|
SON DAKİKA
Bitlis'te 35 Korucu Silah Bıraktı!
Korucular İçin Geniş Çaplı Operasyon
Bitlis'te 6 Korucu Kaçırıldı!
Bitlis'te Neden Kiler Market Yok?
Van İçin Uzun Bir Kış...“Van’ın soğuğu affetmez oğul. Yakaladı mı bırakmaz Van soğuğu. Bu yaşa geldim, bu soğuğa direneni görmedim oğul”
Hişyar Barzan Şerefhanoğlu'nun Haberi
23 Ekim saat 13.41 de merkez üssü Tabanlı köyü olan 7.2’lik depremle sarsılan Van, aradan 17 gün geçtikten sonra bu kez 5.6 şiddetiyle sallandı. 17 gün içinde yaşanan her iki depremde toplam 644 kişi ölürken, 4 Bin 182 kişi yaralandı ve 3 binden fazla bina da yıkıldı. Avrupa Orta Çağ aydınlanması sırasında Hıristiyan din adamlarının ölümle ilgili anlattıklarını eleştiren bir düşünür şöyle demişti: ‘’Ölüm hakkında anlatılanlar, ölümün kendisinden bile daha korkutucudur.” Van’a doğru yolculuk ederken, 17 gün arayla sallanan Van için; yıkıcı olanın deprem olmadığı, asıl yıkımın deprem sonrasında yapılamayanlar ve sarf edilen sözler olduğunu bir kez daha gördüm. Van’da yaşanan depremlerle ilgili en ufak bir bilgisi olmayanların bile Van’a yolculuklarında fark edebilecekleri ilk gerçek, trafiğin akışına bakarak bile ortaya çıkıyor. Van’a gidiş yönünde seyrek olan araçlara karşılık, Van’dan çıkan araçların uzun konvoylar halindeki ağır işleyişi Van’dan kaçışın ilk göstergesi. Yolun her iki yanında duvarları patlamış, kolonlarında derin çatlaklar olan ve kimi zaman birbirine yaslanmış binalar, detaylı bir inceleme yapmaya gerek duymadan 17 gün arayla 2 defa sarsılan Van’da neler olduğuna dair ilk ipuçlarını sunuyor. Van otogarına girişten itibaren sizi karşılayan büyük insan kalabalığı Van’dan kaçışın bireysel değil, kentte yaşayanların tamamı tarafından oybirliği edilmiş bir karar olduğu göze çarpıyor. Van otogarındaki hareketlilik, Ortaçağ Avrupası’nı kasıp kavuran ve milyonlarca insanı yurtlarından eden veba salgınından kaçışı andırıyor. Toplumun her kesiminden Van’lı ile karşılaşabileceğiniz Van otogarındaki alışılmışın dışındaki bir başka gözlem de sanırım yolcu karşılamaya yada kimsenin birini yolculamaya gelmemesiydi. Hoşçakal kelimesine alışık olan Van otogarı, ilk defa “el veda” kelimesini bu denli yoğun ve gerçekçi kullanıldığına şahit olmuştur. İnsanlar geriye dönmemek üzere Van’dan ayrılıyorlar… Kent merkezinde depremin etkileri hakkında fikir edinmek üzere gezerken insanlar arasında sınıf farklılıklarının ortadan kaybolduğunu görebiliyorsunuz. Yan yana 2 çadır içinde işsiz yada günlük işlerde çalışan; normal hayatında akşam eve 10 ekmek götürebilme telaşında olan biri kalırken, hemen yan tarafında uzun vadeli yatırımlar yapan; ezbere euro-dolar çapraz kur hesaplamasını yapabilecek kadar her günü para ile geçen kentin hatırı sayılır bir esnafının çadırını görmek mümkün. Her şeyin depreme endekslendiği Van’a gelen yabancıların, depremin insanlar üzerindeki psikolojik etkilerinin ne denli kuvvetli olduğunu gözlemleyebilecekleri yerlerden biri yollar. Depremi yaşamamış yada Van’a dışarıdan gelmiş insanlar kaldırımlardan yürürken, depremi yaşayanlar ise olası bir deprem anında yıkılması muhtemel binaların enkazından kendilerini korumak için orta refüjden yol alıyorlar. Eski kalabalığından, coşkusundan, canlılığından uzak ve adeta hayattan kopmuş olan; 20 gün önce Van’ın kalbi diye adlandırılan Cumhuriyet Caddesinde gezinirken müşteri çekmeye çalışan esnafın eksikliğini fark ediyorsunuz. 3 hafta önce ışıklı tabelaların süslediği dükkan camlarındaki yoğun toz katmanı nedeniyle dükkanların içini görmeniz mümkün değil. Cumhuriyet Caddesinin gerçek sahipleri diyebileceğimiz kaçak sigara satıcıları, işpotacılar ve ayak üstü atıştırma imkanı sağlayan bol dumanlı tezgahların bir çoğununun eksikliği fark ediliyor. Bol gürültülü, bol dumanlı caddenin gündeminde tek konu var, o da Van’ın boşaldığı ve bir daha asla ayağa kalkamayacağı. VAN BİR DAHA ESKİ VAN OLMAYACAK… Van’ı terk eden kent sakinleri ile ilgili yapılan haberlerin gerçeği yansıtıp yansıtmadığını, Sanat Sokağında bulunan az sayıdaki işportacı esnafa sorduk. Deprem öncesi günlük ortalama 20 karton satan sigara satıcıları, depremin ardından günde 5 karton dahi satamadıklarını söylediler. Sigara satıcılarının satışlarına bakarak bu haberlerin doğruluğuna şahit oluyoruz. Kaçak sigara satıcılarının satışlarını baz alarak yapılacak kaba matematik hesaplamasıyla kentin 5’te 1’inin, yani 500 Bin kişilik kentin 100 bin kişisinin kenti terk etmediğini söylemek mümkün. Kenti terk etme hazırlıkları içinde olanlarla görüştüğümüzde, depremin yarattığı bir başka trajediye daha şahit oluyorsunuz. Kenti terk etmek için eşyalarını kamyonlara yükleyenler arasında bölünmüş çok sayıda aileye de rastlamak mümkün. Evini toplayıp kamyona yükleyen 44 yaşındaki esnaf Habip Ateş de deprem sonrasında bu aile trajedisini yaşayanlardan birisi. 25 yıllık esnaf Habip Ateş, kullanılamaz hale gelen evini bundan birkaç sene önce aldığını, depremle birlikte evini, işyerini ve 25 yılın tüm birikimini kaybettiğini belirterek, eşi ve çocuklarını daha güvenli olduğuna inandığı Iğdır’a yollamak zorunda kaldığını söylüyor. İlk depremin ardından yıkımı yaşamalarına karşın yine de kentte kalıp kaybettiklerini tekrar kazanabileceklerini, uğradıkları maddi zararı telafi edebileceklerine inanmalarına karşın ikinci depremle birlikte evi ve işyeri gibi yerle bir olduğunu söyledi. “Van bir daha eski Van olmayacak” diyen Habip Ateş çocuklarını Iğdır’a yollarken kendisinin Van’da kalma gerekçesinin inanmadığı bir umut olduğunu belirterek kendisinin de yaza kadar arabasında kalacağını söyledi. Evindeki ağır hasarı anlattığımız Habip ateş’in söyledikleri ise ilk deprem sonrası yetkililere yöneltilen “hasar tespiti çalışmaları dahi doğru yapılamadı” eleştirilerini doğrular nitelikte. İKİNCİ DEPREM UMUTLARI DA YIKTI Yetkililerin binaların dışından bakıp, derinlemesine bir çalışma yapmadıklarını belirten Habip Ateş, ‘’Mahallemize gelen yetkililer, binalara dışarıdan bakarak bizlere evlerimizde çatlak olup olmadığını sormalarının ardından bölgeden uzaklaştılar. Evlerde kalmamız yada kalmamamız için bir açıklama bile yapılmadı bizlere. 2’nci deprem şayet birkaç saniye daha sürmüş olsaydı, ölü sayısı 10 binlerle ifade edilecekti. Yaşanan ikinci deprem kesinlikle 5,6 olamaz. Tespit yapan yetkililer, gözlemden başka bir şey yapmadılar.” Deprem nedeniyle evini toparlama telaşında olanlar arasında biri vardı ki, onun ev toplama telaşı bir nakliye hizmetinden daha çok bir cambazlığı andıran Mahmut İlgin. Hacı Bekir mahallesindeki 2 katı toprak altına gömülen 6 katlı yan yatmak üzere olan bir apartmanın son katındaki evindeki eşyaları vinçle taşıyan Mahmut İlgin dA Habip Ateş gibi yaşanan 2’nci depremin şiddetinin 5,6 olmadığı yönünde. Habip Ateş gibi ilk depremin şokunu üzerlerinden attıktan sonra kayıplarının telafisine yönelik umutları olduğunu belirten İlgin, 5,6’lık son depremin sadece Van’ı ve evlerini değil; umutlarını da yıktığını söylüyor. Eşya taşıma telaşı içinde sorulan sorulara kısa kısa cevaplar vermekle yetinen İlgin, alıştığım telaşe halinden farklı olarak hasar tespiti hakkındaki sorularıma daha fazla zaman ayırma gereksinimi duydu. İlk depremin ardından yetkililerin yüzeysel bir inceleme yaptıklarını, sonrasında Van Belediyesinden gelen yetkililerin binaya oturulamaz raporu verdiklerini belirten İlgin, belediyenin kendilerine uyarı yapmasıyla onlarca insanın hayatının kurtulduğunu söyledi. 7,2 olarak açıklanan ilk depremde kendilerini rahatlıkla sokağa atabilmelerine karşın richter ölçeği daha az açıklanan (5,6) ikinci depremde kaçmaya dahi fırsat bulamadıklarını, misafir olarak kaldıkları evde deprem esnasında ev zeminin ayağının altında kaybolduğunu söyleyen İlgin, ikinci depremin şiddetinin 5,6 olduğuna inanmadığını söyledi. İkinci depremde yıkılan Bayram Otelinden geride kalan enkaz yığınları arasında bir bankaya ait müşteri dosyalarını yakarak ısınmaya çalışan 2 kişi ile konuştuğum sırada kolumdan beni çekiştire çekiştire çay içmeye davet eden İran Çarşısındaki bir esnafın anlattıkları hayli ilginçti. Ab-ı Hayat Suyu’nun esrarına sahipmişçesine büyük bir heyecanla söze başlayan Vanlı esnaf, yaşanan 2 depremin doğal nedenlerle değil; devletlerarası çekişmenin bir ürünü olduğunu iddia ediyor. Aslında sadece bu esnaf değil, çoğu kişin depremle ilgili garip teorileri var… Yıkılan Bayram Otelin enkazındaki kalabalığı görünce, o bahaneyle hemen iş yerinden ayrıldım. Enkazı daha yeni kaldırılmış olan otel civarında “bir şeyler bulurum” umuduyla gezinen kalabalığın arasına karıştım. Fotoğraf çektikçe ilk başlarda çekinen kalabalık, sonrasında tepki göstermeye başlayınca oradan uzaklaştım. Van Valiliği önünde yüzlerce metre uzunluktaki kuyruk dikkatimi çekti. 50 liralık iaşe bedeli için yüzlerce metrelik kuyrukta sırasını bekleyenlerin ortak şikayeti devletin kendilerini unuttuğuydu. Devlet yetkililerinin kendilerini açlık ve soğuğa terk ettiklerini, 50 liralık iaşe bedelinin çok olmamasına karşın her şeylerini 25 saniyede yitirmiş olmaları nedeniyle bu yardımın kendileri için çok önemli olduğunu söyleyen depremzedeler Van Valisi Münir Karaloğlu’nun depremden çok öncesi istifa etmesi gerektiğini söylediler. Üst üste 2 deprem yaşamış olan Vanlıların hayatlarında depremin söküp atamadığı tek gerçek, sanırım yeni demlenmiş koyu kaçak çaydan başkası değil. Kuyrukta bekleyenler için tepsilerde getirilen sıcak çayların buharı bile havaya karışmadan üçer, beşer depremzedeler tarafından kapışılırken, bu kez yanıma çevik kuvvet şubesinde çalışan bir polis memuru geldi. POLİSLERLE İLGİNÇ SOHBET Bildik polis tepkilerine alışık olduğumuzdan kuyrukta bekleyenlerin fotoğraflarını çekmemden rahatsızlık duyduğunu sandığım polis memurunun nazik çay içme daveti beni fazlasıyla şaşırttı. Kriz masasına çevrilmiş Van Valiliği’nin birinci katında üfleseniz çökecek, kolonları patlaklarla dolu 6 m²’lik küçük bir odada 5 çevik kuvvet polisi ile sohbete başladık. Kendilerinin de depremzede olduğunu, depremden en fazla etkilenen kesimin kendileri olduğunu belirten polis memurlarının anlattıklarını ilk başlarda ‘sorun çıkmasın’ diye dinlerken; polislerin kendilerinin de çadır çaldıklarını, kimi zaman vatandaşın malını korumaları gereken yağmacı güruha kendilerinin de karıştıklarını söylemeleri üzerine fark ettirmeden ses kaydını açarak anlattıklarına kulak verdim. Depremin ilk gününden bu yana görev başında olduklarını, içinde bulundukları stres nedeniyle birçok polisin kendi tabiriyle “birbirlerine sıktıklarını” söyleyen polisler, o günkü müdahalenin gereksiz ve yersiz olduğunu söylediler. Polisler mevcut sıkıntıların devam etmesi halinde birkaç ay sonra yaşanabilecekler üzerine bir tahmin yürütmesini istediğimde psikolojik destek verilmemesi, kayıpların karşılanmaması ve kendilerinin de birer depremzede olduğunun hatırlanmaması nedeniyle protestolar yapabileceklerini söylediler. Kamuyu korumakla yükümlü olan polislerin kimi zaman çadır çaldığını, kendisinin de bugüne dek 3 çadır çaldığını söyleyen polis memurlarından birisi, ‘’Çadır da çaldık, yağma da yaptık. Polisiz, ama bu da bir yere kadar. Bizlerin de depremzede olduğumuz unutuluyor. Hala çadır alamayan polisler var. Çadır alamayan polis yıkılmak üzere olan evine gidip yatacak değil ya? Mecburen gidip çadır çalıyoruz. Yeri geldiğinde yakacak için odun ve tahta, yiyecek için de marketlerden bulduğumuzu aldığımız oluyor. Bir yerde yağma ama çaremiz yok” sözleriyle durumun vehametini gözler önüne seriyor. Devlet otoritesinin temelinden sarsıldığının en açık göstergesi olan bu sözlerin şaşkınlığını atamadan söze giren bir başka polis de, ilerleyen zamanlarda polis intiharları ile polislerin vatandaşa yönelik “cinnet” geçirerek sebepsiz saldırıları olabileceğini söyledi. Bunun en açık kanıtının birkaç gün öncesinde ekip otosunda devriye gezen polislerden birisinin ekip arkadaşını silahla yaralaması olduğunu söyledi. PROJELERİ VAN’I BOŞALTMAK Polislerin odasından ayrıldıktan sonra bir üst katta konuştuğum afet koordinasyon kurulu yetkilisi ile görüşme imkanım oldu. Depremin kendilerini hazırlıksız yakaladığını söyleyen yetkili, suçlunun ikinci deprem olduğunu söyleyince tebessümle neden ikinci depremin suçlu olduğunu sordum. İlk depremde yaşanan sıkıntıların zamana yayılarak, bürokrasinin hazırlıksız yakalanmasını bir şekilde kamuoyunun gözünden kaçırabileceklerini planladıklarını söyleyen yetkili; ikinci depremle beraber planlarının suya düştüğünü, bu nedenle açık hedef haline geldiklerini söyledi. Yeni stratejilerinin ne olduğu yönündeki soruma Van’ı boşaltmak olduğunu söyleyen yetkili, son dönemlerde devlete ait tesislere depremzede yerleştirilmesinin Van’ı insansızlaştırmaya yönelik bir adım olduğunu, yardım organizasyonunu yapamayan Van Valiliğinin yardım yapacak insan sayısını azaltarak oluşabilecek tepkilerin önüne bu yolla geçmeye çalıştığını söyledi. Bir devlet projesi olan devlet tesislerine depremzedelerin yerleştirilmesi fikrinin kendileri açısından büyük avantaj sağlayacağını, tepkilerin yoğunlaşmaması için kendilerine ilk etapta 5-6 aylık bir rahatlama fırsatı sunacağını belirten yetkili, 5-6 aydan sonra devletin bir şey yapmasa bile bu tesislere yerleştirilen depremzedelerin bir şekilde normal hayata adapte olacaklarını; bu yolla da yardım yapılacak insan sayısının asgariye çekileceğini söyledi. “Miskinler kampı” olarak değerlendirdiği tesislerin bir işe yarayacağını umduğunu bekleyen yetkilinin söylediklerinin analizini yapmaya pek gerek yok sanırım. “Devlet değiştirmekten çok yıkmak isteyen kimselerin işidir. Dünyanın birden düzeleceği yoktur; ama devlet kendini sıkan şey karşısında o kadar sabırsızdır ki, her ne pahasına olursa olsun ondan kurtulmak ister” diyen Cicero’nun haklığı ve devletin sinsi esnaf ya da esnafın “aptal turiste” attığı kazığa benzer bu oyunun ne kadar başarılı olabileceğini önümüzdeki günlerde göreceğiz. Valilikten sonra gittiğim Van Belediyesi de depremin şaşkınlığını ve koordinasyonsuzluğu derinden yaşıyor. Depremden zarar gören Van Belediyesi hizmet binası yerine apar topar bir başka birime taşınan Van Belediyesi’nde büyük bir gönüllü kalabalığı olmasına karşın, burada da koordinasyonsuzluk had safhada. Görüşmek istediğim Van Belediye Başkanı Bekir Kaya’ya bürokrasiyi aşıp ulaşamayınca Başkan Yardımcısı Abdurrahman Doğar ile deprem üzerine konuşma imkanım oldu. Başkan Yardımcısı Doğar ile yaptığımız görüşme, kamuoyunun Van’da olan biteni bütün çıplaklığıyla ortaya sermesi bakımından faydalıydı. Önümüzdeki günlerde yayınlayacağımız bu görüşmede devletin ve iktidarın üst üste 2 deprem yaşanmış olmasına karşın Belediye’nin AKP’li olmaması nedeniyle yaşadığı sorunlar, neden Van’ın insansızlaştırılmak istendiğini Doğar ile sohbet etme imkanım oldu. BÜTÜN GAZETECİLERİN ORTAK SORUNU VAN VALİSİ’NE ULAŞAMAMAK Havanın kararmasıyla birlikte saat 16.00 olmasına karşın açık bir dükkan, hatta sokaklarında tek bir kediye bile rastlamamak Serhad’ın kalbi Van için hayli hüzünlüydü. Girdiğim her sokakta daha bir derinden hissettiğim bu hüzünle, Van Times Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Selim Arafat tarafından ayarlanan çadıra geçerek dinlendim. Çadır hayatının bütün korkutuculuğuna karşın, basın çadırındaki konfor ve sabah sıcaktan ter içinde uyanmam, Van’da yaşadığım bir başka şaşkınlık oldu benim için. Kentte yeni gelen gazeteci grubunun daha sorumluluk sahibi olması, medya maymunluğu yerine gerçek gazetecilik yapma çabaları dikkat çekiciydi. Medya çadırında konuştuğum bütün basın mensupları devletin çaresiz kaldığı konusunda hem fikirdi. Özellikle Van Valisi Münir Karaloğlu hakkındaki gazeteci yorumlarını, Vali Karaloğlu’nun dinlemesini özellikle isterdim. “Taş olsa orta yerinden çatlar” denen cinsten eleştirilerin yoğunlaştığı Van Valisine ulaşamamak bütün gazetecilerin ortak şikayetiydi. Hacu Bekir Mahallesi civarında yeni oluşturulmaya çalışılan bir çadır kente doğru yürümeye başladım. Çadır kentin önünde eli silahlı bir asker tarafından çevrildim. Fotoğraf makinemi teslim etmem halinde çadır kente girebileceğimin söylenmesi üzerine “emir böyle, anlamam ben” aptallık duvarını aşmaya çalışmanın anlamsız bir tartışma olacağı için makinemi imza karşılığı teslim ederek çadır kente giriş yaptım. Her çadırın önünden geçişimde, içeriden bir dramın yükseldiğini hissediyorsunuz. Hastası olanın, hastası için huzurlu bir ölümü dilediği; adeta bunun için yalvardığı bir çadır kent. VAN’IN SOĞUĞU AFFETMEZ OĞLUM Konuk olduğum çadırlarda, depremden daha çok deprem sonrasında yaşananlar ortak şikayet konusu. Koordinasyonsuzluk, çadır dağıtılmaması, yiyecek yokluğu ve soğuktan korunamamak ortak şikayetler olarak göze çarparken; depremzedelerin öfkelerinin merkezinde depremden fazla acıtan sözlerin sahipleri vardı. Bin bir beddua eşliğinde Müge Anlı, Erman Toroğlu gibi ekranların bilindik yüzleri başta olmak üzere; kabinenin boş konuşan bakanı olarak nam salan İç İşleri Bakanı İdris Naim Şahin, performans sanatçısı edasıyla deprem hakkında değerlendirme yapan Beşir Atalay ve Van’ın afet bölgesi ilan edilmeyeceğini açıklayan Başbakan Erdoğan’a çadırlardan yükselen bir öfke haykırışı vardı. Soğuğa dayanıklılık testlerinin bir benzerinin burada uygulandığını anımsatan çadır kentlerde her çadırın önündeki semaverlerde demlenen çaylar, depremzede Van halkının hayata tutunmaya çalıştığının tek lüksü gibi. Bol çamurlu, bol soğuk ve öfkeden taşmak üzere olan, bir kıvılcımın öfkeyi açığa çıkaracağı çadır kentin hemfikir olduğu tek konu kışı çıkarmanın imkansız olacağı. Depremde kaybedilmeyen canların soğuktan kırılacağını belirten çadır kentin yaşlı yüzlerinden Vahdet amcanın söylediği sözler umarız yetkililerin kulağına ulaşır. “Van’ın soğuğu affetmez oğul. Yakaladı mı bırakmaz Van soğuğu. Bu yaşa geldim, bu soğuğa direneni görmedim oğul” diyen Vahdet amca bahara kadar çadırlardan her birinden en az 1 ya da 2 cenaze çıkacağını 75 yılın tecrübesine dayanarak söylüyor. Çadır kent tutsakları ile sohbetimin ardından Bitlis’e dönmek için tekrar Van Otogarı’na gittim. Kalabalıklar halinde bankoların önünde bekleşen insanlar, bir an önce Van’ı terk etmek istiyorlardı. Yıllarca bağrında büyüdükleri Serhad’ın yücesi Van’ın bağrından birer birer kopan evlatlarının bir tek isteği vardı; o da bir önce dönmemek üzere Van’ı terk etmek! Bilet bulma telaşı içindeki Vanlılarla konuştuğumuzda ağızlardan dökülen ilk cümlenin, “Artık Van ayağa kalkamaz” demesi yürekleri burkuyordu… Orta sıralardan yükselen, “Balaban Jandarması’nın zulmünü bile özleyeceğim” diyen adamın iç çekişi Van’a duyulan özlemin özetiydi. Uygarlıkların başkenti, Urartu’nun Tuşbası, Ermenilerin hasreti, Kürt halkının Serhad’ının başkenti Van’dan kalkan her bir otobüs adeta Van’ın bağrını yırta yırta ayrılıyordu. Hoş geldin’i olmayan, elvedası çok olan bir otogar artık Van Otogarı… ...zazazenderli, 6 ay önce yorumladı
devlet yardımcıları olmadı allah yardımcıları olsun.
İLGİLİ HABERLER
İlgili Haberler
|