boyun eğme ve kabul etme süreçlerini takip ederek hüzünlerinin amentüsünü kendileri için okuyacaklardır. Çırpınış ve sitem zaman içinde yerini çıldırış ve başkaldırmaya evirmediği müddetçe geçmişe özgü gerçeklikler kısıtlı ve dar reformlarla yaşanılan zamanı yakalayamayacaktır. Yaşanılan çağa geri kalmak özgürlük kavramının boş inanç olma durumunu ölgün suretlerde yaşatıyor olmak anlamına gelir. Ve geçmişte anlamının soluk borumuzu tıkanması olarak hissettiğimiz bu kavram gereksiz ve inançtan yoksun yeni adımlar atmaktan öteye gitmez. Özgürlük kavramının kişiselleştirilip daraltılması artık genelleştirilmeye ve medeniyetin tek sunağı olduğu belirtilen üç-beş çıkar grubu olan kapitalist sınıfın – ki bu sınıf, işçi sınıfının artık değerini kendi bünyesinde bu sınıfı sömürerek biriktirmesinin yanında, halkların özgürlük anlayışını kendi çıkarlarına uygun olarak reformize ederek onları yoksul bir düşünceye mahkum etmeye çabalamaktadır- düzenlediği zirvelerde açıklanmaktadır. Başta kıta Avrupa olmak üzere dünyanın çeşitli ülkelerinde ve onların başkentlerinde sömürüye ve bastırılmaya çalışılan değerlere karşı halk milis kuvvetleri başkaldırısı ve öğrenci ayaklanmaları yaşanmaktadır. Bu durumda özgürlük kavramının çeşitli evrelerinin farklı medeniyetlerde zaman zaman ortak amaç ve ortak mücadele anlamına geldiğini bize göstermektedir. Özgürlüğün; maddede varolup, bireyde yankılanıp ve toplumda gerçek değerini bulmasıyla gelişen zihinsel yorumlama düzeyleri; bize özgürlüğün gerçek değerinin toplumsal dönüşümlerini incelememizde geçerli önemli bir seçenek olduğunu gösterir. O halde özgürlük kavramının kültürel ve siyasallaşan yanını yani Ortadoğu ve Anadolu’daki oluşum süreçlerini kısaca incelemekte fayda duyuyoruz.
Ortadoğu’da ve Avrupa’da özgürlük alanlarını vurgulayan-kısıtlayan birkaç kısa bakış açısı:
Ortadoğu ve Avrupa düzleminde birkaç özgürlük alanından bahsederek konumuzun anlaşılmasını kolaylaştırabiliriz. Ortadoğu ve Avrupa özgürlük mücadelelerini birbirinden çok da ayırmadan ortak bir değerlendirme yapmak mümkündür. Çünkü Avrupa entelektüel birikimi filoloji ve egzotik amaçları içinde barındıran bir bakış açısıyla Doğu topraklarını ve bu toprakların üzerinde yaşayan halkların nasıl göründüklerini ne yiyip ne içtiklerini nasıl giyindiklerini ve ne türlü kültürel, sosyal, ahlaki alışkanlıklar taşıdıklarını öğrenebilmek için öncelikle tek tek zamanla geniş bir akademisyen topluluğu olarak bu toprakları ve halklarını gözlemlemek adına bu bilinmez yerlere yönelmişlerdir. Bu akademisyen grubu Ortadoğu’yu ülkelerine geri döndükleri zaman ya kafalarında kaldığı kadarıyla anlatmışlar ya “Bin Bir Gece masallarına” adeta taş çıkaracak türden öykülerle süsleyerek efsaneleştirmişler yada bu yerlerin gelişmesinde Avrupa merkezli bir kalkınma modelinin gerekliliği üzerinde durmuşlardır. Marx’ın “Louıs Bonaparte’in 18. Brumaire’i “ de ifade ettiği: “Belki de onlar kendilerini temsil edemiyorlardır ve temsil edilmeleri gerekiyor.” Yaklaşımı kapitalist zihniyet temsilcilerinin ve teorisyenlerinin bir tür ters çevirmesiyle Avrupa iktidar tabakasının ve onun aygıtlarının iştahını kabartmış, böylece Doğu bir meslek olarak algılanıp Avrupa merkezli bakış açısına göre biçimlendirmeye çalışılmaya başlanmıştır. Bu durum da beraberinde çeşitli sıkıntıların doğmasına neden olmuştur. Doğunun kültürel ve politik ritüellerini şarkiyatçı temalarda kullanmak ve bu ritüellere yeniden anlam biçmek sol kanadı temsil eden akademik çevreden sert eleştirilerin gelmesine neden olmuştur. Edward Said; Şarkiyatçılığın uydurulmuş bir “şey” olmadığını ve bilinçli bir takım akademisyen çevrelerinin ortak çabası sonucu kurulmuş bir “şey” olduğunu ifade edip Ortadoğu kültürünün fikirsel mirasçılığına soyunurken, Tanrının ölümünü bir delinin Zerdüşt’e verdiği müjdeye bağlayan Nietzsche’nin ve Kapitalizmin kendi inşasını gerçekleştirirken yığdığı kayaların altında kalarak devrileceğine inanan Marx’ın ve elbette ki XX. Yüzyılın insanını psikoanalitik kuramıyla terapiye tutup çağın belirsizliğine karşı yorumlayan Sigmund Freud’un ardılları diye tabir edeceğimiz başta Michael Faucault, Louis Althusser, Gilles Deleuze - Felix Guattari, Murray Bookchin ve Jacques Lacan gibi düşünürler; Çağın silikleşmiş değerlerinin yıkılması ve bunun da yönteminin yeni değerlerin sunulmasıyla gerçekleşeceğini belirtirken sosyalizm, tarih-kültür, toplumsal ekoloji, cinsellik, iktidar yapılanmalarına karşı meşru savunma mekanizmaları oluşturma biçimlerinin oluşturulmasına dair yeni ve etkileyici bakış açıları sunmuşlardır. Örneğin; Althusser “ideolojilerin tarihinin olmadığını” söylerken kendinin göremeyeceği fakat bizlerin çok iyi bildiği bir gerçeği SSCB ‘nin modernleşmeye ayak uyduramayarak çöktüğünü ve fakat SSCB değerlerinin ve devriminin oluşmasında gerekli olan “Sosyalizm değerlerinin” hala yaşıyor olduğu tezinin derinliği sayesinde kendi metinlerinin Avrupa’da post-modernist okumalara tutulmasından ne derece yetkin bakış açısına sahip olduğunu kavrıyoruz. Faucault için de bu geçerli. O iktidarın bir takım Panoptikon işlevi gören mekanizma çeşidi olduğunu vurgularken; büyük gözün her alanda bizleri gözetlediğini, bizleri kendi isteklerine göre bir yere oturtmaya çabaladığını ve bunda da ideolojik aygıtları yardımıyla başarılı olduğunu kanıtlar. Verdiğim örnekleri çoğaltmak mümkün fakat; asıl konumuza giriş niteliği için bu kadarı yeterli sanırım. Burada belirtmekte fayda duyduğum şey Ortadoğu’nun şekillendirilmesi ve buna göre içselleştirilip benimsenmesine dair yapılan çalışmaların açmazlarına tepki duyan ve bunu inceledikleri konularla eserlerinde işleyen düşünürler elbette ki Kürt Özgürlük Hareketi üstünde etkileyici bir konum ifade edeceğidir. Ve modern Çağ’da işlenen her bakış açısı gibi bu düşünürlerin belirtilen konulara dair fikirleri gerekli düşünsel süzgeçten geçirilip Kürt Özgürlük Hareketi içinde değerlendirildiğidir. Belirtilen olguların ışığında, Demokratik Modernite’yi bu paradigmaların bütünü üzerine kurulmuş bir “Özgürlük” şekli olarak ele alıp incelememizde fayda var.
Demokratik Modernite: Özgürlüğün gerçek haykırışıdır
Türkiye de özgürlük mücadelesini vurgulamak için 68 kuşağının ateşli savunuculuğu ve ruhunu ileri taşıyan hamle olan Kürt Özgürlük Hareketi üzerinde özellikle durmamız gerekiyor. Bu hareketin kökeni isyan ve başkaldırının sistematize olarak keskinleşmesi olarak adlandırabileceğimiz bir dönem olan özgürlük ve eşitlik adına çıkılan kavgada anlam bulmuş ve günden güne nicel – nitel boyutlarının gelişmesiyle varlığını sürdürmeye devam etmiştir. Doğu ve Ortadoğu’nun köhnemeyen ve çizgisini ender olarak değiştirmeden modern çağa uyarlayan bir hamlesi olarak tanımlayabiliriz Kürt Özgürlük ve Demokrasi Hareketini. Temel değerlendirmesini sömürge olan bir ülkenin kurtuluşuna adayan fikir hareketi olarak adlandıran ve zamanla genel halk mücadelesini kendi içinde tanımlayıp kabul etmesiyle milliyetçi değerlerin ötesine geçmeyi başaran bu hareket, özgürlük adına atılan adımların birlikteliğiyle toplumsallığını ve halkların ortak mücadele alanlarını vurgulamaktan bir adım bile geri kalmadığını zamanın unutan kısmı olan ötelemekten sıyırır. Düşüncesinin kökeni yada çocukluk çağı olarak adlandırabileceğimiz “Sosyalizmin halklar için tek kurtuluş şiarı, şiarın kendisi” edinilerek mücadele edildiği dönemi oldukça geride bırakan Kürt Özgürlük Hareketi , zamanla bu düşüncenin gerekliliğini vurgulamakla birlikte, kendi fikirsel kimliğinin yerleşip sürekliliğinin sağlanması için farklı bileşenlere de ihtiyaç duyulmasının kaçınılmazlığı karşısında modernizmin gelişen fikir akımlarından etkilenerek politik sınama alanını daraltan ve gerçekliği öteleyen düşünce yapılarından kendini arındırmıştır. Kürt Özgürlük Hareketi, sosyalizmin temel unsurlarını göz ardı etmeyip kendi düşüne yardımcı olan paradigmatik yöntemlerin bileşenlerini kullanarak değişen ve sermayenin sürüklediği alana doğru evrilen yeni dünya düzeni dengelerine karşı mücadelesini modernleştirerek vermektedir.
Son yenilenişin adı: Demokratik Modernite’dir. Demokratik Modernite; ölüme başkaldırıp, yaşam adına göz kırpmadan bencillikleri geride bırakıp toplumsal düşleri genelleştirmektir. Bu kavram salt sosyalizmin yeni bir yorumu ve devamı niteliğinde değildir. Sosyalizmi sermayenin kirinden arındırma hamlesi de değildir. Ortadoğu ve Anadolu halkları adına iktidar mekanizmasını algılayış ve çözüme yönelik bir tür bileşkenin kendidir. Peki bu bileşke nasıl bir alana uygulanmak isteniyor yada Anadolu ve Ortadoğu neyi ifade ediyor? Anadolu ve Ortadoğu için çözümü geniş ve sert sınırlarla çizilmiş zor bir denklemdir yakıştırmasında bulunabiliriz. Ve buralarda çatışmacı anlayış da yaşıyor olmanın gerçekliğinin ölüme yönlenen soğukluğudur. Bu toprakların her yanı kan, ateş, gözyaşı, barut ve isyan kokar. Bu topraklarda dehşet, tüm kokusuyla hayallerde tasarlanan kurgulamaları gerçeklik olarak gözler önüne serer. Ve yine bu topraklarda bireylerin toplumsallık dışındaki hayatlarının herhangi bir anlamı olmadığı gibi mücadele edilen amacın da bazı gruplarca ne olduğu zamanın akışına gömüldüğü gerekçesiyle çoğu defa hatırlanamamaktadır. İşte Kürt Özgürlük Hareketi’ ün içinde bulunduğu kuşatma zamanın belirsizliğine duyulan yerleşme arayışıdır. Kürt Özgürlük Hareketi net sınırlarla çizilmiş bir bilinçlilik çevresinde mücadelesini sürdürürken modern zamanlara ayak uydurma zorunluluğunun da dünyayı takip etmekten geçeceğinin farkındadır. Bu farkındalık düzeyinde sürdürülen mücadelenin de sürekli yenilenmesi ve uyarlanabilmesi gerektiği göz ardı edilmemektedir.
Son tahlilde; Kürt Özgürlük Mücadelesi’nin savaşımını verdiği modernizmi boynuzlarından yakalayabilme ve ona diz çöktürebilme isteği işte bu ölüm ve yaşam denkleminin bağıntısında çözümlenmeyi beklemektedir.
Bu makale 2553 kez okundu Yükleniyor...
|